Bu sabah ea her zamanki gibi işe gitmek için büyük bir aaaifle kalkmıştı. Elbiselerini giyerken büyük bir özen gösteriyordu ve herkese gülücükler dağıtıyordu. Hiç olmadık şeylere seviniyordu

onu hiç bu kadar mutlu görmemiştim. İşyerinden içeri girer girmez soluğu onun yanında alıyordu. O mu kim? O abimin ceylan gözlüsü. Saçları sarı

gözleri elaydı

uzun boyluydu

bakışlarında bir dünyanın manası gizliydi

öyle anlamlıydı ki... Minyon tipliydi

gerçekten güzeldi. Konuşurken heyecanlı ve ürkek konuşurdu

çok utangaçtı. En küçük hadisede yüzü kıpkırmızı olurdu. Abim onun yanında saati

zamanı ve ötesini unuturdu. O da abimi severdi ya da ben öyle zannederdim. Birbirlerine bakmaktan iş yapamazlardı

akşam olup paydos olduğunda abim için zor saatler başlardı

yani onsuz saatler. Eve üzgün dönerdi

içeri girer girmez de telefona sarılırdı. “ Ne yapıyorsun bensiz ceylan gözlüm” diye. Daha yeni ayrılmışlardı

bu ne özlem derdim kendi kendime. Durup dururken anneme sarılır öperdi

!
sadece onu mu hepimizi öperdi. Bu aşk olsa gerek derdim kendi kendime. Bu şekilde aylar ayları kovalamıştı. Artık ikiside ilerisini düşünmeye başlamışlardı. Abim askerden gelecek ve annesinden isteyecekti ceylan gözlüsünü. Allahın emri ile deyip bu mutluluğuna hayat boyu devam edecekti. Hep hayaller kurardı

ne güzeldi o zamanlar hayat. Onu mutlu görmek beni daha çok mutlu ederdi. İnsan sevdiği bir insanın mutluluğu için neler feda eder kim bilir? Bir gün annemle tanıştırmaya getirdi ceylan gözlüsünü

annemin elini öperken elleri titriyordu

öyle utanmıştı ki.Artık evimize gelip gidiyordu

ikisi de çok mutluydu...
Derken zamanla kavga etmeye başladılar. Birbirlerini herkeslerden kıskanmaya

sebepsiz yere birbirlerini kırmaya başlamışlardı. “Sen Ahmet’in gözlerine bakarak konuştun”

“sen Leyla’nın ellerinden tuttun” diye sürüp giden bir sürü anlamsız kavga. Abim artık gülmüyordu eskisi gibi

pek de konuşmuyordu kimseyle. Her kavga edişlerinde içten içe eridiğini hisseder olmuştum. Odasına kapanıp saatlerce sessizliğin derinliklerinde

derin düşünceler içine dalıyordu. Son kavgalarında ceylan gözlüsü artık buluşmayalım

seninle biz yapamayacağız deyip abimin bütün hayallerini yıkmıştı. Abim onurlu bir insandı

pek karşı çıkmamış

tamam deyip ilişkilerine noktayı koymuştu. Aslında abim o andan itibaren umutlarına

sevgilerine

hayallerine noktayı koymuştu. Artık hiç görüşmüyorlardı

iş yerinde iki yabancı gibi duruyorlardı. Abim bazen gönlüne engel olamadığında ceylan gözlüsüne bakıp birkaç sitemli söz ediyordu. Ama onu asla rahatsız etmeden

kırmadan

incitmeden uzaktan uzağa yapıyordu bunları. Onu halâ canı gibi seviyordu. Karşılığında ceylan gözlüsü ne yapıyordu? Onu acımasızca yok ediyordu

karşısında günden güne erimesine hiç aldırmıyordu...
Bir hafta sonu

günlerden Cuma idi. Biz abimin eve gelmesini beklerken

o gece eve hiç gelmedi. Gecenin bir yarısında belki onu her zamanki duvarın önünde buluruz umuduyla

annemle yola çıktık. Bu kez orada da yoktu

annem kapılarını çaldı çaresizce. Kapıyı o açtı

annem ağlayarak sordu. Oğlumu gördünüz mü? diye

yanıt daha acımasızdı!. “Burada ne arasın oğlunuz

ben nereden bileyim” oldu. Annem o zaman vah oğlum yazık etmişsin kendine dedi kendi kendine

sessizce. Ana yüreği işte ağlamaya başladı. Annemi evde teselli edemedik o gece. Sabaha karşı bir telefon çaldı

herkes telaş içinde beklerken abim çıktı telefona. “Annem benim dertli annem” diyen ağlamaklı bir ses tonuyla annemle konuşmaya başladı. “Sizi ne kadar üzdüğümü biliyorum

bu aşk kalbime sığmıyor artık

ne yapacağımı şaşırmış bir vaziyette gezinirken uzaktaki akrabalarım yanına gittim

beni merak etme. Birkaç gün içinde dönerim” dedi ve telefonu kapattı. O birkaç gün cehennemin ortasında kalmış gibiydik hepimiz.!
Çaresizce dönüşünü bekledik

hani belki oralar iyi gelecekti ona. Biraz kendine gelmiştir umuduyla bekledik. Birkaç gün sonra çıkıp geldi. Geldiğinde dünyanın en mutlu insanı ben olmuştum. Annem hiçbir şey sormadı

neden çekip gittin bile demedi. Biliyordu halini

hiç üstüne gitmedi. Tek söylediği söz “hoş geldin oğul” oldu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmamızı bize de tembihlemişti. Abim giderek daha çok acı çeker olmuştu. Sebepsiz yere hepimizi kırıyor sonrada odasına çekilip saatlerce ağlıyordu. Ben bazen komiklik yapıp güldürmeye çalışsam da

o hüzünlü gözleriyle yüzüne hafif bir tebessüm kondurup öylece bakıyordu. Artık işe de gitmek istemiyordu. Sabahları zorla kalkar olmuştu

acı çektiği her halinden belliydi

tabi onunla beraber hepimizin acısıydı...
Bir gece televizyonumuz bozulmuştu

“ben tamir ederim” deyip yatmamızı istedi. Hepimiz derin bir uykuya daldığımız sırada annemin ağlayan sesine uyandık. Ben ne olduğunu anlamadan yataktan fırladığımı hatırlıyorum. Soluğu annemin yanında almıştık

bu arada benim iki tane dünya güzeli daha kardeşim vardı. Korkuyla uyku sersemliği karışık ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Sadece annemin “oğlum bunu neden yaptın

bizi de mi hiç düşünmedin” dediğini ve onu sanki küçük bir bebek gibi sevdiğini

saçlarını okşadığını hatırlıyorum. Annemin gözlerinden sicim gibi akan yaşları abimin yüzünü ıslatıyordu. Abim boylu boyunca uzanmış yerde yatıyordu

vücudunda bir titreme vardı. Canımdan çok sevdiğim abimin yerde o halde yatması hafızamda hayatım boyunca silinemeyecek acı bir iz bırakmıştı. O an aşka lanet etmiştim içimden. Küçücük bir not kağıdına bütün hayatını özetlercesine küçücük bir not düşmüştü. “Benim canım anneciğim

oğlun bu dünyada hiçbir şeyi beceremiyor” diye... Televizyonu t!
amir edememişti

tıpkı hayatındaki acıyı tamir edemediği gibi. Annem onu kucağına aldı

o anda abimin gözlerinden dökülen o iki damla yaşı hayatım boyunca unutmayacağım...
Aniden kapı çalındı

gecenin bir yarısı babam kahveden gelmişti. Hemen annem ve babam apar topar taksi çağırıp hastaneye götürdüler. Midesini son anda temizlemişlerdi

ölümün sınırından geri dönmüştü o gün. Tutanak tutan polislere babam çok rica etmiş

“ne olur oğlumun siciline işlemeyin” diye. Çünkü hayatı boyunca boynunda asılı durmasını istememişti. Bu son acı günümüz oldu

o günden sonra abim işten ayrıldı

bir daha ceylan gözlüsünü hiç görmedi. Bir süre daha odasında ağlarken yakaladık onu ama aşkını sessiz bir çığlık gibi yüreğine gömmüştü ve bu garip sevdalı bir daha hiç aşık olmamıştı...