Sensizim dedikçe bir çizgili yüz beliriyor karşımda. Senin için akan gözyaşlarım

hicranlı nağmelerce tetikleniyor. Ağlamanın tadına doyamamıştım sen varken. Ne üzüntüden

ne hüzünden

ben seni sevdiğim

sevebildiğim için ağlarken. Sen; benim gözyaşlarıma bakıp ağlıyordun. Kıymet veriyordun bana

vefa gösteriyordun bir zamanlar. Hangi aynalarda kaybolduğunu bilmiyorum yüzümün

bu yüz benim olamaz

saçımdaki bu aklar benim değil. Benim değil

mutluluğa dair yazılan bu yazılar.
Hangi tabut taşıyacak bu günahkar bedenimi

hangi teneşir kabul edecek seninle dolu olan beni. Hangi toprağa gömülmeliyim

hangi anlamsız bir vakitte can vermeli bedenim. Dört duvara adını yazdım odamda

ne yana dönsem sen varsın. Uykuların unuttuğu gözlerim tavanda

paslı bir mum ışığında tüketiyorum nefesimi

bu şehrin ücra köşesinde bir han odasında. Üşüdüğümü itiraf ediyorum

belki de deliriyorum. Yıllar boyu kabullenemediğim ihanetini bile hoş görmeye başladım. Kendimi tüketiyorum

bu şehrin serin yağan yağmurlarında

bir sel olup akıyorum

toprağa karışıyorum damla damla. İçimde eriyen her şeyi

bir mum ışığında birleştirmeye çalışıyorum. Ürkek bir ceylan yavrusu gibi yüreğim

el uzatan herkesten kaçmayı yeğliyorum. Yalnızlığımla baş başa bir han odasında tükeniyorum.
Ömrümün hiçbir döneminde

bu kadar ağır gelmemişti yalnızlığım. En kadim dostum olmuştu hep

eksik kalan her yanımı

her anımı

her sabahımı

her karanlığımı yalnızlıkla dolduruyordum. Öylesine alışmıştım ki yalnızlığa

senin yokluğunu bile unutacağımdan korkuyordum. Dedim ya

ağır gelmeye başladı artık bu yalnızlık. Bir de üstüne geçmişi hatırlama isteği eklenince yüreğimin

daralıyorum her nefes alışımda. Her nefeste

yalnızlık çekiyor ciğerlerim içine

ve her nefeste beni boşaltıyor yüreğim karbonmonoksit yerine…
Şimdi düşünüyorum da

öldüğümü duyarsan ne tepki verirdin acaba. Pişman mı olurdun mesela

yoksa üstünü çizip geçermiydin ölümümün. Giderken üstümü çizip gittiğin gibi. Yada mezarımın başına gelip bir Fatiha nasip edermiydin ruhuma. Hayatımı zindana çeviren sen

ahiret acılarımı bir an olsun hafifletmek adına

bir Yasin okurmuydun bana. Su dökermiydin toprağıma

yada gözünden iki damla yaş akıtırmıydın benim adıma. Göğsüm daralmaya başladı

ölüyorum. Yalnızlığım bile ihanet ediyor ömrümün bu son deminde. Gözlerim hala

gözlerinin mateminde

can veriyorum bu şehrin ücra köşelerinden birinde. Kirpiklerim tuzlu yaşlarla ıslanıyor. Doğduğu günden bu yana

seninkinden başka bir omuz kabul etmeyen başım

usulca ölüme yaslanıyor…