![]() |
![]()
|
![]()
|
||||||
| Aşk Hikayeleri Hepimizin Bir Aşk Hikayesi Vardır Anlatmaya Ne Dersiniz? |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
αнναℓιм 'ѕυѕкυη'
![]() |
Doğduğum günden bu yana tahminen 5900. güne uyandım.3000 günü zaten çocukluğun bilinçsizliğiyle geçtiği için değerlendirme ve eleştiri yapmıyorum;çünkü çocuk eleştirilemez.Bu sabahında ötekilerden farkı yok gibiydi.Öylesine bir güne sakince uyanıp ilk iş telefona baktım ve hırsla fırlatıp attım.Neden acaba?Bilinçsizce yaşadığım ve gerçek sandığım sürrealist ilişkilerden erkek kahramanın yapmış olduğu mantıksız tafralardan dolayı.Bir yorgunluk ve bıkkınlık olmasa içimde oturup ağlayabilirdim.Gözyaşlarının da haddi hesabı var ve gözlerim şiştiğinde erişkin bir kurbağa ile aramda tek sinek yutmama farkı kalıyor ve bundan da hiç hoşlanmıyorum.Kendimi tuttum ve bir pazar sabahının getirdiği monotonlukla bilmem kaç yüzüncü kitabımı bitirmenin haklı gururuyla elime çayı alıp sessizce oturdum.Zaman mekan ve kişi kavramlarını bende bittiği anlardan birinin geldiğini anladım ;çünkü yalnız kaldığımda anlaşılamaz düşüncelere dalarım…İnsan yalnız başına kalınca aklına dünyada tek olduğu gibisinden saçma düşünceler geliyor ya da benim geliyordur… Telefona bakmaktan gözlerim şaşı olunca bir karar vermem gerektiğini anladım.Kimsenin beni böyle bekletmeye hakkı yoktu ;çünkü aynı saygısızlığı ben kimseye yapmıyordum.Ama benim "anlamsız harikalar" adını verdiğim romanın "şimdilik" baş kahramanı gurur yüzünden eziyet ediyorsa bende yüzsüz olmayacaktım;bekledim…
Kafama onu takmamaya çalışarak kitabımı bitirip eskimiş anılarıma yaptığım gibi kitaplığın en tozlu yerine kaldırdım.Nasıl eski anıları arada çıkarıp karıştırıyor ve özlem duyuyorsam kitaplarımı da iki senede bir çıkarır özlem gideririm.Eskiyi tekrar yaşamak istercesine sayfaları karıştırır ve hatırlamak isterim.Tanıdık sayfalar eskimişliğin kokusu ve terkedilmişliğin hüznü.Hepsini kitaplarımda bulur ve anılarımla özdeşleştiririm.Bu kitabı da gelecekte karıştırılmak üzere kitaplığa gömdükten sonra içimi bir belirsizlik kapladı.Şimdi ne yapacaktım?Başı boş kalmıştım işte…Benim hayattaki tek fobim şudur: tek başıma olduğum anlarda baş edemeyeceğim düşüncelerin kafama girip beni boğması.Bu çok sık olur çünkü dışarı çıkıp gezmek tozmak bana göre değildir; dışarıya çıkmaya üşeniyor da olabilirim.Kimsenin anlam veremediği ve korkunç olarak nitelendirdikleri bir hayat yaşarım.Yalnızlığa alışığım; acıya da öyle…Acı beni olgunlaştırdığı için onu yaşamak isterim belki de bağımlılık yapmıştır kimbilir… Neşeliyidir toplumda göze batan bir kişiliğim vardır.İstemesem de dikkat çeken biriyim; ama bu umrumda bile değil…İnsanları kendimden mahrum ettiğim için umarım üzülmüyorlardır![]() Sık sık kendimi eve hapseder ve "yalnızlığın kitabı nasıl yazılır" dercesine bir hayat sürdürürüm.Sızlanmanın anlamı yok; çünkü bu benim seçimim.İleride hiç yalnız kalamayacağımı biliyor ve ergenlik dönemimi tatil yaparak geçiriyorum ![]() Neyse…Yapılacak aaaaler vardı;ama ben elimi bile kaldırmaya mecal bulamıyordum.Sınıfta aaaa yapma lütfunda bulunan tek öğrenci olmak zamanla can sıkıcı ve göze batıcı bir hal alıyor…Hava o aydan umulmayacak derecede güzeldi ve mayısa uzak olmamıza rağmen mayıs sıcağını duyuyordum.Sanki bana özel dünyamda bana özel bir köşeydi burası.Bir öfaaale pencereyi kapattım ve perdeyi hiç açmayacakmış gibi sıkıca kapattım.Zannedersem hayatımın belli evrelerinde hissettiğim o tuhaf bunalımlardan birini yaşıyordum…Sartre’ın roman kahramanlarıyla aramdaki korkunç benzerlikten ürküp kendimi yatağa attım yorganı başıma çektim.Günün öğlen saatlerinde yalnız olmanın vermiş olduğu dayanılmaz etkiyle hıçkırmaya başladım ve saatlerce ağladım.Sonra o korkunç dişi kurbağayla karşılaşmamak için aynaya bakmadım; dayanamayıp baktım.Korktuğum gibi değildi; en azından bulanık gördüm kendimi ve netleştirmeme izin de vermedim.Hayatın bana yaşattıkların va benden aldıklarına karşı duyduğum hayalkırıklığı için ağladığımı anladım ve düşünceler beni çepeçevre sarınca tekrar zırlamaya başladım.Yatağı yorganı kitaplığı her yeri dağıttım ve duvara hatırı sayılır tekmeler atıp kedimin ödünü kopardım.Neden her şey her seferinde benim başıma geliyordu ve ben bu hayatı çekmeye mecbur muydum?Sorun da buydu; mecbur değildim ve ben güçlü olmazsam kendimi yok edecektim.Toparlanmaya çalıştım ve bileğimi incitmiş olduğumu farkettim.Lanet okudumve en sevdiğim en sert aaaal parçalarından birini açıp çığlık çığlığa şarkı söyledim; doğru tahmin kimse duymadı…İşte bu yüzden ağlamanın nedensizliğini kavradım.Bir nevi morfindir aslında ağlamak.Rahatlatır ve güç kazandırır…Akşam oldu; yemek bile yemeden koyu kahve yapıp güneşin batmasıyla vampir gibi canlandığımı hissettim.Televizyonu açtım ve bir film baktım.Karşımda film kareleri ilerlerken beynimde de hayatımın kareleri ilerliyordu..Ani bir kararla elime telefonu açtım ve sarsılmaz bir öfaaale beyefendiye ne yapmak istediğini sordum.O da hiçbir şey yapmadığını ve benim seçimimi yapmış olduğumu ve onun kafasındaki o lanet kriterlere uymadığımı söyledi.Beklemediğim bir cevap değildi; umursamadım.Ona aynen şöyle dedim: -Senin istediğin türden bir kaşar olamadığım için özür dilerim.Senin gibi biri için fazlaysam bu benim suçum değil senin yetersizliğin.Benim kaybedebileceğim hiçbir şey yok; hayatıma girdin ve çıktın;bitti. Zor olmadı; bazen bitirmek ve yeniye başlamak iyidir dedim; gülümsedim.Artık kocaman bir kız olmuştum ve ben "dur bitirdim" diyebilecek kadar güçlüydüm.Kendime karşı bir zafer kazanmıştım ve onun adını telefon rehberinden elim bile titremeden sildim; alışığım. Kendimi kandırmadığımdan eminim çünkü pişman değilim.Gerçekten unuttum ve de huzurluyum.Beni önemsemeyen ve hiçe sayan birini hayatımdan def etmemin mutluluğu ile o gece iyi bir uykuya daldım; hiç ağlamadım… ALINTI |
|
|
|