1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Konu: Ferhat ile Şirin..2...

  1. #1
    Mareşal
    ByemonaR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Post Ferhat ile Şirin..2...



    Sehir sudan umudunu kesmisti. Sessizce ölümünü bekliyordu. Kimsenin dagin ardina gidecek gücü yoktu su içmek için. Gitmeye kalkanlar baygin yigildilar dagin yamacina. Simdi kayu bir sessizlik yalnizca Ferhat'in kazmalariyla yirtiliyordu. Ferhat, üzgün, Sirin'in mektubuna karsilik olan türküyü söyledigi zaman arkasinda Sirin'in bulundugunu bilmiyordu. Biraz sonra bir hisirti oldu, Ferhat arkasina bakti, Sirin'i gördü. Kucaklastilar. Sirin, saraya dönerlerken, bir yolunu bulup babasinin yanindan ayrilmis, kosa kosa Ferhat'in yanina dönmüstü. Susuzluktan kuruyan gözleri, dudaklari, artik son gücünü harcadigini gösteriyordu. Uzun zaman birbirlerinden ayrilmadilar. Sonra baktilar ki günes batmaktadir ve su gecikirse sehir kirilacaktir, birlikte çalismaya koyuldular. Ferhat kazmasiyla kocaman kayalari kopariyor, Sirin de kendisinden umulmayacak bir güçle bu kayalari açilan tünelin disina çikariyordu. Sehir büyük bir sessizlik içinde yavas yavas erimekteydi. Ferhat gittikçe koyulan sessizligi duydukça kazmasini daha büyük bir hinçla salliyor, günes batmadan önce dagin ardindaki gür suyu sehre akitmak istiyordu. Açilan tünelin bir ucunda isiklar kirmizilasmaya, tünelin içini karanliga gögüs geren koyu bir pembelik sarmaya basladigi sirada, güçlü bir kazma vurusuyla düsen bir kayanin yerine dolan mor isiklar bu büyük çabanin sonunu müjdelediler. Ferhat daha sonra suyla tünel arasina büyük bir ark açti, suyun akis yönünü degistirdi. Biraz sonra sehirden gelen çigliklar, ölüm saçan susuzlugun sonunu bildiriyordu. Ferhat ve Sirin, bir agacin gövdesine sirtlarini dayadilar, düsünceye daldilar. Gittikçe artan uzak çigliklar arasinda aksam pembeden koyu maviye dogru degiserek ilerliyordu. Bu güzel bitisin kendilerinin sonu olacagini bilerek susuyorlardi. Uzun uzun sustular. Sonra artik günün son isiklari da uyumaya gidince, yavasça yerlerinden dogruldular. O sirada ne Ferhat, Sirin'in güzünden akan bir damla yasi ne Sirin, Ferhat'in gözünden akan bir damla yasi görebildi.Ferhat, Sirin'e dedi ki:

    Varligin varligima karisacak
    Umut yorulmaz bir atli gibi çikti geliyor
    Dünyamizda gözlerinin vazgeçilmez mavisi kurulacak
    Bunu hayir diyenler de biliyor
    Ölümlerden ölümsüzlük devsirenlerde
    Eski bir kolayliktir kendinden utanmak
    Çok eski bir zorluktur seni sevmek
    Bulutlarin yagmurlardan koparildigi yerde
    Inançlarin durup kaldigi günde
    Her direnç bizim için sonsuza açiliyor
    Çöllerden daha kuru ve bitkin bekleyislerde
    Her umutsuzluktan sonra sular basliyor
    Sen yasamsin bir yandan olmaza degisirsin
    Yikarsin bütün umudu geçilmez daglarinda
    Bir yandan bize bütün maviyi getirirsin
    Ölmezligi gök bilen kuslarin kanadinda
    Umut olmazliklari bilmeyen ülkedir
    Hiç durmndan seni bana ulastiran
    Yalnizlik bir korkudur dönüp dönüp
    Gelip gene kendisine baslayan




    Sirin, Ferhat'a su karsiligi verdi:Deniz susayinca gök
    Bir yagmur deniziydi çilginlasan
    Sanilirdi ki bir gün saçlarindan
    Umulmadik denizler gelecek
    Yasar gibi mavisinde bir çiçek
    Bir kus bir ince uçusu söyler gibi
    Bir böcek bir ilk yazi anar gibi
    Her yoklukta varligin bilinecek
    Gün bitince pembeliginde aksam
    Bir yeni gün umuduydu bekleyisle
    Durmak bilmez yolcuydu
    Daha yolcu olurdu hergidisle
    Duyar gibi dönmezligi bir akis
    Karanligi bilmez gibi sabahlar
    Saatlar bir inanca kosar gibi
    Her bakisa gözlerini getirecek
    Deniz baslayinca gök
    Bir sonsuzluktu sulara karisan
    Bir günessin güne dogdugun yerde
    Kovulmaktan yorgun yolcudur aksam


    Ferhat ve Sirin dagdan sehre indiler. Suya kanmis bir kalabalik her yanda sevinç gösterilerinde bulundu onlara. Ferhat da, Sirin de, suya kavusan kalabaligin övgülerinden kurtulabilmek için kosarcasina saraya girdiler. Padisah ve adamlari Ferhat'i bekliyordu. Padisah, Ferhat'la Sirin'i bir arada görünce öfkelendi ama bir sey demedi. Ferhat'i yanina çagirdi. Bir torba altin uzatti ona. Ayrica,"dile benden ne dilersen" dedi. Ferhat, Padisah'a , altin istemedigini, yalnizca ve yalnizca Sirin'i istedigini söyledi. "Bir dag delicinin Sirin'i istemesi büyük saygisizlik" diye bagirdi Padisah. Adamlarina bagirdi: "Götürün bu dag deliciyi zindana atin, akillanana kadar kalsin orada." Ferhat yorgundu, zindana girer girmez uykuya daldi. Zindancilardan biri, gün dogarken bir mektup uzatti gizlice Ferhat'a. Mektup Sirin'dendi. Diyordu ki Sirin:

    Seninle bir dönülmeze inanan
    Her zaman seninle bir Sirin var
    Sen git senin pesinden gelecegim
    Bizi kolay ayiramaz korkular
    Satir satir yazilsa da duygulardan
    Ölümlere yokluklara agitlar
    Unutulmus serüvenler kadar sönük
    Bir gitme umudu sana yeter
    Yüreginin derininde kosup duran
    Çocuklar kadar korkusuz tutkular
    Anlatir her uzaktan geçene
    Daglarin ardinda gür sular var
    Ögrenecegin hiçbir sey kalmadi
    Yalnizliklardan ve suçlu yasaklardan
    Büyütecegin umutlar yok
    Umut çoktan çekildi bu saraydan
    Bir gitme tutkusu sana yeter
    Gitmesen de sen yolcusun burada
    Için bilinmedik daglara dogru kossun
    Gözlerin gün boyu gezinsin ufuklarda


    Bir gün sonra, gene gün dogarken Ferhat'a Sirin den bir mektup daha getirdiler. Diyordu ki Sirin:



    Ondan bir gün sonra, gene gün dogarken, bir mektup daha geldi Sirin den Ferhat'a. Diyordu ki Sirin:

    Günler birer bekleyistir geçilir
    Inancinda getirmez bir korkuyu
    Koca sehir sana çok görse de
    Asilmaz daglardan tasidigin umudu
    Sana zaman bir sarkidir söylenir
    Der ki çiglikliirdan yorgunsan eger
    Umut gemileri batmadan daha
    Kendini baska bir mavilige ver
    Baska bir rüzgârda yürü tutkuyu
    Bir gün sevince varmayi birakma
    Tut ki boydanboya çöktü sevgiler
    Soracagin ne kaldi yalnizliga
    Bilirsin ki distan yikamazlarsa
    Gelir içten alirlar kaleleri
    Kavgada yere sermezler de
    Kavgasiz birakirlar önce seni
    Unutur musun bir gün
    Seni sessizce arkadan vurani
    Yazik sana çok gördüler
    Kavgada verecegin bir avuç kani


    Sirin'in Ferhat'a gizlice mektup yolladigini duyan Padisah kizini yanina çagirtti ve "üç gün içinde dügünün olacak, bilesin" dedi. Sirin, babasina, Ferhat'dan baskasini istemedigini, baskasina vermeye kalkarsa kendini öldürecegini kesinlikle bildirdi. Padisah, Sirin'in bu sözleri üstüne iyice öfkelendi, Adamlarina buyurdu: "O Ferhat denen dag deliciyi çikarin zindandan, söyleyin ona, hemen bu sehirden çekip gitsin. Yoksa boynunu vurdururum." Sirin babasinin yanindan çiktiginda yikilmis gibiydi. Gene de umutluydu. Zindanin kapisina kostu. Adamlar Ferhat'i çikariyorlardi. Sirin, Ferhat'a "daglarda bekle beni" diyebildi. Hemen Ferhat'i uzaklastirdilar, götürüp sehrin kiyisina biraktilar. Ferhat su getirmek için oydugu daga çikti. Bir magara oydu kendine. Orada yalnizca acilarini ve umudunu yasamaya koyuldu. Dügün baslamak üzereydi. Ertesi gün çalgilar çalinacakti. Vezirin oglu tras olmus, yenilerini giymisti. Sarayda basdöndürücü bir gidis gelis göze çarpiyordu. Kadinlar Sirin'i kandirmaya çalisiyorlardi uzun uzun. Sözü biri aliyor, öbürü birakiyordu. Sirin susuyordu. Bir firtina öncesinin sessizligi gibiydi. Üstünde ne yapacagini bilenlerin dinginligi vardi. Su sasirtan ve korkutan dinginlik, aksama dogru kesin bir sevince birakmisti yerini. Son dakikaya kadar Ferhat'a kavusmayi deneyecek, kavusamazsa odasinin penceresinden usulca asagiya birakacakti kendini. Yasamakla da, ölmekle de Ferhat'in olabilecegine inaniyordu. Gülüyor, sarkilar söylüyordu. Aksam geceye dogru degisirken, sarayin kapisini bekleyen bekçinin yanina gitti. Ondan kendisini kapidan birakmasini istedi. Sirin, sarayin kapisindaki bekçiye dedi ki:
    Gün dogdu umut kirildi
    Birak beni gideyim
    Dünyam bütün karardi
    Birak beni gideyim
    Ben topraktan ayrilamaz bir suyum
    Denizlerini özleyen gemiyim
    UçusIara susadi kanatlarim
    Birak beni gideyim

    Çekildi özsularim dallarimda
    Onmaz bir durgunlugum yalnizlikta
    Her geçen gün biraz daha geceyim
    Birak beni gideyim
    Tutkuyu tutma kapilarda
    Nilüferler bogulmadan sularda
    Acilar onu yikmadan daglarda
    Birak beni gideyim
    Nasil olsa yolum çizili benim
    Ben ya Ferhat demisim ya da ölüm
    Ey benim yoldasim urnut gözlüin
    Birak beni gideyim


    Bekçi sessizce açti kapiyi, tek söz söylemeden. Sirin gecenin karanliginda usulca süzüldü disariya. Karanligi boydanboya kosuyordu. Ferhat'i bulmak için sabahi beklemeliydi. Bir agacin dibine çöktü, beklemeye basladi. Gece bitmek bilmeyen bir agirlik gibi uzadikça uzuyordu. Sirin, uyanik, düs gördü sabaha kadar. Bu düslerin her birinde, kendisini çogaltan, yücelten, kendisinin çogalttigi, yücelttigi Ferhat vardi. Sabahi anlatan ilk isiklar Dogu'da kipirdanmaya baslayinca, Sirin, "ölüme de, yasamaya da benzer bir gün doguyor" dedi. Gün dogudan ilerledi, Sirin'in ayaklarina kadar geldi ilk isiklariyla. Sirin daga dogru yürümeye basladi. Dag onu yokusunda engelleyecek yerde, onun yürüyüsüne yürüyüs, gücüne güç katiyordu. Uçuyordu sanki dagin yükseklerine. Ferhat'in magarasinin dorukta olduguna inaniyordu. Doruga yaklasinca "Ferhat" diye seslendi. Sirin'i özlemle kucaklayan Ferhat ona sunlari söyledi:

    Umutlarin dogdugu yerde geldin
    Günesle birlikte dogdun sabaha
    Madem ki böylesine güzelliksin
    Bir dag çiçegi taksan saçlarina
    Sarsilmazliginda bir kalesin
    Dünyada hiçbir ordu yikamaz burçlarini
    Kiyilari çok uzak bir denizsin
    Benim diyen geiniler geçemez daglarini

    Gülünç ettik ya ölümü ona bak
    Yasarligi en kesin belirleyebildik ya
    Artik ölüm her yerde utanacak
    Ferhat ile Sirin'e göz koymakla

    Kucaginda ölüme ölüm demem
    Umudunda yok olmalar bir hiçtir
    Gökleri mavisinden koparmak isteyene
    Artik ölüm bir çikar yol degildir

    Ölmezligi bulduk ya sonunda
    Varligimizla yarattik sonsuzu
    Haydi kalk uzaklara gidelim
    Ölüm sonsuza bölmeden umudumuzu
    Sirin'in Ferhat'a söyledikleri:
    Ölümler kolay sandi sevinçleri
    Bire ona yüze bölerim sandi
    Duyuyorum en güzel sabahimda
    Ölüm bos yere yokluga inandi
    Ölümler kolay sandi bitisleri
    Bir kiliçta sonsuza yikacakti
    Biliyorum en güzel inancimla
    Ölüm kendine yok yere inandi
    Ölüm her günkü gücüne yanildi
    O sandi ki dur dese duracaktik
    Ölüm belki de bizi çocuk sandi
    Onu görür görmez aglayacaktik
    Bir korkuyu sunacakti da bize
    Korkuda çöller gibi yanacaktik
    O sandi ki o bize inanmazsa
    Biz ona çaresiz inanacaktik
    Ölümler kolay sandi sevinçleri
    Bire ona yüze bölerim sandi
    Biz bir olmus iki ayni inançtik
    Ölüm eksikliginde kalakaldi

    Yaratanlar
    Birer sonsuzluksunuz
    Olmazi yoksadiniz bir evrende
    Ölüm alsa neyi alacak sizden
    Ölüm verse ne verecektir size
    Siz her açmaza birer umutsunuz
    Ölümünüzde suçumuz büyüktür
    Yasarken aci çektiniz
    Ondan da biz suçluyuz
    Neyleyelim siz sonsuz büyüktünüz
    Biz pek ayak uyduramadik size
    Bizi size birakmadi korkumuz
    Uyamadik büyüklügünüze
    Siz birer tanrisiniz


    Ferhat ile Sirin dagi asip bilinmedik uzaklara dogru yürümeye basladilar. Oysa büyük bir kalabalik peslerindeydi. Onlar su baslarinda dura dura, çiçek toplaya toplaya ilerliyorlardi. Kalabalik, kizgin bir çabayla kosturuyordu. Basta büyülü sarkaciyla Müneccimbasi, onun yaninda Padisah, arkalarinda vezirler ve damat, daha arkada da cellatlar vardi. Bir su basinda yakaladilar Ferhat ile Sirin'i. Önce Ferhat'i Sirin den ayirmaya çalistilar. Ayiramadilar. O zaman cellatlardan biri Ferhat'in sirtina bir biçak sapladi. Ferhat, Sirin'le birlikte yere yikildi. Sirin'i götürmeye gelen Padisah kizinin üstüne egildi. "Kalk artik, bu is bitti, gidiyoruz" dedi. Bir de bakti ki, Sirin de Ferhat'la birlikte gitmistir. Padisah yanmasina yandi ama, ölümlerin ardindan yanmak dayanmak midir? Simdi yüzyillarin basip geçtigi bu uzak ülkede Ferhat ile Sirin her olmaza baskaldiran birer umut olarak masallarda, türkülerde, sevinçlerde, tutkularda, inaçlarda yasarlar. Kime sorsaniz, Ferhat ile Sirin'in öldügünü söyleyemez. Ölümün el uzatamadigi yerdedir onlar, onlar ölümsüzlügün kendisidir. Yasarken dirençtiler, yasarliklari bitince ölümsüz oldular. Ölüm bir yoketme tanrisi olmayi onlarla birlikte elden kaçirdi. Ferhat ile Sirin'den beri ölüm, yalnizca yasamayanlari alip gidiyor. Bir direnci, bir güzelligi, bir inanci yaratmislar için ölüm, o günden beri çaresiz bir gülünçlüktür

  2. #2
    *BUNALIMLARIN ADMİNİ*
    BoDyGuArD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    paylaşımın için sağol eline sağlık

Benzer Konular

  1. Şirin Şeyler
    By ABYSS in forum Hayvanlar Alemi
    Cevaplar: 1
    Bölüm Listesi: 08-05-2013, 06:11 PM
  2. Ferhat ile Şirin..1...
    By ByemonaR in forum Aşk Hikayeleri
    Cevaplar: 1
    Bölüm Listesi: 01-01-2007, 07:32 PM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]