![]() |
|
|
#1 (permalink) |
|
Mareşal
![]() ![]() |
- "Kendileri ne derlerse desinler
bence Fransız kadınlarının ruhuna İngiliz kadınlarının mantıklı hesaplı aşkına rağmen bu kadar üstünlük veren başkalık Protestanlıkla Katoliklik arasındaki farkla açıklanabilir. Protestanlık inançlardan kuşkulanır onları inceler ve öldürür. Protestanlık sanatın ve aşkın ölümüdür." Balzac'ın ünlü "Vadideki Zambak" adlı -otobiyografik- romanının kahramanı Félix âşığı olduğu iki kadının özelliklerinden hareketle Fransız ve İngiliz kadınlarını uzun uzun karşılaştırır ve İngiliz kadınını zekî ve fakat duygudan yoksun dolayısıyla maddiyatçı ve hesapçı olarak tanımlarken Fransız kadınını tamamıyla karşıt bir konuma yerleştirmekten çekinmez. Yazar ilkini uzaktan beğenir ve sever onu tek boyutlu/tek renkli tutkusuz olarak algılar; ikincisine ise âdeta ilahî bir aşkla bağlanır Katolik kadını kristalize etmekten ve onda doğasının yaydığı ışığın muazzam çeşitliliğini görmekten kendini alamaz. Nitekim "Beşerî Komedya"nın ünlü 'Önsöz'ünde aşağıdaki satırları karalarken bir vizyon ustasının garip bir biçimde sadece kendi müşahedesinin değil kendi muhayyilesinin de sınırlarınca kısıtlanabileceğini hiç umursamazmış gibi görünmektedir: - "Protestan kadının ideali yoktur. Namuslu saf erdemli olabilir; fakat açılımdan yoksun aşkı bitirilmiş bir aaaa gibi her zaman dingin ve düzenli olacaktır. (...) Protestanlıkta günah işledikten sonra kadının yapabileceği hiçbir şey yoktur. Oysa Katolik Kilisesi'nde bağışlanma umudu onu yüce kılar. Dolayısıyla da Protestan yazar için tek bir kadın vardır; oysa Katolik yazar her durumda yeni bir kadın bulur. (...) Tutku başlıbaşına insanlığın kendisidir. Onsuz din de tarih de roman da sanat da gereksiz olurdu." Sessiz kalmak yerine Balzac'ın Protestanlıkla ve İngilizlerle 'kadın' üzerinden hesaplaştığını ve ister istemez yanlı davranmaktan kaçınamadığını söylersek bu XIX. yüzyıl romantizminin büyük ustasını tahfif ettiğimiz düşünülmemeli de modernliğin -erkek veya kadın- 'insan' üzerindeki dönüştürücü etkisini dehşet içinde gözlemleyen bir sanatçının izlenimlerine işaret parmağımızın ucunu değdirmeye çalıştığımız dikkate alınmalı! Hâl böyle olmakla birlikte "Yok daha neler ?!.." türünden bir tepkiyle karşılanmayı göze alarak söylemeliyim ki bir süredir -Cemil Meriç'in 60 yıllık çevirileri sebebiyle- meşgul olduğum Balzac'ın bu "Katolik kadın-Protestan kadın" ayrımıyla PhiloSophiaLoren'in bıkkınlıkla keskinleştirdiği "Müslüman kadın-İslâmcı kadın" ayrımı arasında müşterek-çağrışımlar bulmaktan kendimi alamıyorum. Muhatabları hangi dinden hangi mezhebden olursa olsun bilgili bir kadınla kültürlü bir kadın arasındaki ayrımın sanırım ancak çıkardıkları gürültü oranında farkına varabilirler. Bu açıdan bakıldıkta gerçekten de müslüman kadının etrafında uyandırdığı sessiz saygı ile İslâmcı kadının hırçınlığı ve asabiliği arasında ne de büyük bir fark var! Huşû ilkinde bulunabilecek tüm özellikleri bir araya toplamaya muktedir bir sözcükken ikincisi bağırmadan çağırmadan gürültü çıkarmadan mevcudiyetini isbat etmeyi beceremiyor. Batı dillerinde 'kadın' (femine) sözcüğünün "fides-minos"tan geldiği söylenir. Böylesi bir türetme işleminin ne denli 'bilimsel' bir temele sahip olduğundan emin değiliz ama kelime-be-kelime çevirmeye kalkışacak olsaydık bu terkibe herhalde "inancı az" veya "az inançlı" gibi bir mânâ vermemiz gerekirdi. Akılları sıra kadının istikrarsız gayr-ı sabit ve (hissîlikleri sanısıyla) değişken olduğunu îma etmeye çalışmışlar. 'Akd' kökünden türüyen 'itikad'ı (fides) tamamiyle kadına yakıştıramayan bir zihniyetin ürünü olmalı bu tanım; yani "her an anlaşmayı bozmaya eğilimli olan..." Günümüzde bu hem pek insafsız hem de gerçeğe aykırı bir 'itham' olarak algılanacaktır hiç kuşkusuz! Hele hele bir de kadının o muazzam 'inanma' yetisi nazar-ı itibara alınırsa... O halde "Müslüman kadın" ile "İslâmcı kadın" arasında yaptığımız ayrımın -her ayrım gibi- itibarî olduğunu reddedemeyiz; tıpkı akıl ile zekâ duyu ile duygu birey ile toplum ben ile sen arasındaki ayrımın itibarî olduğunu reddedemeyeceğimiz gibi. Oysa itibar edenin olmadığı yerde itibar da olmaz ve pek tabii ki itibar edilen de! İtibarî'nin biricik koşulu itibardır. İtibar ise unutulmamalı ki hakikatin sadece bir yüzünü kendisi için muteber kılabilir. |
|
|
|

![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | UslanmaM | Cevaplar | Son Mesaj |
| Vasiyeti Ve ölümü | ABYSS | Hayatı ve Anıları | 2 | 04-26-2008 11:21 AM |
| Dülger Balığının Ölümü | ABYSS | İlginç Bilgiler | 3 | 04-01-2008 05:24 PM |
| Hakikatin Ölümü | DeViL | Kitap Tanıtımları | 0 | 12-20-2006 11:48 PM |
| Ölümü yasiyorum | FERHATCAN | Şiirler | 0 | 10-18-2006 09:59 PM |
| .. 5 Aylık Hamile Kadının Şüpheli Ölümü .. | ABYSS | Güncel HABERLER | 0 | 10-04-2006 09:26 PM |