Güneşle yıkadım yüzümü bu sabah. İlk günaydını yine sana sakladım. Otobüsün buharlı camlarından hayalin aktı aklıma

tebessüm buz kütleleri gibi dondu dudaklarımda. Sen o dudakları bir kez bile öpmedin…
Yurdumda eskidi cümleler. Yüreğime mühürlü bu sensizlik

çığlıklarımın içinde saklanan sessizlik… Bir ayyaşın kan çanağı gözlerinden bile seni okuyorum şimdi. Gökyüzü bile bırakmıyor yakamı

yıldızların şeklinde sanki adın gizli… Kendimi kaybettim bu puslu beklentide. Ama anladım ki

ben kendimden öte

seni özlerken… Sen kendini bir kez bile bana teslim etmedin…
Köşe başlarında ki tüm mısırcılar

kestanecilere döndü

buhar yapan sıcaklar

yağmurlara

kuşlar sıcak diyarlara… Ama sen hala dönüş biletini bulamadın sevdaya. Bilsen ki

yağmurdan sonra toprak bile

buram buram sevdan kokuyor

bilsen ki

yüreğim ağzımda atıyor

bilsen ki

kalbimde bıraktığın enkazlar yatıyor

çalardın kapımı belki sende

belli belirsiz sonbahar gibi. Bekledim… Hep aynı özlem şarkılarıyla. Ama sen bir kez bile çıkıp gelmedin…
Ne zaman yalnız bırakmış ay yıldızlarını? Ne zaman tükenmiş söylesene gecenin içinde barındırdıkları ile flörtü? Ben şarkılar söyleyen sesinden buharlaşıp düştüm adımlarına. Hep aynı biten melodilerin içerisinde anlamlar aradım yaşamaya dair. Sen yokken sesine sarıldım yılgın bir vazgeçişle. Sustu şehir

mektupların mürekkepleri kanımla dağıldı. Postacılar çalmadı iki kez kapımı. Sen gittin

gidişinin ardından hayata dair mecal kalmadı. Nefesimdin benim ama bir kez bile hayat vermeye değer görmedin…
Adını şimdi ister yalnızlıkla

ister anılarla çarp

elinde kalan hayalet bir siluet olacak aynalarda. Sana yazdığım için yaktığım şiirler bile yetmedi yokluğunun ayazında ısınmama. Beni unutup unutup kanatmayı bırak ne olur

hikâyemizin sonu senin ellerin… Son kelimeyi hangi noktanın yanına koyacaksan

o olacak kaderin…
alıntıdır