Sana hitabıma yürekler dolusu sevgilerle başlamak istiyorum

öğretmenim. Bilmem yüreğimdeki sevginin ne kadarını dökebilirim satırlara? Güneşin yakamozlarda göz kırptığı gibi belki. Belki de kırda biten bir tek papatya gibi. Duygulara kelime kılıfını geçirmek kolay değil ki... Ama gözler gönüllerin aynasıymış. Düşünce yelkenime rüzgar oldukça nefesin

inan gözlerim sevgimi yansıtacak.
Hani seherle tatlı bir serinliğe bürünür hava

titreyiverirsin aniden. Gözlerin hep güneşin doğacağı tarafa bakar. Sınıfın kapısı da bana hep seheri anımsatır. Tebessümünle sınıfı aydınlatacağın an’a kadar

gözlerim kapıya takılı kalır. Yüreğinin sıcaklığını hisseder

O tatlı ürperişi tekrar yaşarım. Bakışınla aydınlanıverir sanki sınıf. Her seslenişinde de bambaşka alemlere yol bulurum. Kelimelerin ardındaki gizli dünyalar âşikar olur birden. O meçhul alemleri temaşa ederken

mana balına bulaşan kelimeler tat verir düşünce soframa. Fikirlerim yıkanır senin aydınlığında. Pırıl pırıl yarınlar tüllenir gözlerimde. Her doğuşunda yepyeni bir sayfa açılır. Bilginle suladığın satırlarda

güzel düşünceler filizlenir. Ve hep doğuş bekler gözlerim...
Sıfırla sonsuz arasında

etkiler-tepkiler silsilesi olan zamanı

bir fanusa sıkıştırmak. Bir sıçrayışla zamanın farklı bir boyutuna girip

geleceğe giden yollara ışık ekmek ve şimdiyi geçip öteleri şekillendirmek isterim. Hayır

çok şeyler istemiyorum. İmkansız değil bu saydıklarım. Bilgi çekiciyle zamanı yontmak

fikir kalıbında ona şekil vermek zor değil elbet. Yeter ki gönüller aynı dili konuşsun. Kıpır kıpır yürekler yoğrulsun ümit teknesinde ve elinden tutulsun aklın

yollarda takılıp kalmasın diye.
Seni çok

hem de çok seviyorum öğretmenim. Bir demet çiçekle simgelediğim sevgimin

gönlümdeki manasını bir bilsen... Keşke sana

ağzını gökkuşağı ile bağladığım bir bohça yıldız sunabilseydim. Çiçeklerin albenili rengiyle adını yazabilseydim gökyüzüne. Kuşlann cıvıl cıvıl sesiyle dile getirebilseydim teşekkürlerimi... Ah seni ellerinden tutup kendi alemimde gezdirebilsem

emek emek ektiğin tohumların goncasını gösterebilsem. Binbir türlü çiçekten gergef gibi ördüğün gönül tahtıma. seni oturtabilsem. Bilgi bulutundan damla damla süzülen sözlerinin nasıl yağdığını

düşüncemi rengarenk süslediğini bir gösterebilsem.. Gönülnamemdeki en güzel hitap sanadır öğretmenim. Hayatın meçhul sokaklanndan

zirvelere giden yola beni sen koydun. Sana sonsuz minnet ve teşekkür borçluyum öğretmenim.
Ruhumu

beden kabına hapsetmek istemiyorum. Ben dalgalarla coşmak

rüzgarlarla uçmak

Ay’la konuşmak ve Güneş’le parlamak istiyorum. Günün son ayak izlerinin titreştiği gurübu değil

yepyeni muştularla kıpır kıpır seher vaktini yaşamak istiyorum. Akrep ve yelkovan kıskacında sıkışıp kalan zamanı aşmak

“an”ı yırtarak “ati”yi avuçlamak istiyorum. Ben. bahçende tomurcuk

elinde altın ve önünde bembeyaz bir sayfa olmak istiyorum.
Kendimi sana teslim ediyorum öğretmenim. Zihnim ve kalbim

sanatkar ellerinde motif motif işlenmeyi bekliyor.
Gönül hazinendeki cevherlerle donat beni öğretmenim. Hedefe sıkılmış mermi gibi koşayım yarınlara. Cehalete hançer saplayıp

irfanımla boğayım onu. Karanlık çehrelere güneş tohumu eaaaim. Ve her nefesle ilim soluklasın dünyam

aydınlığa gark olsun yeni ufuklar.
Uzat ellerini öğretmenim

en içten duygularla bir kez daha öpeyim. Millet hamurunu alın teriyle yoğuran O mübeccel eller

bir değil binlerce kez öpülmeye değer. Bu yolda ağaran saçlar ve nasırlaşan eller

en değerli hazinelere bedel.
Ne mutlu

tomurcuk için çırpınan yüreklere… Ne mutlu

ilim yolunda tükenen ömürlere ve ne mutlu

öğretmenliği meslek edinenlere…