![]() |
![]()
|
![]()
|
||||||
| Aşk Hikayeleri Hepimizin Bir Aşk Hikayesi Vardır Anlatmaya Ne Dersiniz? |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#11 (permalink) |
|
Mareşal
![]() ![]() |
AŞK GİDER ACISI KALIR
Aşk için bahar.Tehlike her yerdedir...Vuruluverirsin hiç ummadığın birine.Ama öyle çarpar ki kalbin duracak gibi aldatır seni.Bahardan sonra yaz gelir...Hepimiz biliriz sabun köpüğü gibidir yaz aşkları.Bence öyle basit değil.Henüz silinmedi hiçbirinin yarası benden.Aşk gitti ama acısını bıraktı iz kaldı.Güz aşkları mevsimine dönünce dönence pencereye sinmiş insanlar gelir gözümün önüne.Ve yavaş yavaş görünürler etrafta.Kimi yaza girerken terk ettiği aşkını kimi yaz aşkını düşünür.Kimi ayrılık planlar ama hala yüreği yanar.Kimi terk edilmişliği sindirmeye çalışır.Çok azdır taze aşk yakalayan. Sanki bir doğum öncesi ölüm gibidir.Sonra kış gelir.Kimi yüzsüzler yazın hiç aldatmamış gibi eski sevgilisine döner;kimi sadıklar kavuşur...Kimi yalnızdır kimi yorgun...O yorgunlar için kış uykusu başlar...Belki de taze baharlara taze aşklara enerji depolarlar...Aşk dört mevsimdir herkesin sözlüğünde.Ama nedense bana bu anlattıklarımı çağrıştırmaz.Saçmaladım belki de bir paragraf boyu.Yalan attım.Aslında doğru olsalar bile yalanlardı çünkü hissetmediklerimi yazdım.Ezbere konuştum.Aşk kelimesi içimde gebe olduğum bir kelimedir.Her duyuşumda doğum sancısı çeker doğuramam.Ama gözlerimin önüne o gelir.Sadece bir bakışına karın ağrıları suyla yatışmalar.Bir tebessüme ömür bulmak.İtiraf.Saatler süren telefon konuşmaları.İlk duygular çocuksu güzellikler.Ve sonra..... Nefessiz kalmacasına ağlamalar.Izdırap çığlıkları...Kış..Kış..Kış..... Azap....Ve sonunda doğan gün....Hemen her mevsim aşık olmuşumdur birilerine....Hatta sonbaharda bile...Ama onca ufaklı büyüklü sevda içinde böylesine derinde var olan böyle yaktı mı iz bırakan bu kadar çaresiz bırakan bu kadar arzu illetine hasta eden bu kadar dizginsiz sorgusuz başına buyruk acımasız bu kadar bugünsüz sevda görmedim.Ve işte hiç biri böyle koyup böyle yıkıp gitmedi.Ondan önce hiç biri içimden bir şey götürmemişti.Ondan sonrası zaten götüremez çünkü götürülecek bir şey kalmadı..İşte o insan beni aşka karşı böyle kelimesiz böyle hayretli böyle çaresiz isteksiz bırakıp gitti..Şimdi ben nefretten bile aciz isem bana bir şeyler borçlu.İçimden söküp aldığı bir şeyleri.Bana beni borçlu.Herkesi seven o sersem yüreğimi..Benden alıp kaçtığı o masum kızı borçlu.Bana bir dün birde yarın borçlu.Benim ne günahım vardı da aşk için üç kelime etmekten aciz kalacaktım.Benim ne günahım vardı da her mevsim başka meyve yemek varken iştahsız kalacaktım.Yoktu elbet günahım..Onunda yoktu ya..Öfkem susmama engel...Ama ikimizin de suçu yoktu...Suçlu yoktu..Benim mevsimim sonbaharsa yaza kışa bahara dönmez...Benim gibilerin nasibi pencere önüne sinip mazide yaşamak kendinle kanlı bıçaklı düellolar yapmak...Kendinle savaşmak hırpalamak...Yaptığının farkına varıp bir de üstüne onun için cezalandırmaktır.
|
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
|
Mareşal
![]() ![]() |
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu
öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra bir kere bir kere bir kere daha karşılaşabilmek için hep aynı saatte aynı duraktan aynı otobüse bindiler. Gençtiler çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için her sabah erkenden evlerinden çıkıp şehrin öbür ucundaki o durağa onların durağına geldiklerini gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan alışkanlıklara yenik düşen banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha dakabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın sımsıkı sarılıp adama ve adama "Hayır ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde aynanın üzerinde bir not görürdü kadın "Bir tanem kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın sonunda kimi zaman bir demet çiçek kimi zaman en sevdiği çikolatalar kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde daha az çalışmaya karar verdiler. Adam hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken harap durumda bir ev gördü kadın üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun burası bizimdir artık...." Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..." Mutsuzluk mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı daha da çekilmez gelir. Kadın hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama Senin için ölürüm biliyorsun ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça beton duvarlara çarpıyordu kadın her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...Bir gün çocukluğunun gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken "Artık dayanamıyorum sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." "Sus sus çabuk duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları adına nasıl sarıldığını gördü adamın...Akşam kocası eve gelir gelmez bazen bağırıp bazen ağlayarak bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın "defol" dedi nefretle... İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında onu hala sevdiğini hissedince ağlama nöbetleri geçiriyor aşkın yerini en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında karşısında o kadını gördü. "Sen buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen içeri girmeme izin ver mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış bakıcısı beni aradı son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..."Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim" "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim" "Senin için ölürüm derdin hep doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken ben hep seni izliyor olacağım...."
|
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
Mareşal
![]() ![]() |
AŞKIN HİKAYESİ
Bir zamanlar bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:Mutluluk Üzüntü Bilgi ve tüm diğerleri Aşk dahil.Bir gün adanın batmakta olduğu duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.Aşk adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.Ada neredeyse battığı zaman Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş.Aşk "Zenginlik beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.Zenginlik "Hayır alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var senin için yer yok." demiş.Aşk çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir lütfen bana yardım et!" Kibir "Sana yardım edemem Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş. Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü seninle geleyim." Üzüntü "Of Aşk o kadar üzgünüm ki yalnız kalmaya ihtiyacım var." Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış. Aşk birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk Bilgi'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O Zaman'dı" diye cevap vermiş. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk. Bilgi gülümsemiş:"Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir" |
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
Mareşal
![]() ![]() |
Bir zamanlar bir genç varmış. Bu gencin sevdiği ve aşık olduğu dünyalar güzeli bir kız varmış. Onunla ilk bir radyoda duyduğu kan aranıyor ilanı için gittiği hastane de karşılaşmıştı. Kan verdiği kişi kızın amcasıydı. Kız ona teşekkür etmek için gittiğinde daha yeni yataktan kalkmış ve gitmek için hazırlanıyordu. Birden bulunduğu odanın kapısı açıldı ve kız içeri girdi. Çocuk ağır ağır kapıya baktı “Yine hemşirelerden biri geldi herhalde” diye düşündü
ama gelen hemşire değildi. Kız ona doğru yaklaştı “çok teşekkür ederim sayenizde amcam yaşayacak” dedi. Genç mağrur bir şekilde “ben olmasaydım bir başkası da gelir yardım ederdi. Hiç önemi değil.” Fakat kız onu dinlemedi. “Size bir yemek ısmarlayabilir miyim” dedi. Çocuk reddetmedi içinden “bu kadar güzel bir kız reddedilebilirmi” diye geçirdi. “Tabi ne zaman isterseniz.” “Hemen şimdiye ne dersiniz.” “Şimdimi ?” “Tabiki hem bende beklerken acıkmıştım” ikisi birlikte yemeğe gittiler. Yemekte muhabbetleri devam etti. Hep birbirleri hakkında konuştular. Oğlan kızdan ilk gördüğü anda hoşlanmıştı. Kız ise sadece teşekkür etmek istediği bir yabancıdan bu kadar çok hoşlanacağını düşünmemişti bile. Konuşmaları sırasında aynı şeylerden hoşlandıklarını fark ettiler ikisi de aynı tür filmlerden hoşlanıyor aynı tür müziği dinliyor hatta son zamanlarda aynı kitapları okumuşlardı. Kız bir erkeğin kendisinin sevdiği şeyleri sevebileceğini daha önceden hiç düşünememişti ve karşısında böyle biri vardı. Yemekten sonra kız telefonunu verdi. “Daha sonra ararsan konuşuruz” dedi. Bu oğlanın çok hoşuna gitmişti. Akşam olduğunda kız telefonunda bir mesaj gördü “Dünyanın en güzel bayanına. İyi akşamlar” yazıyordu. Kız birden şaşırdı. Bu kadar erken bir cevap. Demek ki oğlanda ondan hoşlanmıştı. Buna çok sevindi ve hemen o da cevap gönderdi. Bu mesajlaşmaları birkaç gün böyle sürdü. Sonunda oğlan ona çıkma teklif etti. Kız hemen kabul etti. Hayatlarının en güzel günlerini yaşıyorlardı. İki sevgili iki aşık. Aşkları o kadar büyüktü ki sevgileri o kadar içtendi ki bu sevgileri çevresindeki insanlara da yansıyordu. Fakat oğlanın ailesinin bu aşktan hiç haberi olmamıştı. Hep onunla sevilisi olmadığı için dalga geçiyorlardı şimdi de sevgilisi olduğu için dalga geçecekleri ve bunu hiç istemiyordu. Ama kız ailesi ile tanışmayı çok istiyordu oysa her seferinde bir bahane uydurup erteliyordu.oğlan kızın ailesini bir kere görmüştü. Ama hiç tanışmamıştı. Kızın ailesi İzmir de oturuyorlardı kendisi ise İstanbul da amcasını yanında oturuyor ve okuluna gidiyordu. Sonunda oğlan kızın ısrarlarına dayanamadı ve onu ailesi ile tanıştıracağını söyledi. Kız buna çok sevinmişti fakat daha önce ailesine gitmesi gerektiğini geri döndüğünde hemen ailesi ile tanışmak istediğini söyledi. Anlaştılar ve kız İzmir e doğru yola çıktı. Aradan bir gün geçti iki gün geçti kızdan bir ses yoktu. Oysa İstanbul da birbirlerini görmedikleri anlarda hep telefonda birbirleri ile konuşurlardı. Peki şimdi ne oldu da aramamıştı.. yoksa ailesi mi izin vermemişti. Yada yanlış bir söz mü söyledi yanlış bir şey mi yaptı. Neden aramıyordu. Oğlan onu aramaya çalıştığında her seferinde telefonu kapalıydı. İki hafta üç hafta bir ay. Oğlan sonunda kızın onu bıraktığını artık onu istenmediğini düşünmeye başlamıştı ki ansınız bir akşam telefonu çaldı. Telefonu ilk kez ona bu kadar acı acı çalıyormuş gibi geldi. Telefonunun ekranına baktı arayan oydu. Telefonunu hemen açtı “alo” “alo” telefonda ki ses kızın sesi değildi. Onun ablası olduğunu söyledi. Oğlanın telefonunu kızın rehberinde bulduğunu bir arkadaşı olduğunu tahmin ettiğini söyledi. Oğlan sevgilisiydim diyemedi “evet bir arkadaşıyım ama ondan uzun zamandır haber alamıyordum” dedi. Ablası kızın yaklaşık bir ay önce İzmir e gelirken bir trafik kazası geçirdiğini üç haftadır komada olduğunu söyleyince oğlan birden dona kadı neden onu aramadığını şimdi anlamıştı fakat ablasının konuşmasından olayın bu kadar olmadığını da anlamıştı. “Kardeşimi geçen gün kaybettik” diyince oğlanın elindeki telefon bir den yere düştü. Duyduklarına inanmamıştı sevdiği aşık olduğu kız ölmüş olamazdı. Telefondaki ses “alo” diye birkaç kez seslendi fakat oğlanın cevap verecek hali kalmamıştı. Hala inanıyordu. İlk uçakla izmire gitti. Gerçekten ölmüşmüydü. Bunu öğrenmeliydi. Ailesine gittiğinde dünyası bir kere daha yıkıldı. Çünkü duyduklarını hepsi doğruydu. Bittiği gün aşkını toprağa veriyorlardı. Yüreği buna artık dayanamadı ve gözerinden birkaç damla yaş aktı. Onu son bir kez daha görmeliydi. Bunun için cenazeyi arkadan takip etti camiden mezarlığa kadar peşlerindeydi. Mezarlıkta görebileceği bir köşeden onları izledi. Onun yüzünü son bir kez daha gördü. Alçak bir sesle “hoşcakal aşkım sen bu dünyada sevdiğim tek kişiydin” dedi. Arkasını dönüp mezarlıktan çıkmaya karar verdi. Tam o sırada akrasından bir ses duydu. Bu sesi daha öncede duymuştu telefonda ölüm haberini veren sesin aynısıydı. Kızın ablası ona seslendi. Oğlan arkasını dönmeden önce gözündeki yaşları sildi. “acaba siz bu kişimisiniz” dedi ve elindeki zarfı gösterdi. Zarfın üzerinde “Biricik aşkıma” yazıyor ve yanında da oğlanın ismi vardı. Oğlan ağlamaklı bir sesle evet o benim dedi. Ablası ona “bunu ölmeden önceki gece yazmış ve size vermemi istemişti” dedi ve zarfı verip uzaklaştı. Oğlan orada mektubu titreyen elleri ile hemen açmaya çalıştı. Mektupta sadece bir iki kelime vardı. “Aşkım seni ne kadar çok sevdiğimi şimdi daha iyi anlıyorum. Herkes iyileşeceğimi söylese de ben öleceğimi biliyorum. Seni son bir kez görebilmek sana son bir kez dokunabilmeyi ne kadar çok istiyorum ama mümkün olmadığını çok iyi biliyorum. Sana sadece tek bir şey söylemek istiyorum. SENİ SEVİYORUM VE ÖLDÜKTEN SONRA BİLE SEVİCEĞİM. Senden tek bir şey istiyorum. Benim ardımdan hayata küsme. Ona sarıl benim için sarıl. Olumsuzluklara asla yenilme her zaman güçlü ol o zaman sevgim her zaman yanında olacak ve seni koruyacaktır. Kalp atışın olmak Sonra seni hissedebilmek Bir adımlık zamanda Bunları şiirinde sen söylemiştin bana bende sana söylüyorum bir adımlık zaman benim için sonsuza kadar sürecek hoşcakal aşkım. ” Oğlan bu yazıyı okurken göz yaşlarına artık hakim olamıyordu. Aradan yıllar geçti. O mektup hala oğlanın cebinde. Ne zaman bir olay olsa ne zaman üzülse mektubu açar ve yazanları okur üzülmemek için elinden geleni yapar. O zaman sevdiğinin yanında olduğunu bilir... |
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
|
Mareşal
![]() ![]() |
Geçinemeyen iki sevgili...
Günlerden bir gün aşk meleği oklarını yanlışlıkla iki kişiye fırlatır. “Bu ne biçim melek” demeyin olmuş bir kere.. Dünyada en son aşık olması gereken iki zıt karakterdir kahramanlarımız. Bir arada olmaması gereken bu iki karakter aslında ömürleri boyunca acı çekmişlerdir ta ki meleğimiz hayatının en büyük hatasını yapana kadar.. Oklar isimlerinin başharfi D ve M olan iki şanssız karakterimizi yaralamıştır. O büyük buluşma gününde yarım olan karakterlerimiz D ve M diğer yarısını bulmuştur ancak ortada çok büyük bir problem vardır. D ve M daha önce hiç hissetmedikleri ve belki başka hiçbir zaman hissedemeyecekleri güzel şeyler hissetmişlerdir ama bunun sonu olmadığından yakınıp durmuşlar bir süre.. İki karakterimizde işini gücünü bırakmış dünyadan ve sorumlu oldukları insanlardan bihaber inzivaya çekilmişler. Ancak bu sırada dünya birbirine girmiştir insanlar çıldırmış dünya sanki tersine dönmüştür sadece D ve M'nin değil tüm insanların hayatı alt üst olmuştur. Tabii aşkın gözü kördür D ve M'nin bunun farkına varması uzun zaman almıştır bu süre içinde küçük kıyametler kopmuş D ve M ancak dostlarının uyarmasıyla durumun farkına varmışlardır. Kahramanlarımızdan M'nin gözünün önündeki perdeler kalkıp olayın ciddiyetini fark edince D'ye artık ayrılmaları gerektiğini yoksa sadece ikisinin mutlu olması uğruna birçok insanın hayatının kararacağını anlatmıştır. Ancak D kabullenememiş bunun mümkün olmayacağını onsuz hayatın zindanda yaşamaktan farklı olmayacağını anlatmış durmuştur fakat M kafasına koymuştur bir kere ayrılmalarının en doğru karar olacağını söylemiş bırakıp gitmiştir D'yi.. O günden sonra D ve M hiç aramamış sormamışlar birbirlerini.. Ama ne D mutludur ne de M.. İkiside kendilerini görevlerine adamış hep başkaları için çalışmıştır ne bir başkasına gönül verebilmişler ne de yaşadıkları o güzel günleri unutabilmişlerdir. D hiçbir zaman yedirememiştir anlamamamıştır sevdiğini.. Ama gururunu yenipte gidememiştir M'ye.. M hep bu kararın en doğru karar olduğunu düşünmüş ama yürekten inanamamıştır buna sadece öyle yapması gerektiği için yapmıştır mutsuzdur ama yapılabilecek başka bir şey yoktur. O günden sonra D ve M aynı yerde bulunmamak için çok çabalamışlardır. Aslında çoğu zaman buluşmuşlar mecburiyetten her buluşmada küçük kıyametler kopmuş insanlar üzülmüş ağlamıştır hatta kimi insanın canına mal olmuştur bu buluşma... Merak ettiniz değilmi bu iki bahtsızın gerçek adını daha fazla meraklandırmayayım sizi. Duygu ve Mantıktır asıl isimleri.. Dünyada en son bir araya gelmesi gereken iki geçinemeyen sevgili. |
|
|
|
|
|
#16 (permalink) |
|
Mareşal
![]() ![]() |
Uyuyan erkek görüntüsünden kadınların pek hoşlanmadıklarını bilecek kadar görmüş geçirmiş bir adamdı
Ama bilirdi: Erkekler sevdikleri kadını uyurken izlemeyi severler... Severler değil mi? Peki şimdi ne oluyordu ona?Neden kaç gecedir ateşi birdenbire kırka fırlamış gibi uyanıp Merve' yi uyurken görmekten huzursuzlaşıyordu. Neden Merve'nin dudaklarının kenarında biriken salgıya eskisi gibi sevecenlikle bakamıyordu? Neden dirseklerinin üzerinde doğruluyor bir süre sanki Merve'nin alnında küçük bir ekran varmış gibi bakıp duruyordu? Ve aklına hep o uğursuz konuşma geliyordu Bir ay kadar önceydi. Merve telefonda bir arkadaşına gördüğü rüyayı anlatıyordu ![]() Ancak şu kadarım işitebilmişti. ". Yanaklarımdan süzülen yağmur sularını parmaklarıyla siliyordu sonra o suları dudaklarına götürüyordu Sabah kendime gelemedim."Bunları anlattıktan sonra kıkırdayarak gülüşmüşlerdi ****** Kalktı. Mutfağa gitti. Işıklan yakmadan buzdolabındaki NO FROST yazısını seçmeye çalıştı. T harfini hizalayıp yakaladığı kolu kendine çekti. Dolabın kapısı açıldı. Süt mü? Cola mı? Midesi süt diyordu beyni cola...Cola'yı seçti. Önce soğuk kutuyu avucunda dolaştırdı ardından alnına şakaklarına sürdü.Hiçbir derecenin saptayamadığı ateşini düşürürdü belki o keskin soğuk. Kutuyu elinde döndürerek yatak odasına doğru yürüdü. Merve dizlerini kamına çekmişti. Uykusunun derinlerindeydi. Koyu renkli ojelerine bakılırsa kadındı fakat ellerini sağ yanağının altına sıkıştırma biçimine bakılırsa çocuktu o anda misafirlikte yorgun düşüp uyuya kalmış bir çocuktu !Tam o anda mırıldandı bir şeyler söyledi genç kadın Tuhaf sesler çıkardı. Ve adam atmaca gibi atladı yatağa kulağını Merve'nin ağzına dayadı.Tutkulu bir adam yapardı ancak bunu... Uzun süreli bir ilişkinin bağlarını ikide bir çekip uzatmayı alışkanlık edinmiş bir adam ise "aman uyandırmayayım” deyip odadan sıvışırdı. Ama tutku tehlikelidir. Tutku iki yanı keskin bıçaktır. Tutacak yeri de yoksa eğer bıçağın bazen kanamayı göze almak gerekir...En berbat özelliği nedir tutkunun? Bağlandığınız kişinin gücü elinde tutan taraf olduğunu bilirsinizİşte bu bilgi berbattır ve öfaaai besler. O da birdenbire öfaaae kapıldı! kendine öfkelenir gibiydi ama iki eliyle Merve'yi kollarından tutup silkelerken anladı ne yaptığını...Ve ancak birkaç dakika sonra fark etti nasıl bağırdığını bütün evi nasıl inlettiğini..."Rüyalarını ver bana!" diye bağırmıştı Merve'yi sarsarak uyandırırken . "Bana rüyalarını veeer! Rüyalarını istiyorum!" Ne saçma. Ne delice. Nasıl umarsız ve umutsuz bir arzu... Böyle düşünmeye başladığında iş işten geçmişti. Genç kadın şoktan sıyrılmış hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Bir yandan da alçak sesle mırıldanıyordu; "manyaksın sen manyak..."***** Bu olaydan bir yıl kadar sonraydı ilişkileri acıta acıta kanırta kanırta sona erdi.Merve doğup büyüdüğü şehre geri dönmüştü. Aslında Merve'nin hep kaçmak onun ise günün birin de sürekli orada yaşamak istediği o sahil şehrine...Ayrılıktan birkaç ay sonra iş yerine gelen postalar arasından kalın ve ağır bir zarf çıktı.Merve göndermişti. Heyecanla açtı zarfı yırtar gibi.Bez cildi bir hatıra defteriydi. Etiketindeki yazıyı görünce üşüdü titremesini bir türlü durduramadı.Etikette "Rüyalarım" yazıyordu. Merve bu deftere rüyalarını kaydetmişti. Kendine gelir gibi olduğunda hızla sayfalan çevirdi. Hangi tarihi hangi rüyayı aradığını çok iyi biliyordu. Buldu da...Ve okudu. "11.05.1997. Yağmur vardı. Sırılsıklamdım. Evden kaçar gibi üzerime bir şey almadan çıkmıştım. Arkamdan geldi “ Seni korkuttum mu bebeğim” dedi özür dileyerek.Beni neden uyandırdın dedim.Uyurken beni terk etmenden korkuyorum dediYanaklarıma akan yağmurlan parmaklarıyla sildi ve dudaklarına götürdü parmaklarını. Boynuna atıldım sımsıkı sarıldım.Seni seviyorum diye fısıldadım kulağına.O sırada uyandım rüyaymış. Gerçekten daha gerçekti sanki
|
|
|
|
|
|
#17 (permalink) |
|
Mareşal
![]() ![]() |
Bir Gülün Hikayesi.. Onlarla yıllar önce tanıştım. Bir bar veya diskotek yada gece kulübü yani yemekten sonra dans edip eğlenmeye müzik dinlemeye gidilebilen bir yerde. Ben masalardan birinde tek başıma vazonun içinde duruyordum. Canım sıkılıyordu aslında. Özel olarak bu iş için evleri barları restoranları ve işyerlerini süslemek insanlar tarafından sevdiklerine hediye edilmek üzere yetiştiriliyordum. Benim kaderimde de buraya satılmada vardı sevdiklerimden ayrılmış bu vazoya yerleştirilmiştim. Can sıkıntısı içinde akibetimi bekliyordum daha ne kadar yasayacağımı bilmeden. Kimse benimle ilgilenmiyordu. O gelene kadar... Çok güzel bir kadındı. Simsiyah saçları düzgün vücudu sade elbisesi ve benim kadar kırmizi dudakları kadar yıldız gibi parlıyordu. Kapıdan içeri girer girmez gözüm takıldı. Onun elinde saçında veya yakasında olmak isteğiyle dolup taştım birden. Boş masama otursunlar diye dua ettim. Yanında birileri vardı etrafa bakıyorlardı. Bende bakındım ve kalbim çarpmaya başladı benden başka boş masa yoktu demek ki bana geleceklerdi. Yanılmamıştım. Oturur oturmaz beni fark etti. Tanrım ne güzel bir kırmızı gül diyerek önce beni seyretti sonra yapraklarıma yumuşak elleriyle dokundu daha sonra burnuna götürdü beni. Ben onun dokunuşları ve kokusuyla ürperirken oda benim kokuma bayılmıştı. Eline alıp uzunca bir süre tuttu beni. Arada bir kokladı kokumu içine çekti. Erkeklerden ikisi benim güzelle ilgileniyordu. Aralarında gizli bir rekabet vardı. İkisi de arkadaştılar daha doğrusu iş ilişkileri vardı ama güzel kadın yüzünden birbirlerinden nefret ediyorlardı. Bir ara adamlardan esmer olanı dansa kaldırdı kadını. Beni yerime bırakıp eşlik etti adama. Uzaktan izledim onları konuşmalarını duymuyordum ama anladığım kadarıyla tam anlamıyla asılıyordu. Benimkide gülümsüyor arada bir başını eğiyor bir şeyler söylüyor çoğu zamanda bakışlarını adamdan kaçırıyordu. Sıkıldığını anlamıştım. Tam oturmuşlardı ki sarışın olani kaldırdı dansa. Onu da kırmadı. Aşağı yukarı ayni şeyler cereyan etti. Ama bu adam daha kibardı ve sanırım ondan daha cok hoşlanmıştı. Derken... Derken o çıkageldi. Hiç beklemediğim ummadığım bir anda masaya geldi. Diğerlerinin arkadaşıymış kadınla ilk kez tanışıyorlardı. Küçük bir merasimden sonra kadının yanına oturdu. Ben yine onun ellerindeydim... Birden kadının kulağına eğilip "kırmızının sana çok yakıştığını biliyor musun?" dedi. Sesi çok ateşliydi. Doğrusunu isterseniz ben bile etkilenmiştim. Gözlerini kaldırıp ona gülümsediği an bakışlarının son derece çarpıcı olduğunu gördüm. Benim ki daha etkilenmişti. İkimizde dikkatlice incelemeye başladık adamı. Kendini beğenmis bir havasi vardı. Yakışıklıydı Allah için Şık ve iyi giyimli ağzı laf yapan biriydi. Sık sık kulağına bir şeyler söylüyor oda çapkına gülümsüyordu. Meğer oda benim gibi kapıdan içeri girdiği andan itibaren güzel kadını izlemiş. Birkaç dakika sonra iş isten geçmişti. Tahmin ettiğim şey gerçekleşti. Yukarılarda dolaşan Eros ikisini görür görmez oklarını kalplerine sapladı. O andan itibaren yalnızca ikisi vardı orada. Birlikte dans ettiler sarıldılar konuştular... Bende mutluydum ama birazdan onların gideceğini düşünmek acı veriyordu. Daha goncaydım en azından bir haftalık ömrüm vardı ama bundan sonraki günlerimi burada bu karanlık yerde geçirmek istemiyordum. Beni alırmıydı giderken? Yanında götürürmüydü? Ben bu duygularla doluyken kalkmakta olduklarını fark |