Milyonlarca sperm arasından kazandım ben bu yarışı. Sakın

bu işin öyle kolay olduğunu da sanmayın. Bu yarışı kazanmak yürek ister. Kaldığım yer küçücük ve karanlık bir yer olmasına rağmen sımsıcaktı. Burada çırılçıplaktım ama

inanın hiç üşümedim. 266 gün aaaifli bir yolculuğa da artık hazırdım. İlk ay adımı “Embriyo koydular. Ben bile ne anlama geldiğini bilmiyordum. Bildiğim tek şey

günler geçtikçe burada büyüdüğümdü. İkinci aya geldiğimde de artık beni “Embriyo” diye çağırmıyorlardı. “ Fetus” diye seslendiklerinde yine şaşırmıştım. Çevreme baktım. Ne anlama geldiğini soracak kimseyi bulamadım.
Dışarıdan kalın sesli birisinin bana “Canım”

“Bebeğim” diye seslenişini küçücük gelişen kulaklarımda

bir elin sımsıcak dokunuşlarını ise minicik kalbimde hissediyordum. Sanırım bu

babamdı. Kim bilir beni nasılda dört gözle bekliyordur. Annemin

benim sağlıklı dünyaya gelmem için

beslenme çabası içinde olduğunu bana gönderdiği gıdalardan anlıyordum. Çok lezzetli şeylerdi. Kimi zaman

bana dinlettirdiği müzikler ise öylesine güzeldi ki

ruhuma ilaç gibi geliyordu. Bazen annemin sağa sola dönüşlerinden öylesine rahatsız oluyordum ki

içeride sanki kaydıraktan kayıyordum. Etrafımda dolanan hortuma benzeyene de bir türlü anlam verememiştim. Fakat

oradan gelen çok tatlı bir sıvının

beni hayata bağladığını tahmin edebiliyordum.
Geçenlerde yine “ Annesi kurban olsun!...” diye bir ses duydum. Öylesine içtendi ki anlatamam. Dün

beni taşıyan annem

yine iki büklüm çok kıvrandı. Karnında olduğuma çok üzüldüm. İmkanım olsa çıkıp ona bir bardak su verirdim. Onun acısı beni de yakmıştı. Biliyorum bunlar hep benim yüzünden olmuştu. Onun dünyasını altüst etmiştim. Kim bilir

beni büyütmek ve doğurmak için nelere katlanıyordu. Ona sürekli “ Canım annem” demekten de kendimi alamıyordum. Ben içeride büyüdükçe

çevremdeki organlara baskı yaptığını görüyordum. Ne zaman bir tarafa dönsem veya içeride oynasam

annemin ellerini tenimde hissediyordum. Hey babalar!... Ve baba geçinenler

sizler öyle kolay zannetmeyin anneliği. Yoksa

annenizin karnındaki hayatınızı hatırlamıyor musunuz?
Siz hiç canınız uygunsuz bir mevsimde bir şey istediğinde

anneniz aldı mı? Geçen yaz

karpuz diye bir meyveyle tanışmıştım. Öylesine sevmiştim ki anlatamam. Kışın tam ortasında yine canım çekmez mi

babam

bir seyitmeyle şehri alt üst etti. Sonunda biraz renksizde olsa Şili karpuzunu getirdi de afiyete yemiştim.
Günler

günleri kovaladığında annemi bir görseydiniz

beni bin bir güçlükle taşıyordu. Bazı geceler

yatağında dönemediğini

hele son günlerde bunu daha da hissediyordum. Elleri sürekli belindeydi. Ben döndükçe o kıvranıyordu. Bunu istemezdim ama

sağa sola dönmek benimde hakkımdı. Artık biran önce dışarı çıkmak ve dünyayı görmek istiyordum. Sekizinci ayıma yeni girmiştim ki

kapımızın hızla çaldığını duydum. Gelen sanırım komşumuzdu.
“ Koş

Nilgün koş!... “ sesi ortalığı yırtıyordu. Annem

telaşla hazırlanıp

ayakkabını bile giyemeden dışarı fırladı. Bende şaşırmıştım. İçeride öylesine alabora olmuştum ki

dilim damağım kurumuştu. Annem koştukça

sanki beynim yerimden çıkacaktı. Çevrede konuşulanları zorda olsa işitiyordum. Onca kalabalığın arasında kanım ısınan büyük ağabeyimi

birkaç kişi sıkıştırmış dövüyorlardı. Annem

ortalığı yatıştırmak için büyük çaba harcıyordu. Ama nafileydi. Kadın haliyle ne yapabilirdi ki? Bana dokunan darbeler canımı acıtıyordu. Artık annemde kavganın içindeydi. Korkudan bir köşeye sinmiştim. Böylesi ortamı daha önce hiç yaşamamıştım. Neler oluyor diye bekliyordum ki

patlama sesinin ardından sıcak bir cisim

anneme doğru hızla geliyordu. Kalbe saplanan cisim ikimizi de yere düşürmüştü. Annemden sekiz ay boyunca duyduğum

ve onun melodisi ile uyuduğum ve ruhumu dinlendirdiğim kalp atışlarını duyamıyordum. Damarlarımın büzüldüğünü

beni besleyen kanının artık donduğunu hortum denen cisimde hissediyordum. Başımın döndüğünü kime söyleyebilirdim ki? Avazım çıktığı kadar bağırsam kimler duyardı bilemiyorum. Henüz yüzünü göremediğim

memesini bile ememediğim annem

cansız bedeniyle benimle birlikte yerde yatıyordu. Etrafımıza toplanan onlarca kalabalık arasından
“ Çabuk cankurtaran çağırın!...

Bebek bari ölmesin!...” sözünü duymakta artık güçlük çekiyordum. Nefes almak istiyordum ama

çok zorlanıyordum. Benimde sonumun geldiğini artık kabullendiğimde

şiş gözlerimle puslu olarak gördüğüm

bembeyaz gülümseyen bir yüzle karşılaştım. Annem mi diye düşündüm. Ancak

kanım bu kadına ısınmamıştı. Annemin kokusunu aradım. Bulamadım. Babama

“Başın Sağ olsun” sözleri ardından Annemin öldüğünü anladım. O şimdi cennetin en güzel köşesindeydi. Artık

ağlamaktan bitap düşen babamın kucağındaydım. Henüz açılmayan gözlerime

babamın gözyaşları dökülmeye devam ettiğinde

hayatın gerçeklerini o zaman anlamıştım.
“ Şimdi o sıcaklığı bana kim verecek? Annemin sütünü tatmayacak mıyım? Geceleri uykuma

“Ooo bebeğim” ninnileri ile dalamayacak mıyım? Ruhlar alemi denen karnının içinde çok rahattım annem. Şimdi ben sensiz ne yaparım?”
alıntı