![]() |
![]()
|
![]()
|
||||||
| Aşk Hikayeleri Hepimizin Bir Aşk Hikayesi Vardır Anlatmaya Ne Dersiniz? |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Tuğgeneral
![]() ![]() |
Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin TıklayınYazık olmuştu Çiğdem’e
çok yazık olmuştu. O sadece sevgisinin ardından gitmişti. Ama yaşadığı hayat onun beklediği hayatla uyuşmuyordu. Hata kendisinde değildi. O sadece doğru olanı yapmıştı. Sadece çok sevmişti ve onun cezasını çekecekti.Çiğdem’in hikayesi aslında bir sevginin yok edilişinin tam karşılığıydı. O sadece sevgisinin peşinden gitmişti. Gitmeseydi elbette ki bunları yaşamayacaktı. Yaşadıkları da bu derece ağır olmayacaktı.Çiğdem’in gerçek anne ve babası o çok küçükken bir trafik kazasında vefat etmişti. Şehirlerarası bir yolculukta Ankara istikametine giderken Bolu dolaylarında içinde bulundukları otobüs feci şekilde uçuruma yuvarlanmıştı. Hava kıştı yağmurluydu. Şoför karşılarına çıkan kamyonu fark etmemişti. Uykuluydu mahmurdu. Bir çok insanın hayatını mahvedeceğini o an nereden bilebilirdi ki. Yazık oldu insanlara. Her trafik kazasının ağır sonuçları gibi bedelini ardında kalanlar ödedi.Babaannesinin ve dedesinin yanında büyüdü Çiğdem 4 yaşından itibaren. Onlar Çiğdem’i çok sevdiler gözlerinden sakındılar. O kadar çok sevdiler ki bu sevgileri Çiğdem’in hayatındaki en önemli yaşama gayesinden biri oldu.Çiğdem anne ve babasının özlemini her daim içinde hissetse de yakalamıştı hayatı bir ucundan. Kendisine güzel bir hayatı sunan babaannesine ve dedesine ne derece borçlu olduğunun bilincinde olarak yaşadı her anını. Asla istemedikleri bir şeyi yapmadı ve her zaman istedikleri gibi onurlu bir genç oldu onlar için. Onurlu ve başı dik bir torun oldu daima.Kendi kararlarını alma yaşına geldiğinden itibaren de hep büyüklerinin sözünü dinledi. Hep onlara danıştı tüm sorunlarını karşılıklı konuşarak çözmek için çabaladı. Kısacası iyi bir yetişkin olarak tanındı bulunduğu her ortamda. Aklı başında ve sorumluluklarını iyi bilen ve iyi taşıyan bir gençti Çiğdem. Topluma iyi bir örnekti o.Bir gün karşısına bir insan çıktı.Daha önce hissetmediği duyguları hissetti. Aşık oldu. Sevdi. Gözleri dolarcasına yüreği coşarcasına sevdi.Sevecekti tabi. Onun da hakkıydı herkes gibi sevmek ve sevilmek. Elbet onun da hakkıydı aşkı tanımak ve yaşamak. Nereden bilecekti sevdiği insanın onun hayatına bir nokta koyacağını.Çiğdem’in hayatına kattığı başarılarından biri de iyi bir eğitim sürecini hakkıyla tamamlamış olmasıydı. O okulunu en güzel şekilde tamamlayıp kendini eğitim dünyasına adamıştı. Her işi rast gidiyordu ki mesleki hayatta da yüzü gülmüştü. Güzel bir eğitim yuvasında eğitim hayatına başlamıştı. Öğretmenlik onun idealindeki meslekti. Bunu da gerçekleştirdi büyüklerinin de katkılarıyla. Tayininin çıkmasına sabredemediği için özel bir ilköğretim okulunda başladı görevine. Sonunda kavuşmuştu hayallerindeki öğretme sevdasına. Artık o da örnek bireyler yetiştirmek için kollarını sıvayıp azimle başlamalıydı bir yerlerden. Öyle de yaptı. Etrafında çok sevilen ve saygı duyulan bir eğitimci bir öğretmen olmuştu.Bir gün veli toplantısında tanıştı hayatını değiştirecek insanla. Bir öğrencisinin onu çok seven bir öğrencisinin ailesi Çiğdem’i daha yakından tanımak ve özel ders aldırmak istiyorlardı çocuklarına. Çiğdem ilk önce reddetti. Sonra da kırılmasınlar diye:- Peki Aslı Hanım. Berkay için yapabileceğim tek şey ara sıra takıldığı bazı konularda ona yardımcı olmaktır. Ben de onun başarılı olmasını isterim. Bu yardımım için sizden herhangi bir ücret almam söz konusu olamaz. Onun için bazen uğrar takıldığı konularda yardımcı olmaya çalışırım. Dedi.Berkay’ın ailesi bu durumu böyle kabullenmeye de razı oldu. Çünkü Çiğdem öğretmen oğullarının çok sevdiği bir öğretmendi. Böylece Berkay ve ailesi Çiğdemin hayatına girmiş oldu.Birkaç kez gitti onların evine. Berkay’ın zorlandığı konularda ona yardımcı oldu. Verimin artması için elinden geleni yapmaya çalıştı. Bu onun diğer öğrencileri için de uyguladığı bir şeydi. Yer ve zaman ayırt etmeksizin öğrencileriyle aşama aşama geliştirdi eğitim diyaloglarını. Bu performans onun hem mesleki konseptinde gelişme sağlıyor hem de çocuklarla ilgili olarak güzel bir verim ortaya çıkarıyordu. Kalbi rahattı vicdanı ona ne yapması gerektiğini söylüyorsa onu yapıyordu.Yine Berkaylara gittiği bir gündü. Dersi tamamlayıp çıkmak üzereydi ki o anda hayatında ona aşkı hatırlatan insanla karşılaşmaları işte tam bu aşamada oldu. Berkay onları tanıştırdı.- Öğretmenim bu benim dayım Arda. Dedi.Çiğdem içinden söylendi:”Ardaymış ismi.Demek Ardaymış.”Arda da “Çok memnun oldum Çiğdem Hanım. Sizden ablam hep bahsederdi.” Dedi.İkisi de birbirinden öyle çok etkilenmişti ki dışarıdan bakan biri bunu gayet net anlayabilirdi.Zaman ilerledikçe onlar birbirlerine yakınlaşmaya başladılar. Bunu kendileri bile anlayamadılar; nasıl bir büyüydü ki bu bir şey onları sımsıkı birbirine bağlamaya çalışıyordu. Artık dışarıda da sık sık görüşmeye başladılar. Her gün daha da artıyordu birbirlerine olan hayranlıkları.Arda da Çiğdem gibi mesleki başarısının doruğunda biriydi. Yüksek öğrenimini yüksek derecelerle tamamlamış bir doktordu Arda. O kadar çok benziyorlardı ki birbirlerine. Çiğdem’in dürüstlüğüne daha önce rastlamamıştı tanışmış olduğu hiçbir kadında.Arda tam bir beyefendi örnek bir Türk genciydi. Çiğdem’i etkileyen ilk insandı. En önemlisi de buydu işte.Çok uzun süren konuşmalar yaptılar hayat felsefelerini tartıştılar. Beklentilerini acılarını umutlarını düşlerini paylaştılar. O kadar çok anlattılar ki hayatlarını birbirlerine “Konuşacak birbirimize anlatacak ne çok şeyimiz varmış meğer” diye gülüştüler bakıştılar…Artık onlar çok iyi bir dost bir arkadaş ve sevgili olmuşlardı. Hayatı dolu dolu yaşamaya başlayan Çiğdem artık Arda’sız bir ömür düşünemiyordu. Bunun adı aşktı. Sevgiydi. Hayatlarında en önemli eksiklik tamamlanmıştı ikisi için de. Bu bir gerçekti. Bunu hiç kimse değiştiremezdi. Ya da onlar öyle sanıyorlardı.Arda ailesine Çiğdemden bahsetti. Öyle ya artık zamanı gelmişti. Neredeyse 2 yıl olmuştu arkadaşlıkları başlayalı. Zaten ablası Çiğdem’i çok iyi tanıyordu. Fakat hiç birinin haberi yoktu aralarındaki ilişkiden. Arda önce ablasına açtı konuyu. Ablası açıkça söylemedi ama aslında pek memnun olmamıştı bahsettiği bu olaydan. Sanki ileride olacakları sezmişti fakat yine de açık vermedi. “ Sen bilirsin evlenecek olan sensin ama kararlarını mantıklı bir şekilde almaya çalış” diye sürdürdü cümlelerini. Arda bu konuşmada bir kasıt bulmayı hiç aklından geçirmedi ve mutlu mutlu gülümsemeye devam etti.Esas problem Arda’nın konuyu ailesine anne ve babasına açıklamasıyla başladı. Duyduklarına inanamayan aile öyle sert bir tepki verdiler ki Arda bu olay karşısında adeta donmuş gibi kalakaldı orada öylece. Hiçbir şey söyleyemedi sadece “ Çok seviyorum. Ve evlenmeyi düşünüyoruz. O da beni çok seviyor” diyebildi. Annesi “ Olmaz!Olamaz böyle bir şey!” dedi. Sebebini sordu Arda. Babası cevapladı sorusunu: “ Bu tip konularda öncelikle büyüklere danışman gerekirdi oğlum. Keşke her şeyi en başından itibaren anlatsaydın.” Dedi.Arda hala anlamaya çalışıyordu ailesini. Çözemedi. Bir daha soru: “Peki nedir sizin için problem olan?” diye. Bu kez annesi başladı açıklamaya: ”Oğlum biliyorsun ki ailemiz tanınan şerefli oldukça seviyeli bir aile. Soyadımız tanınıyor biliniyor. Ve sen evleneceğin kişiyi bize sormadan hem de kendi başına seçtiğini söylüyorsun. Yine biliyorsun ki ailemizde bu tür konular çok önemlidir. Asla birbirimizden bağımsız kararlar alamayız bu konuda. Ablanı düşün. Onun nasıl evlendiğini düşün. Ya da kuzenini düşün. İkisi de ailelerinin uygun gördüğü ama yine de sevdikleri istedikleri insanla evlendiklerini getir gözünün önüne. Her şeyden önce ailelerimizin denk olduğu münasip insanlarla girdiler dünya evine.Oğlum! İtibarlı insanlar itibarlı insanlarla evlenir.” Arda annesinin konuşmasını kesti “ tamam anne daha fazla açıklama yapmana gerek yok. Ben anladım konuyu nereye getirmek istediğinizi.” Dedi ve evden çıktı gitti. Anlayamıyordu Arda. Çiğdem’in nesi itibarsızdı? O örnek bir hanımefendiydi. Her şeyden önemlisi o tek sevdiği kadındı. Aşık olduğu tek kadın! Çiğdem ile görüşmelerine devam etti Arda. Ne olursa olsun hayallerinden vazgeçmeyecekti. Sevdiği ve istediği insan oydu onun için. Daha başka ne isteyebilirdi ki? Aradığı itibarlı insan Çiğdem’di. Başka kimse olamazdı.Çiğdem’in Arda’nın yaşadığı bu sorunlardan haberi yoktu. Olmadı da. Çünkü Arda bu saçma sebeplerle üzmek istemedi sevdiğini. Arda ağırlığını koydu ve “Ben bu kızla evleneceğim. Asla engel olamayacaksınız” dedi. Ailesi o kadar çok endişe içindeydiler ki bir şeyler yapmanın zamanı geldi diye düşünmeye başladılar. Düşünmekle kalmadılar ve yaptılar.Hemen ailelerine uygun bir gelin bulundu. Yurt dışında yaşamış sonra memleketine dönmüş tanınan bir ailenin kızı adaydı onlar için. Çalışmalarına başladılar. Kız Arda ile tanıştırıldı. Özel davetler yemekler düzenlendi. Arda bu olup bitene pek kulak asmıyor zorla da olsa bu davetlere katılıyordu. Fakat yüreği Çiğdem’in yanındaydı. Hala da Çiğdem ile görüşüyordu.Sonunda oldu. Arda’nın babası düzmece bir oyun ile hastaneye yatırıldı. Söylemesi gerekeni söyledi. Arzu’yla evlenilecekti. Arda’dan tek isteği buydu. Bu son günlerinde babasının bu son isteği dinlenecekti. Yoksa pişmanlıklar vicdan azabı birbirini kovalayıp gidecekti. Arzu Arda’nın hayallerindeki kadınla asla örtüşmüyordu. Hanımefendiliği şöyle dursun evlenilebilecek bir kadın olmaktan çok uzaktı onun için. Bir şeyler yapmalıydı. Ama yapılabilecek pek bir şey yok gibi gözüküyordu. Arda’nın tüm hayalleri umutları yıkılmıştı. Bir tarafta sevdiği kadın diğer tarafta hayli yaşlanmış ve sağlığını yitirmek üzere olan babası… Ne yapabilirdi. Nasıl bir karar almalıydı. Delirecek gibiydi. Benliğini yitirmek üzereydi. Bu olaylar olurken hala Çiğdem’in hiçbir şeyden haberi yoktu. Olmadı da. Sadece Arda’nın babasının hasta olduğunu bu yüzden de sık sık görüşmelerinin mümkün olmadığını biliyordu. Bir şeylerin ters gittiğini aklından bile geçirmemişti. Üzülmüştü Arda’nın babasının rahatsızlığı için. Destek olmak istiyordu sevdiğinin bu zor döneminde ona. Ama bu pek te mümkün değildi. İyice azalmıştı buluşmalar. Yüreğinde bir yerlerde bir şeyler acıyordu ama tam olarak anlayamıyordu neler oluyordu onlara. Uzaklaşmışlardı. Sevgilerini anlatamaz duruma gelmişlerdi. Çiğdem’in içinde kırılan ama yine ayakta durmaya çalışan bir kalp vardı. Umutsuz olmamıştı hiç bu güne kadar. Sabretmeliydi. Öyle öğrenmişti hayattan. Sabretmek en önemli şeydi onun için.Bir gün ki o kara gün! Gelip çatmıştı. Her şeyin bittiği umutların tükendiği o gün… Sevdiğinin dudaklarından çıkan o kelime. Lanet kelime. Çiğdem’in dünyasını başına yıkan o sözcük… Nasıl söylemişti sevdiği aşkı o kelimeyi? Nasıl yakıştırmıştı ki aşklarına? Nasıl kondurmuştu kendilerine o sözü? Sadece “Ayrılalım!” deyivermişti. Acaba şaka mı yapıyordu aşkı ona? Sadece sevimsiz bir şaka mıydı bu? Hayır. O gayet ciddiydi. Ve bir o kadar da üzgün.Hiçbir açıklama istemedi Çiğdem. “Peki” dedi. Sadece “Peki” diyebildi. Arda şaşırdı sevdiğinin bu duvar gibi soğuk davranışına. “ Bana hiçbir şey sormayacak mısın? Neden niye diye sormayacak mısın?” dedi. “Hayır” dedi Çiğdem. “Madem sen böyle karar vermişsin kararını sorgulamak istemiyorum.” Dedi. Beklediler. İkisinden de çıt çıkmıyordu. Arda gözlerini mahcup bir şekilde Çiğdem’den alamıyordu. Mahcuptu çünkü aşklarına son noktayı koyan oydu. O tertemiz aşklarını umutlarını hayallerini bitiren kendisiydi.Çiğdem başı dik bir şekilde kalktı oturduğu sandalyeden. Sevdiğinin yüzüne baktı son bir kez. “Hoşça kal” dedi. Ve gitti. Asilce başı dik ve onurlu olarak çıktı ve gitti.Arda pişmanlığıyla birlikte baktı aşık olduğu sevdiği kadının ardından. Biliyordu ki bu onu son kez görüşüydü. Bir daha hiç karşılaşmayacaklardı.Evlendiler Arzu’yla. Arda evlendiği insanla mutlu olamayacağını gerçek aşkı yaşayamayacağını bile bile evlendi. Sırf ailesi mutlu olsun diye evlendi. Sırf babası daha çok yaşasın diye evlendi. Nereden bilebilirdi ki aslında babasının hasta olmadığını. Ve sadece çevresi daha estetik evlilikler görsün diye kendisi üzerine oyunlar oynandığını ve bu yüzden evlendirildiğini nereden bilebilirdi ki. Sonuçta ailesiydi. Canlarından birer parçaydı o. Ama canının bir yarısını da başka bir yerde bırakmıştı Arda. O parça ömür boyunca hep öyle ondan uzak kalacaktı. Canının yarısını hep eksik hissederek yaşayacaktı. Hayatının sonuna dek.Çiğdem ise başlayamadı bu kez hayatının geri kalan kısmına. Başladı başlamasına yaşamak denirse onun adına. Yüzü hiç gülmedi bir daha. Mecbur kalmadıkça mutluluğa yaklaşmadı. Sırf ailesi yani babaannesi ve dedesi üzülmesin diye mutlu göründü. Ama değildi. Arda’yı hiçbir zaman aklından çıkarmadı. Ve Arda’dan sonra hiçbir erkeğe güvenmedi. Hiçbir aşka inanmadı. Kendisini eğittiği çocuklara adadı. Kırık bir kalp ile tükenmiş umutlarla ne verebilirse verdi çocuklarına. Hayatı için aldığı kararlardan birisi de: hiçbir zaman evlenmemekti. Artık bunu aklından bile geçirmeyecekti. Nedenini hiç bilemeyeceği bir ayrılığa maruz kalmıştı. Mutsuzluğunu kimseye yansıtmadı. Ama artık hayallerinin peşinden asla gitmeyecekti. Hayatındaki aşk defteri ilk ve son kez yaşanıp kapanmıştı bir daha hiç açılmamak üzere.Arda ömrünü mutsuz bir evlilikle geçirdi.Çiğdem ömrünü mutsuz bir şekilde yaşadı.Arda ailesinin diretmesiyle hayatının aşkından vazgeçti.Çiğdem sevdiği insanın terk etmesiyle hayata bakış açısını değiştirdi. Aşk konusunda bir daha hiç kimseye güvenmedi.Arda Çiğdem’i hiçbir zaman unutmadı. Çiğdem de onu hiçbir zaman unutmadı. Büyük bir aşktı. İkisi de hiçbir zaman doyasıya mutlu olmadı. Olamadılar. Sebepleriyse sadece küçük bir oyundu. Ama ikisi de bunu hiçbir zaman öğrenemedi.(ç)alıntıdır!!! |
|
|
|