![]() |
![]()
|
![]()
|
||||||
| Bilgi Deposu Gerekli, Gereksiz.... Merak Ettiğimiz, Neden diye sorduğumuz bütün soruların cevaplarını bu başlık altında bulacağız. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Mareşal
![]() ![]() |
Tesiri her geçen gün azalmakla birlikte
günümüzde halen belli çevrelerce ısrarla sürdürülen evrimci biyoloji görüşüne göre hayvan grupları arasında omurgasızlardan omurgalılara balıklardan memelilere fareden maymuna doğru mükemmelliğin ve gelişmişliğin arttığı iddia edilerek evrim teorisine destek aranır ve her nedense de çoğu kimsenin aklına ‘kendi kendine mükemmele gidiş” olup olamayacağını sorgulamak gelmez. Hayvanlar arasındaki gelişmişlik ve geri kalmışlıkla ilgili tartışmalar her ne kadar biyolojik görülse de biraz dikkat edilince aslında meselenin tamamen ideoloji ve dünya görüşü çerçevesinde cereyan ettiği anlaşılır.İleri sürülen iddia cansız elementlerin tesadüfi karışımıyla ortaya çıkan protein çorbasından yine tesadüfen hücre organellerinin hücrenin bir hücreli canlıların oluştuğu ve bunların da tesadüfi mutasyonlar ve acımasız bir tabii seleksiyonla zaman içinde devamlı mükemmelleşerek geliştikleri ve bu sürecin sonunda insanın da maymunlarla birlikle ortak bir atadan rastgele oluştuğudur. Sinek kanadına bakan zoologlar ondaki ince sanatı ve çok mükemmel mühendislik kabiliyeti gerektiren özellikleri görünce şu ayeti tekrarlamaktan kendini alamazlar "...0 Allah'dan başka yalvarttıklarına (var ya) onların hepsi bir araya toplansalar bir sinek dahi yaratamazlar..." (Hac 22/73)Hayvan grupları arasındaki derece ve mahiyet farklarını nazara alarak gruplandırmalar yapmak ve bunları kendimizin koyduğu belli ölçülere göre hiyerarşik olarak sınıflandırmak biyolojinin temel dallarından sistematiğin işidir. Bundan dolayı hayvanları sınıflandırmak iki milyondan fazla türü tesbit edilerek isimlendirilmiş bir alemin içinde boğulmadan anlama ve hikmetlerini ortaya koyma bakımından önemli olduğu gibi onların inceliklerini anlama bu husustaki ilmi araştırmaları bir zemine oturtma bakımından da gereklidir. Böylece binlerce temsilcisi olan bir hayvan grubundan birkaç türü incelemekle o grup hakkında genel bir malümat elde etmemiz ve nisbeten külli kanunlara ulaşmamız mümkün olur. Mesela bir güvercini incelemekle bülbülden kartala kolibriden albatrosa kadar bütün kuşlar hakkında temel özellikler bakımından genel bir bilgi edinilmiş olur. Ancak bu temel özellikler dışında her kuş türü diğerinden farklı anatomik zoolojik ve aaaabolik özelliklere kendine has davranışlara sahiptir.Sistematik çalışmaların bu açıdan faydasını gözardı etmek ne kadar yanlışsa bunun yorumunu peşin hükümle hemen evrimci bir bakışa indirgemek de o kadar yanlıştır. Bu çerçevede evrimci dünya görüşünün dayandığı hayvanlar arasındaki gelişmişlik-geri kalmışlık iddiaları ise tamamen şahsın peşin kabulüne bağlı izafi ölçülerdir. Bir hücrelilerden memelilere kadar vücut sistemlerindeki genel kontrol mekanizmalarına baktığımızda aaaabolik olayların kontrol sistemlerinin sayısında ve işleyiş mekanizmalarında özellikle de hormon ve sinir sistemlerinde bir kompleksleşme görülür. Ancak bu kompleksleşmeyi tesadüfen ortaya çıkan gelişigüzel bir ilerleme gibi görmek mümkün değildir. Zira her türlü gelişme ve ilerleme hamlesinin arkasında muhakkak çok geniş bir ilim ve bir gayeye yönelik irade gerekir. Tam bir ilim ve kudret tecellisinin görüldüğü canlılık mayası veya hayal hamuru diyebileceğimiz malzemeden çok küçük tasarruflarla hem birbirine benzer hem de farklı canlılar ortaya çıkarılmaktadır. Toprak solucanından insana kadar binlerce canlının kanında oksijen bağlayıcı olan hemoglobin gibi bir dev molekül veya hemen hemen bütün hayvanlarda bulunan solunum enzimleri gibi yaygın kullanılan birliğin görüntüsü olan benzer yapı taşlarıyla birlikle her türe her cinse veya her sınıfa ait ayırıcı özellikler de bulunmaktadır. Ancak bu ortak moleküller bile değişik derecelerde irade ve takdirin görüntüsü olarak kısmi farklılıklar göstermektedir.Bu açıdan bakıldığında kriter aldığımız veya nirengi noktası kabul ettiğimiz özelliklere göre mükemmellik ve basitlik ölçüleri her hayvan grubu için çok değişkendir. Mesela koku alma duyusu bakımından ele aldığımızda omurgalılar içinde köpek balıkları bugünkü bilgilerimize göre nisbi olarak en mükemmeldir. Beyinlerinin ön kısmında bulunan koku lobları çok iri olan ve deniz içindeki bir miktar kanın kokusunu sekiz km gibi bir mesafeden hissedebilen bir köpekbalığı yanında mükemmel kabul edilen bir insan çok zayıf ve gelişmemiş kalır. Bu açıdan bir hayvan sistematiği yapacak olsak köpekbalığını en üste yerleştirmemiz gerekir. Fakat aynı köpekbalığı görme duyusu bakımından ise zayıf kalır; bir kartal gökyüzünde iki kilometre yüksekten yerdeki bir tavşanı görebiliyorsa bu takdirde insan da yine çok gerilerde ve basit bir canlı gibi kalır. Gecenin zifıri karanlığında ultrasonla avını bulan yarasa veya infraruj (kırmızı altı) gözlerle fare yakalayan bir çıngıraklı yılan da bu özellikleri bakımından insandan çok daha mükemmel canlılardır.Bir an için insan kendisini sineklerden biri yerine koysa ve sinekler dünyasına girip onlarla konuşmaya başlasa şunlar söylenemez mi? “Şu insanoğlu denen mahluklar amma da basit ve geri canlılar! Bir türlü uçarmıyorlar uçak diye bir alet yapmışlar inişte ve kalkışta bir sürü problem çıkarıyor havada bir takla bile atamıyor halbuki biz sinekler daracık yerde on takla atıyor istediğimiz yere iniyor tutunuyor ve kalkabiliyoruz. Bizim kanadımızdaki sanat inceliğinin onda biri bile onların uçağının kanadında yok!” Bu durumda uçma özelliği bakımından sinek mi yoksa insan mı daha mükemmel düşünülmesi gerekir. 100 metre yüksekten su içindeki balığı görerek dalışa geçen ve tam bir zamanlamayla avını yakalayarak yükselen beyaz başlı deniz kartalının bu mükemmel davranışı basit bir özellik midir?Misaller daha çok artırılabilir: Bir arının da şunları söylemeye hakkı yok mudur: “Benim gözü kapalı çizdiğim altıgenleri bu garip ve beceriksiz insanlar bir sürü hesapla ve cetvellerle zor çiziyor benim yaptığım şifalı bala muhtaçlar bir türlü aynısını yapamıyorlar.” Aynı şekilde bir verem veya sıtma mikrobu insanı hasta edip ölümüne sebep olursa bir hücreli bir mikrop insandan daha mükemmel görülemez mi? Bizim oksijen tüpü olmadan dalamadığımız veya dalsak bile kısa bir süre sonra çıkmak zorunda kaldığımız denizin derinliklerinde çok rahat hayat süren balıklar bu kabiliyetleri açısından bizden daha mükemmel canlılar değil midir? Karada koşan havayı teneffüs eden kırlarda gezen dört ayaklı hayvanlar da bu özelliği bakımından balıktan daha mükemmeldir.Bir an için çok basit zannedilen böcekler dünyasına girdiğimizi farzedelim: Arılar termitler ve karıncalar gibi böceklerin sürdürdükleri sosyal hayat nizamındaki dayanışma haberleşme fertlerin cemiyet nizamı için kendilerini feda etmede gösterdikleri tartışmasız itaat yuvalarında tesis edilmiş bulunan sistemde her ferdin vazifesini aksatmadan yerine getirmesi gibi bir cemiyet hayatını insanların henüz tesis edemediğini görünce kimin basit kimin mükemmel olduğu hususunda ister istemez değer yargılarımız değişmeye zorlanmaktadır. Bu yüzden bazı sosyobiyologlar sosyal hayat süren bir böcek topluluğundaki her bir ferdin beyninin omurgalı hayvanların beynindeki bir sinir hücresine tekabül ettiği ve cemiyetin tamamının bir beyin gibi düşünülmesinin uygun olacağı şeklinde bazı garip iddialar ileri sürebilmektedirler. Denizlerin muhteşem yaratığı köpekbalığı torpil şeklindeki vücut yapısından mükemmel hassasiyetteki koku atma duyusuna kadar her özelliğiyle tamamen yaşadığı ortama uygun şekilde yaratılarak seçilmiş olduğunu göstermiyor mu?Bu tartışmada en çok üzerinde durulan konu sinir sistemi ve beyine ait kompleksliğin artışıyla gelişmişlik ve geri kalmışlığın nisbeten doğru orantılı olarak görülmesidir. Ancak beyin ağırlığı beyin-vücut ağırlıklarının birbirine nisbeti gibi özellikler bazen bu münasebeti doğrular gibi görünse de çoğu zaman da aldatıcı olmaktadır. Özellikle memeliler için geçerli gibi görünen bu hususiyette nirengi noktası insan kabul edildiği için beyinleri insandan daha küçük olan memeliler daha basit kabul edilmektedirler. Halbuki buradaki esas fark insan beyninin konuşma hafıza ve düşünme gibi ‘yüksek’ fonksiyonlarında yatmaktadır. Fakat burada gözden kaçan çok önemli bir nokta var: Bir mimar önce mükemmel bir bina yapıp sonra onun fonksiyonlarını tesbit etmez. Aksine göreceği fonksiyona göre bina yapar. Diyelim ki önce herhangi bir bina yapıp sonra onu ev olarak kullanmak yerine ev fonksiyonu görecek bir bina yaparız. Yine herhangi bir binayı mesela uzay merkezine çevirmez tam tersine kendine has özelliklerine göre bir uzay merkezi yaparız. Bunun gibi insan beyninin yapı mükemmelliği ile fonksiyon mükemmelliği birbiriyle örtüşmektedir. Tam tersine insan mahiyetine ve vazifelerine fonksiyonlarına göre beyin sahibi kılınır. Bu bütün canlılar için aynıdır. Basit gibi görünen bu tabii gerçek varlıkta hedef gaye ve fonksiyonun önce geldiğini göstermektedir. Bu da her hususiyetiyle bütün varlığı bilen mutlak bir ilim ve irade sahibini gösterir. Bir damla şekerli suyun kokusunu çok uzaklardan hissederek buraya üşüşen sineklerin ancak mikroskopla görülebilen organlarındaki sanat ve uçma davranışlarındaki mükemmel estetik bizim uçağımızdan daha mı basittir? Bir hücreli bir canlı olan terliksi hayvanın üzerinde bulunan kirpik şeklindeki ancak elektron mikroskobuyla incelenebilen sillerinin diziliminde bile müthiş bir plan ve türe has bir sistemin görülmesini sitoplazmasında bütün bir hayvana ait sindirimden boşaltıma kadar birçok temel hayati faaliyetlerin yürütülmesini ve bunlara ait yüzlerce organeli nasıl basitlik olarak görebiliriz? Hatta bir açıdan bakıldığında küçük bir saatin büyük duvar saatlerine göre daha sanatlı olması gibi bir hücreli bir canlı da bu perspektiften daha sanatlı görülebilir. Buna karşılık yine farklı bir bakışla hücre sayısının artmasıyla canlılardaki kompleksliğin artışı arasında bir alaka kurulabilir gibi gözükürse de hiçbir zaman küçük bir fare ile tonlarca ağırlığındaki filin hangisinin mükemmel olduğunu tartışamayız. Her ikisi de memeli hayvan olması sebebiyle temel vücut faaliyetlerinde birbirine göre bir gerilik veya ilerilikten söz edilemeyeceği gibi birinin diğerinden daha az sanatlı olduğunu da söyleyemeyiz. Bu izafi basitlik ve mükemmellik bazı insanları inkara ve tabiatperestliğe götürürken bazılarını da tabiatın Sanatkarını tefekküre gölürür. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’deki şu ayetler oldukça manidardır: “Allah bir sivrisineği hatta onun da üstünde olanı (ondan daha zayıf bir varlığı) misal vermekten utanmaz. İnananlar onun Rab’lerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. inkar edenler ise: Allah bu misalle ne demek istedi? derler. Allah onunla birçoğunu saptınr ve yine onunla bir çoğunu yola getirir” (Bakara 2/26)“O Allah’dan başka yalvardıklarınız (var ya) onların hepsi bir araya toplansalar bir sinek dahi yaratamazlar...” (Hac 22/73)Balığın kemik pulunu basit kurbağanın derisindeki sümüksü bezleri daha ileri kertenkelenin kuru keratin pullarını daha gelişmiş kuşun tüyünü çok daha gelişmiş memelilerin kıllarını ise en gelişmiş gibi görmek çok büyük bir hata olduğu gibi bu koruyucu malzemelerin birbirinden tesadüfen türediğini iddia etmek çok spekülatif bir yorumdur. Burada yapılabilecek en makul izah her birinin o gruba ait korunma için en iyi elbise olarak sonsuz bir ilimle yaratıldığı olabilir. Fosillerden anlaşıldığı üzere yeryüzü tarihinde yaratılış sırası bakımından (istisnalar haricinde) sistemce daha kompleks olanların daha sonra yaratıldıkları gibi bir tahminde bulunulabilir. Allah (c.c.) yaratma fiiliyle ortaya çıkan ilminin ve sanatının büyüklüğünü farklı zamanlarda farklı derecelerde sergilemiş olabilir. Ancak bu durum öncekilerin basit olduğu manasına gelir mi? Belki “daha az kompleks”denilebilir ama asla “basit” denilemez.Tabii ki bu yorumu yapmamız onların yapısını ve özelliklerini incelememize mani olmayacağı gibi bunların yapılışındaki hikmetleri ve incelikleri araştırmamız için daha da teşvik edici olmalıdır. |
|
|
|
