Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 27 Sayfa bulundu

Konu: Anneyiz biz

  1. #1

    kalp Anneyiz biz



    Anne adaylara/ annelere onemli bilgiler..







    Gelişim ve eğitim sürecinde oyuncakların rolü


    Çocuk için oyun ve oyuncağın önemi kadar oyuncak seçimi de önemlidir. Oyuncaklar, çocuğunuzun doğal yeteneklerini ortaya çıkaran ve bu yolla onun eğitimini de sağlayan oyun malzemeleridir. Bu nedenle oyuncaklardaki en önemli özellik; çocuğunuzun oynarken öğrenmesini kolaylaştıracak ve yaratıcı yönüne hitap edecek türde olmasıdır. Psikolog Serap Duygulu: “Çocuklar, hayatı tanıma yolunda bütün deneyimlerini oyun ve oyuncaklarla edinirler. Bu nedenle oyuncaklar, çocuğun, toplum ve çevreyle olan ilişkilerini düzenleyen bir eğitim ve araçlar sistemidir.”diyor ve çocuğunuzun doğru oyuncaklarla; renk, boyut, şekil kavramlarını öğreneceğini, bazı sayısal ya da sözel değerleri oluşturacağını söylüyor. Gelişim evreleri boyunca her çocuk, oyun oynamaya ve oyuncağa büyük gereksinim duyar. Üstelik bu, gelişiminin sağlıklı tamamlanabilmesi için hayati önem taşır. Her yaş ve cinsiyetteki çocuk için, doğru oyuncaklarla oyun oynamanın ciddi yararlar sağladığını unutmayın!

    Oyun ve oyuncaklar konusunda çeşitli sınıflandırmalar yapılmıştır; genel olarak oyuncaklar, daha doğru bir ifadeyle oyun malzemeleri beş ayrı grupta ele alınır:

    Birinci grup malzemeler

    Çocuğunuzun, kendi dışındaki çevreyi tanımasını ve kendi deneyimlerini oluşturmasını sağlayan malzemelerdir. Bu malzemeler; kum, toprak, kil, çamur, su ve boyalardan oluşur. Çocuğunuz malzemeye kendisi şekil verdiği için; hayal gücünü ortaya çıkarır; tutma, kavrama ve şekil verme yönünü geliştirir.

    İkinci grup malzemeler

    Çocuğunuzun, yaratıcı yeteneğini ortaya çıkartmasını sağlayan; boya, tebeşir ve çamur türü malzemelerdir. Kendi kendine birçok şekil yaratabilir.

    Üçüncü grup malzemeler

    Çocuğunuzun hayal dünyasına hitap eden ve onu destekleyen; bebek ve hayvan figürlerinden oluşurlar. Bu oyuncaklarla oynayan çocuğunuz, kendi oyun dünyasını kurar ve bu dünyanın içinde yer alır. Bebeklerini giydirir, hayvanlara ses verir, onlar gerçekmiş gibi hayal eder.

    Dördüncü grup malzemeler

    Çocuğunuzun bir yetişkin gibi davranabilmesini sağlayan ve becerilerini geliştiren küçük ev eşyalarıdır. Yetişkinlerin dünyasında gördüğü her şeyi, taklit yoluyla kendi dünyasında uygular. Küçük mutfak aletleri, tamir malzemeleri, fırçalar bu gruba girer.

    Beşinci grup malzemeler

    Çocuğunuzun hem bedensel hem de zihinsel yeteneklerinin gelişimini destekleyen, jimnastik aletleri ve inşa malzemeleridir. Legoları da bu grupta değerlendirebiliriz.

  2. #2

    Standart

    Bebeğinizin normal gelişimi ve aşamaları


    İlk üç ay içinde

    Gözleri ile hareket eden şekilleri takip edebilir, kucağa alındığında kafasını dik tutabilir, yüz üstü yatarken kafasını bir miktar yukarı kaldırabilir ve yanlara çevirmeye çalışır, kollarını hareket ettirebilir, ellerini yumruk haline getirebilir.

    3 - 6 ay arasında

    Nesne ve oyuncakları yakalamaya çalışır onlara uzanmaya çalışır, eline aldığı nesneleri ağzına götürmeye çalışır, hoşuna giden nesnelere uzanmaya çalışır. Kafasını yüz üstü yatarken tam dik kaldırabilir. Kafasını tutabilir.

    6 - 12 ay arası

    Oturabilir, emekleyebilir, tutunarak ayağa kalkabilir, 12. ayın sonuna doğru ayakta çok kısa süreli durabilir, ayakta tutulduğunda ayaklarını hareket ettirir, ufak eşyaları ve oyuncakları iterek yuvarlayabilir, elleri arasında oyuncak geçişi yapabilir, sırt üstü yatarken düz dönebilir, işaret parmağı ile nesneleri gösterebilir.

    12 - 18 ay arası

    Yürür, elinden tutulduğunda merdiven tırmanır, ayakta iken çömelebilir, ayağı ile topa vurabilir, yere doğru eğilir, destekle zıplayabilir, kaşığı rahatlıkla tutabilir.

    18 - 24 ay arası

    Kapıyı açabilir, kendi başına merdivenden inip çıkabilir, bir elini daha çok kullanmaya başlar, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir (2-3 küpten kule yapabilir ), eğilir, destekle zıplayabilir, kaşığı rahatlıkla tutabilir.

    İlk 3 yaş arası

    Düşmeden koşabilir, bazı çizgileri taklit eder, merdivenden rahatlıkla kendi başına inip çıkabilir, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir, düğmesini açabilir, üç tekerlekli bisikleti sürebilir, tek ayak üstünde kısa bir süre durabilir, bir bardak suyu taşıyabilir, yürürken engelleri adım atarak rahatlıkla geçer, rahatlıkla çömelip kalkabilir, geri geri yürüyebilir.

    3 - 4 yaş arası

    Tek ayağı üzerinde uzun süre durabilir, ayakkabısını giyer, kendini doyurabilir, düz çizgi çizebilir, tek başına dolaşmaya çalışır, çift ayakla 40 cm sıçrayabilir, öne takla atabilir, yardımsız kaydıraktan kayabilir, çömelip kalkma hareketini rahatlıkla yapabilir, oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir, 40-50 cm’den aşağı atlayabilir, tek ayakla sıçrayabilir, dans etme müzik ile beraber tempo tutma, zıplayan topu eli ile tutma, kağıttaki şekilleri boyar, 3-4 renk eşleştirebilir, aynı kartları eşleştirebilir, bazı harfleri eşleştirebilir, artı eksi yapabilir.

    4 - 6 yaş arası

    Makasla kağıtları kesebilir, bakarak 1 den 8-9 a kadar sayı yazabilir, öğretilirse adını yazabilir, sek sek oynayabilir, üçgen ve kare yi kopyalar, kendi giyinir kendi soyunur, ayakkabısını bağlar, yüzünü yıkar, dişini fırçalar, altı yaşında iki tekerlekli bisiklete binebilir, el becerileri gözle görülür bir şekilde gelişir.

    Uzman Dr. Osman Abalı

  3. #3

    Standart

    Fonokolojik bozukluk


    Fonolojik bozukluğu kekelemeden ayırt etmek gerekir, Fonolojik bozuklukta bazı harflerin ve hecelerin telaffuz edilmesinde problem vardır. Fonolojik bozukluğun tedaviside kekelemeye benzerdir. Ancak burada yaklaşım ve altta yatan psikopatoloji farklıdır.

    Fonolojik bozukluğu olan çocuklarda bu durum zeka gerilikleri, işitme ve duysal sorunlar, konuşma ile ilgili motor bozukluklardan, merkezi sinir sistemi sorunlarından ayırt edilmelidir.

    Hafif dereceli fonolojik bozuklukta çocuğun konuşması aile üyeleri tarafından anlaşılmasına rağmen çevre tarafından anlaşılmaz. Ağır derecede fonolojik bozuklukta ise aile üyeleri tarafından da konuşma anlaşılamaz.

    Hafif dereceli fonolojik bozuklukta çocuğun konuşması aile üyeleri tarafından anlaşılmasına rağmen çevre tarafından anlaşılmaz. Ağır derecede fonolojik bozuklukta ise aile üyeleri tarafından da konuşma anlaşılamaz.

    Uzman Dr. Osman Abalı

  4. #4

    Standart

    Hala peltek peltek konuşuyor


    Her gittiğimiz yerde peltek konuşmasıyla dikkat çekiyor. Herkesin pek bir hoşuna gidiyor... İnsanların beğendiğini gördükçe bizimki bülbül kesiliyor, konuşuyor da konuşuyor... Ama artık okula başlayacak olması beni kaygılandırıyor...

    Çocuklarda belli bir yaşa kadar normal sayılabilecek peltek konuşma, çocuğun yaşı büyüdükçe hem sosyal hem de akademik problemleri beraberinde getirebiliyor. Peltek konuşma birçok farklı faktöre bağlı olarak ortaya çıkabiliyor:

    2-3 yaş çocuğu henüz konuşma açısından bir geçiş dönemi yaşadığından doğru sesleri çıkaramıyor ve bazı harfleri eksik veya yanlış söylüyor olabilir.

    Hala emzik kullanıyor olmak da peltek konuşmaya yol açan diğer bir faktördür.

    Çocuğunuz kendisini rahatsız eden ve direkt olarak dışa vuramadığı bir olayı veya durumu dolaylı olarak anlatmaya çalışıyor olabilir. (Örneğin, yeni dünyaya gelen kardeş, ülke değişikliği, kayıp...vs.)

    Peki ne yapmalı?

    Eğer çocuğunuz dil becerisi açısından gelişim sürecindeyse çok fazla paniklemeye gerek yok. Zaman içinde doğru sesleri çıkarmayı öğrenecektir.

    Emziği ağzındayken konuşması anlaşılmıyor ise, şifre çözmeye çalışmayın. Ne dediğini anlamadığınızı söyleyin ve emziğini çıkararak tekrar etmesini isteyin.

    Çocuğunuzun peltek konuşuyor olması her ne kadar hoşunuza gitse de bunu ona hissettirmeyin. Çünkü, bu durum devam ettiği takdirde özellikle okula başladığında okumayı öğrenme sürecinde oldukça zorlanacaktır.

    Anne ve babaların veya diğer kişilerin zaman zaman düştüğü diğer bir yanlış çocuğun peltek konuşmasını taklit etmektir. Oysa onun doğru konuşmayı öğrenebilmesi için, çevresindekilerin doğru koşuyor olması gerekli. Çocuğunuzla, aynı karşınızda bir yetişkin varmış gibi konuşun. Özellikle kendini küçük bir bebekmiş gibi hissetmesine neden olacak ifadeleri kullanmamaya özen gösterin. Örneğin; “Hadi kıjım, atta didiyoruz” veya “Eveeett mamma zamanı deldi” gibi konuşmalardan kaçının.

    Çocuğunuzu peltek konuştuğu için, özellikle diğer kişilerin bulunduğu ortamlarda, eleştirmek yerine doğru konuştuğu zamanlarda bunun ne kadar hoşunuza gittiğini söyleyip onu doğru konuşması için teşvik edebilirsiniz.

    Ayrıca, ona bol bol kitap okumak dil becerisi açısından yararlı olacaktır.

    Tüm bunlara rağmen çocuğunuz ilkokula başlama çağına erişti ve hala konuşmada problem yaşıyor ise bir uzmana (konuşma terapisti) başvurmak yararlı olacaktır.

    Açelya Şahin
    Uzman Klinik Psikolog

  5. #5

    Standart

    Bebeklerde normal görsel gelişim




    Altı aylık bir bebek çok net görebilir

    Mavi-gri gözlü yenidoğanlar, zamanla gözün iris tabakasında pigment birikmesi sonucu kahverengi veya yeşil göz rengine sahip olabilirler. Görme sinirinin gelişimi doğumdan hemen sonra tamamlanır. Ama net görmeyi sağlayan fovea (sarı nokta) gelişimi doğumdan sonraki aylarda da devam eder.

    Bebeklerde normal görsel gelişim

    • Doğar doğmaz: Işık refleksi. (Işık tutulunca göz bebeğinin küçülmesi)

    • Doğumdan sonraki günlerde: Parlak ışıkla göz kırpma refleksi.

    • 6 haftalıkken: Göz teması kurmak ve devam ettirmek.

    • 2-3 aylıkken: Parlak objelerle ilgilenmek.

    • 6 aylıkken: Çok net görebilirler!

    Doç. Dr. Banu Coşar

  6. #6

    Standart

    Kızların makyaja ilgisi...


    İnsan hayatındaki en hızlı büyüme ve gelişim dönemleri doğum öncesi, doğumdan sonraki ilk yıllar ve ergenlik dönemidir. Bir anda hızlanan ve oransız olarak ortaya çıkan büyümeye ergenin uyum sağlaması zor olabilir. Ayrıca hızla değişen fiziksel görünüm benlik algısını da etkileyebilir. Ergenlik dönemi hem fiziksel görünüş ve beden imajının çok önem kazandığı bir süreçtir. Bu dönemde ergen çevresi tarafından beğenilmek, ilgi görmek ister, bazen bu nedenle farklı davranışlar, değişik giyim tarzları ile kendini göstermek isteyebilir.

    Anne-baba bir taraftan büyüyen çocuklarının daha olgun, daha sorumlulukluk sahibi davranmasını beklerken, bir taraftan da eskiden olduğu gibi (alıştıkları gibi) çocuklarının sözlerinden çıkmamasını isterler. Ergen ise bir yandan daha çok özgürlük ve bağımsızlık isterken bir yandan da davranışlarının sorumluluğunu almayı erteleyebilir. Anne-baba ve ergen arasındaki çatışmalar temelde bu ikilemlerden kaynaklanır.

    Otoriteye karşı gelme, söz dinlememe, eleştirilmeye karşı hassalık, beğenmemek ve eleştirmek ergenlik döneminin tipik tepkileri gibidir. Ergen bu yollar ile anne-babasından farklı bir birey olduğunu kanıtlamaya, kendi yeterliliğini göstermeye çalışır.

    Ergen her ne kadar anne babanın otoritesine karşı çıkmaya eğilimli olsa da anne-babanın hala rehberliğine ihtiyaç duymaktadır. Ergen anne-babalarının belki de en zorlandıkları nokta ilişkiler arasında bu dengeyi kurmaktır. Pek çok anne-baba ergenin istediklerini yapmasına izin vermek (böylece aile içindeki çatışma ve anlaşmazlıklardan korunmak) ile ergenin taleplerine karşı sert sınırlar koymak arasında gidip gelebilirler. Bir taraftan anneler kızları ile arkadaş olmak, onları dinlemek, korumak isterken diğer yandan yüz-göz olmaktan çekinirler. Sınırlar nerede başlamalı, nereden çizilmelidir? Bu sorunun tek bir cevabı olmasa da ergen anne-babasının bu dönemin özellikleri hakkında bilgi sahibi olması, ergenin geçirdiği değişimi anlamaya istekli olması sağlıklı iletişimin kurulmasında yardımcı olacaktır.

    Kişilik gelişiminin önemli basamaklarından biridir ergenlik dönemi. Ergen bir yandan kendine dönerek, kendisi keşfetmeye, tanımaya, anlamaya çalışır diğer yandan da çevreden aldığı tepkiler ve geri bildirimler ile davranışlarını şekillendirir.

    Ergenlik yılları benlik algısı oluşumunda hassas ve kırılgan bir dönemdir. Ergen beğenilmek, ilgi çekmek, ilgi görmek ister, bir an önce çocukluktan kurtulmak yetişkin olmak ister. Bunu gerçekleştirmek içinde yetişkin hayatına ait olan kavram ve davranışlara ilgisi giderek daha da artar.

    Genç kız olmak
    Genellikle kız çocuklar gelişim basamaklarını daha hızlı tırmanırlar, bu nedenle de ergenlik belirtilerini yaşıtları olan erkeklerden çok daha önce göstermeye başlayabilirler. 12-13 yaşlarında kız ve erkekleri karşılaştırdığında erkeklerin henüz çocuksu özelliklerini devam ettirirken kızların birer genç kız olma yolunda sabırsızca ilerlediğini görebilirsiniz. Özellikle değişen sosyal ve kültürel yapı, medyanın etkileri de işin içine girdiğinde bir anda çocukluktan çıkan gençlerle karşı karşıya kalırız. Ergenlik döneminde beden algısı ve fiziksel görünüş çok fazla önem taşıdığı için değişimi ilk olarak fiziksel özelliklerde görmeye başlarız. Aslında makyaj yapmak sadece ergenlik döneminde değil kız çocuklar için hayatın her döneminde oldukça ilgi çekicidir.

    Makyaj yapmanın ergen için birden fazla anlamı olabilir. Öncellikle bu büyümenin, yetişkin olmanın göstergesidir, ikici olarak beğenilmek, ilgi çekmek için bir araçtır, üçüncüsü yetişkin otoritesine bir karşı çıkış yoludur, özellikle de anne-baba makyaj yapmasına sert bir tepki veriyorsa…

    Anne-Babanın tutumları

    * Anne-babanın makyaj karşısındaki tutumu aslında makyajın ergen için ne anlama geldiğini anlamaya çalışmakla şekillenecektir. Ergenlikteki kızları makyaj yaparak onlara artık büyüdüğünü, çocuk olmadığı, yetişkin dünyasına ait olmak istediğini anlatmak istiyordur.

    * Ergenin bu ihtiyacının farkında olmak, onu anlamak ve anlaşıldığını göstermek aslında temel olandır.

    * Anne-babanın makyaj konusunda yasaklayıcı ve baskı yaratan tepkisi karşısında ergenin genel davranışı gizli gizli makyaj yapmaya devam etmek olacaktır. Gizlice yapılan makyaj, makyaj yapmaktan çok anne-babanın otoritesine karşı gelmek, kuralları tanımamanın heyecanı yaşamak anlamına gelecektir.

    * Baskı kurmak yerine ergenin makyaja olan ilgisini annesiyle paylaşması için fırsatlar yaratmak, kendi yaşına uygun makyaj yapması için ona rehberlik yapmak hayatın değişim ve gelişimine uyum sağlamayı kolaylaştıracaktır. Anne ile kızın onun yaşına uygun olan ona yakışacak makyaj malzemelerini birlikte almaları, annenin ona makyaj yöntemlerini göstermesi, ergenin alışveriş merkezinin tuvaletinde gizli gizli makyaj yapmasından daha sağlıklı olacaktır.

    * Ergenlik dönemi dış etkilere açık olunan bir dönemdir, arkadaşların yorumları, tepkileri ergen için hayattaki her şeyden daha önemlidir. Her anne-babanın en büyük korkusu çocuklarının “kötü arkadaş etkisi altında” kalmasıdır. Anne-babası tarafından baskı gören ya da yeterli ilgi göremediğini düşünen ergenler için bu tehlike oldukça fazladır. Anne-babanın rehberliğinde, evin güvenli ortamında karşılanmayan ihtiyaçlar, öğretilmeyen davranış ve beceriler dış dünyada uygun olmayan yollar ile test edilerek öğrenilme riskini taşır.

    * Ergenlik değişim demektir. Ergen anne-babası olarak sizin de değişmeniz gerekir. Aslında çocuk yetiştirmek gelişime ve değişime ayak uydurmak anlamına gelir. Çocuğunuz 10 yaşına geldiğinde ona hala 1 yaşındaymış gibi davranmazsınız 16 yaşına geldiğinde de 10 yaşındaymış gibi davranmamaya özen göstermeniz gerekir. Bu noktada sorunlar daha çok aslında anne-baba ergenin bir yetişkin gibi davranmasını beklediklerinde de sorun yaşabilmektedir. Beklentileri ve sınırları yaş dönemine uygun seviyede belirlemek anne-abalığın zorlu gereklerinden biridir.

    * Çocuğunuzu iyi tanımaya çalışın, ihtiyaçlarının farkında olursanız ortak bir anlaşma yolu bulmak, uzlaşmaya varmak mümkün olacaktır. Ergenler ciddiye alınmak, önemsenmek, başarılı ve becerikli olduklarını görmek ve tabi her insan gibi takdir edilmek isterler. Bunun için fırsatları iyi değerlendirmek gerekir.

    Ece AKIN BAKANAY
    Uzman Psikolojik Danışman

  7. #7

    Standart

    Çocuğumu yatağına gönderemiyorum diyenler...


    Uzmanlar küçük çocukların yatağa gitmeye direnmelerinin doğal olduğunu söylüyorlar. Bazı çocuklar karanlıktan (yatağın altında yaşayan canavarlar, dolabın içindeki öcüler, vb.) veya yalnız kalmaktan korktuğu için yatağa direnç gösterirler. Bazıları da böyle davranarak bağımsızlığını sınamaktadır. Özellikle anne-babası çalışan bazı çocuklar da onları özlediğinden ve birlikte biraz daha fazla zaman geçirmek istediğinden yatmaya karşı direnç gösterirler.

    Yatağa gitme mücadelesini geçmişte bırakmak ve çocuğunuzun kolayca yatağına yatıp, tatlı rüyalara dalmasını sağlamak için bunları deneyebilirsiniz:

    Uyku öncesi rutini oluşturun

    Uyku öncesi rutini günün koşturmalı ve telaşlı değil sakin ve rahatlatıcı bir kısmını oluşturmalıdır. Dişlerini fırçalaması, ılık bir banyo alması, sevilen bir oyuncakla beraber yatağa girmesi, ona kitap okumanız veya aklından geçen herhangi bir konuda onunla hoş bir kısa sohbet etmenizi içeren, rahatlatıcı aktivitelerden oluşan bir yatma öncesi rutini oluşturarak (ve buna sadık kalarak) yatma zamanını çocuğun hoşuna giden bir zamana dönüştürün.

    Birlikte zaman geçirin

    Yatma zamanından uzun bir süre önce "birlikte zaman" geçirin. Çocuğunuzla gün içinde olanlar hakkında sohbet edin. Yatağa gitmek istemiyorsa bunun nedenini sorun ve sorununu çözmesinde ona yardımcı olun.

    Aydınlatın

    Karanlık korkusu varsa odasına gece lambası koyun ve istediğinde açması için bir el feneri verin.

    Müzik açın

    Uykuya dalmasını kolaylaştıracak sakin ve rahatlatıcı bir müzik açın. Müzik diğer gece seslerini de maskeleyerek çocuğun bu seslerden korkmasını önlemeye de yardımcı olabilir.

    Odasını cazip hale getirin

    Odasını içinde bulunmaktan hoşlandığı bir yer haline getirin. Yatak örtüsünü, duvara asılacak tabloyu, vb. onun seçmesine izin vererek odasını kendisinin dekore etmesine yardımcı olun.

    Önceden hatırlatın

    30 dakika önceden uyku öncesi rutininin başlayacağını hatırlatın. 15 dakika sonra bunu yeniden hatırlatın ve zaman gelince rutin faaliyetleri başlatın. Fazladan zaman tanımanız oyalama davranışlarını teşvik edeceği için önceden belirlediğiniz sürelere mutlaka sadık kalın.

    Seçim yapma şansı verin

    Yatağa gitmeyi reddetmek çocuğun yeni keşfettiği bağımsızlığını sınamasının bir yoludur. Örneğin, okunacak kitabı ve giyeceği pijamayı seçmesine, dişlerini banyodan önce mi sonra mı fırçalayacağına karar vermesine izin vererek rutin üzerinde belli bir kontrole sahip olmasını sağlayabilirsiniz.

    Ödüllendirin

    Belli bir rutine bağlı kalırsa bir çıkartma kazanacağını ve örneğin peş peşe üç çıkartma kazandığında yeni bir kitap veya birlikte parka gitmek (ya da beraberce belirleyeceğiniz başka bir şey) gibi bir ödül kazanabileceğini söyleyin (ve söylediğinizi uygulayın).

    Güven verin

    Kendiniz yatmadan önce onu mutlaka kontrol edeceğinizi söyleyin.

    Ceza olarak yatağa göndermeyin

    Yatma zamanı hakkında yanlış mesaj vereceğinden, asla cezalandırmak yatağına göndermeyin.

    Dr. Ayten Erdoğan

  8. #8

    Standart

    Çocuklar ceza almamak için yalana başvurabilir

    Çocuk çok sık yalan söylüyorsa bu önemli bir durumdur. Anne baba arasındaki güven sarsılmış demektir. Çocuk anne babasının beklentileri gücünü aştığında ya da ceza verecekler korkusuyla yalan söyleyebilir.

    Çocukta Yalan Söylemenin Nedenleri

    • Anne ve babasından yeterli ilgi görmeyen çocuk yalan başvurabilir.

    • Cezalandırılmaktan, anne babasının baskısından korkan çocuk yalan başvurabilir.

    • Başkalarının ilgi ve dikkatini çekmek isteyen çocuk yalana başvurabilir.

    • Çevresinde yalan söyleyen bir yetişkinin varlığı çocuk yalan söylemede model oluşturur.

    • Ailenin beğenisini kazanmak isteyen çocuk yalan söyleyebilir. Bu durum anne-babanın beklentisinin yüksek olduğu durumlarda daha çok gözlenir.

    • Anne-babanın aşırı baskıcı, otoriter ve mükemmeliyetçi bir tutum sergilemesi.

    • Sürekli başkalarıyla kıyaslanan çocuk yalana başvurabilir.

    • Erken çocukluk döneminde aşırı ödüllendirilen ya da hiçbir davranışı ödüllendirilmeyen çocuk yalan söyleme gereksinimi duyabilir.

    • Çocuklar arkadaşlarının dikkatini çekmek ve beğenisini kazanmak, arkadaş edinmek için de yalana başvurabiliriler.

    • Anne-babanın çocuğu küçümsemesi ve aşağılaması çocuğun yalan başvurmasına neden olabilir.

    • Çocuklar kaygı duydukları, gerginlik, sıkıntı ve korku yaşadıkları durumlardan kaçmak için yalan söyleyebilirler.

    • Anne-babaya bağımlı olan çocuk anne-babanın ilgi ve sevgisini kaybetme korkusuyla yalana başvurabilir.

    • İsteklerini gerçekleştiremeyen çocuklar hayallerini gerçekmiş gibi sunarak yalana başvurabilirler.

    • Çocuk çekingenlikle de yalan söyleyebilir. Bu tip yalanını oluşumunda heyecana kapılma önemli rol oynar.

    Anne Babalara Öneriler

    • Anne-baba çocuğa baskıcı, otoriter bir tutumla yaklaşmamalı, çocuğu tehdit etmemelidir.

    • Yetişkinlerin çocuğa iyi bir model olması, çocuğa ve çocuğun önünde diğer insanlara da dürüst davranmaları, çocukları da yalanlarına katılmaya zorlamamaları önemlidir. Çocuğun çevresindeki kişiler ne kadar dürüst olursa ise çocukta o kadar dürüst olacaktır. Çocuklar hangi yaşta olursa olsun yaşına uygun bir dille doğruyu söylemek gerekir.

    • Anne-babalar çocuktan yapabileceğinin üzerinde davranışlar, başaramayacakları şeyler beklememelidir. Onların yetenekleri doğrultusunda isteklerde bulunun. Bunun için de çocuğunuzu tanımaya çalışın.

    • Çocukla konuşmak, iyi bir iletişim kurmak önemlidir. Çocukla hayalleri ve yaşantıları paylaşılmalıdır.

    • Çocuk hatalı bir davranış yaptığında bağırmak, kızmak yerine onunla bu davranışı hakkında konuşulmalıdır. Bu, çocuğun korkuyla yalana başvurmasını önler. Çocukların yaptıkları hatalara karşı anlayışlı olmaya çalışın. Hatalarının karşılığını hemen cezalandırma yoluna gitmeyin. Onu dinleyin ve açıklama yapmasına imkan tanıyın. Çocuğunuzun yaptığı hatalar karşısında, ona samimi olarak neler hissettiklerinizi anlatın. Anlamayacağını düşünmeyin. Aşırı tepki göstermek, çocuğun sizin öfkenizden korunmak için, yalan söylemeye devam etmesine yol açar.

    • Çocuğa yeterli ilgi ve sevgi gösterilmelidir.

    • Anne-babalar çocuğu başka çocuklarla ya da kardeşleriyle kıyaslamamalıdır.

    • Çocuğun hayatının ilk dönemlerinde söylediği küçük yalanlar, hayaller hoş görülebilir, çok eleştirel olunmamalıdır.

    • Çocuk iyi olan davranışlarından dolayı takdir edilmelidir.

    • Çocuğunuz yalan söylediğinde ona bu söylediğinin yalan olduğunu anladığınızı hissettirmeniz önemlidir.

    • Anne-baba bir avcı gibi çocuğun yalanını yakalamaya çalışmamalıdır. Bu çocuğa güvenmediğinizi gösterir ve çocuk nasıl olsa güvenmiyor diye yalan söylemeye devam edebilir.

    • Çocuklarınızın ufak tefek yalanlarını “önemli değil” diyerek geçiştirmeyin. Yalan yalana itecektir. Bunu görmezlikten gelmeyin.

    • Çocuklarınız arasında, ayrım veya kıskançlığa neden olabilecek söz ve davranışlardan kaçının. Çocuklarınız kardeşleri veya arkadaşları ile kıyaslamayın.

    • Fazla baskıdan kaçınmalı ve koyduğumuz kurallarla çocuğun yaşamını fazla sınırlamamalıyız.

    • Çocuk istek, sıkıntı, kaygı ve endişelerini bizimle konuşabilmelidir. Çocuğu dinlemek ve çözüm yollarını kendisinin bulmasına yardımcı olmak gerekir.

    • Yalan söylemeyi önlemenin zor ve uzun bir yol olduğunu bilin. Ama tedavi edilebilir olduğunu da aklınızdan çıkarmayın. Bu konuda yeter ki kararlı ve istekli olun.

    • Çocuğunuzun ne zaman yalan söylediğine dikkat edin. Belki de küçük bir inceleme ile çocuğunuzun yalan söylemesinin önleyebilirsiniz.

    • Küçük çocuklarımız yalan söyledikleri zaman, bunun doğal olduğunu bilerek davranın. Çocuklarınıza gerçek ile hayal kavramlarını açıklamaya çalışın.

    • Yalan söyleyen çocuğun yardıma ihtiyacı olduğunu kavrayın.

    • Yalan söylediği için çocuğu suçlamamak gerekir. "Yalancı" etiketi yapıştırılmış olan bir çocuk, bu etiketin gereklerini yerine getirecektir, çünkü yaptığı işin kendini yansıttığına inanır. Bu davranışı onaylamasak bile, çocuğumuzun kişiliğini bu davranıştan ayrı tutmak gerekir. Salt kendisi olduğu için onu sevdiğinizi çocuğunuzun anlamasına yardımcı olun.

    Psikolog Eylem Ayrancı

  9. #9

    Standart

    Bebeğinizi ilk iki yıl televizyondan uzak tutun


    Televizyon, çocuklar için çizgi film ve reklamlarla; yetişkinler için de dizi, film ve programlarla hayatımızın olmazsa olmazlarından biri haline geldi. Son yıllarda özellikle küçük çocukların uzun süreler TV seyretmelerinin sosyal gelişim üzerine olası olumsuz etkileri tartışılırken 0-2 yaş bebekler için de televizyon ekranlarının zararlı olduğu belirtiliyor. Memorial Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Pedagog Dr. Melda Alantar, “ 0-2 yaş bebeklerin gelişmesinde televizyonun zararlı etkileri ve dil gelişimi” ile ilgili bilgi verdi.

    İlk 2 yıl çocuğunuza televizyon izletmeyin
    Yapılan araştırmalar 2 yaş öncesinde televizyon izleyen çocukların bilişsel gelişimlerinin olumsuz olarak etkilendiğini, dil gelişimlerinin geciktiğini ortaya koymaktadır. Bu dönemde aşırı televizyon izleme ile; dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ve otizm arasında ilişki olduğunu gösteren pek çok araştırma bulunmaktadır. Bu nedenle Amerikan Pediatri Akademisi, önlem olarak 0-2 yaş çocuklarının televizyon ekranlarından uzak durmaları gerektiğini vurgulamaktadır.

    Dil gelişimi, doğumla başlayan ve yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Çocuklar dünyaya geldikleri günden itibaren; çevrelerindeki sesleri algılamaya, sesler çıkarmaya ve anadilin temel yapısını kazanmaya başlarlar.

    Bebeğin dil gelişimi şu şekilde gerçekleşir:

    • Bebek ilk bir ayda ağlama, öksürme, hapşırma gibi doğal sesler çıkarır. Birinci ayın sonunda ağlamaları çeşitli durumlara göre farklılaşmaya başlar.

    • İkinci ve üçüncü aylarda bebek güler, ”k” ve “g” gibi ünsüz ve “a” “e”, “o” gibi ünlü harfleri çıkarmaya başlar.

    • 4 ve 6. aylar arasında ünlü ve ünsüz seslerin sayısında artış gözlenir, altıncı ayın sonuna doğru ünsüz ile ünlü sesleri birleştirmeye başlar; örneğin ba, da, ma v.b.

    • 7 ve 10. aylar arasında ma-ma gibi hece tekrarları gözlenir. Bebek yetişkin konuşmasına benzeyen ancak anlaşılmayan diziler meydana getirir. On birinci aydan itibaren anlaşılmayan ses dizileri arasına tek heceli sözcükler yerleştirmeye başlar. İlk anlamlı sözcükleri telaffuz etmeye başlar.

    • 12 ve 18. sekiz aylar arasında sözcükleri amaçlı olarak kullanır. 3-50 sözcükten oluşan sözcük dağarcığı vardır. Nesneleri ve vücut bölümlerini gösterir.

    • 18 ve 24. aylar arasında basit yönergeleri yerine getirir, nesneleri ve resimleri isimlendirir. Sözcük dağarcığı 50-70 sözcük içerir.

    • İki yaş çocuğun yürümeye, konuşmaya, kendi benliğini fark etmeye başladığı bir dönemdir. Yaşamın ikinci yılındaki hızlı gelişim çocuğu pek çok açıdan bağımsız hale getirir. Motor yeteneklerle dil becerisinin kazanılmasının çocuğun bağımsızlığındaki etkisi büyüktür. İki yaş çocuğu koşar, tutunarak merdivenleri inip, çıkar. Bu dönemde bildiği 70 veya daha fazla sözcüğü kullanır, iki sözcükten oluşan basit cümleler kurar. İki yaş sorgu çağıdır. Bu evrede çocuk nasıl ve niçin sorularını ısrarla sorar.

    0-2 yaş çocuğunun dil gelişimini desteklemek için neler yapabilirsiniz?

    • Bebeğinizin gözlerinin içine bakarak ve gülümseyerek onunla konuşun. Onu ismi ile çağırın.

    • Yatağın üzerine bebeğin göz teması kurabileceği, renkli, farklı sesler çıkaran hareketli oyuncaklar asın. Seslere yönelmesi, hareketleri izlemesi için yönlendirin. Dördüncü aydan sonra oyuncağa uzanması ve dokunması için destekleyin.

    • 3-4. aydan itibaren bebeğinizi kucağınıza alarak ayna karşısına geçin. Ona ismi ile seslenin, çıkardığı sesleri tekrar edin.

    • Bebeğinizi olabildiğince çok aile görüşmelerine dahil edin. Akşam yemeğinde masada diğerlerinin konuşmalarını dinleyerek çok sayıda kelime öğrenir.

    • 12. aydan itibaren çocuğunuzun eline orta büyüklükte kırılmayan çelik ayna vererek “Bak benim burnum burada, senin burnun nerede ?” şeklinde oyun oynayabilirsiniz.

    • Resimli kitaplar okuyun. Sayfaları çevirmesi için fırsat yaratın. Okuduğunuz hikayeler hakkında basit sorular sorun. Resim göstererek “Bu ne?” diye sorun.

    • Masal, çocuk şarkıları, ninni, klasik müzik dinletin.

    • Radyonuzu açın ve programları değiştirin. Müzik ve haberler bebeğinizin değişik tonlu sesler duymasını sağlayacak, duyduklarına tepki verecektir.

    • Çocuğunuzla bebeksi konuşmak yerine onunla doğal şekilde konuşmaya özen gösterin.

    • Onun çıkardığı sesleri taklit edin. Bebeğinizin söylediği ”ba ba” “de de” gibi sesleri içeren cümleler kurun ; “Ba-ba seni seviyor”, “De-de geldi” gibi.

    • Altını değiştirirken yumuşak sesle şarkılar söyleyin. Günlük hayatınızda neler yaptığınız hakkında, bebeğinizin hayatında olan kişiler; abla, ağabey, büyükanne v.b., ev hayvanlarına ilişkin şarkılar yaratarak söylemeyi deneyebilirsiniz.

    • Bir yaşından itibaren bebeğinize çevresini keşfetmesi için fırsat tanıyın.

    • Etrafındaki insanlara, çocuklara tepki göstermesi için onu cesaretlendirin; gülümsemek, el sallamak gibi. Oyun alanlarında yaşıtlarıyla zaman geçireceği ortamlarda bulunmasını sağlayın.

    • 1.5 yaşından itibaren bebeğinize resim kağıdı ve boyalar vererek resim yapması için destekleyin.

    • Bebeğinizi 18 aylıktan itibaren müzik eşliğinde dans etmesi için teşvik edin. Hızlı müzikle hızlı dans ederek “hızlı” sözcüğünü kullanın. Dingin müzikle yavaş hareket ederek “yavaşâ€ sözcüklerini öğrenmesini sağlayın.

    • 2 yaşından itibaren bebekler gözledikleri olayları taklit etmeye başlarlar. Bu dönemde çocuğunuzla birlikte günlük yaşantıyla ilgili oyunlar oynayabilirsiniz. Örneğin bebeği yıkama, uyutma, yemek yedirme v.b.

    • Çocuğunuzun dil gelişimi konusundaki endişelerinizi uzmanlarla paylaşmaktan kaçınmayın.

  10. #10

    Standart

    Televizyon ve çocuklar





    Bilmemiz Gerekenler

    Çocukluğun ilk yılları ruhsal, bedensel ve sosyal kimliğimizin gelişip biçimlendiği en önemli yıllardır ve erken çocukluk yıllarında sağlıklı psikososyal gelişim çocuğun gördükleri, duydukları ve sosyal çevresi ile yakından ilişkilidir. O halde özellikle televizyon gibi etkili bir iletişim aracını kullanırken, bir de çocuklar söz konusu olduğunda son derece seçici olmamız gerektiği yadsınamaz bir gerçektir.

    İşten eve döndükten sonra sanıyoruz pek çok evde ortak olan etkinlik televizyon seyretmektir. Ancak hiç düşündünüz mü televizyon karşısında geçirdiğiniz saatler çocuğunuzla başbaşa geçireceğiniz saatlarinizi çalmıyor mu? Özellikle de hiçbir program ayırt etmeden tüm akşamı bu şekilde geçiriyorsanız hem siz hem çocuğunuz için son derece üzücü bir durum olduğunu söylemek gerekir. İsterseniz çocuklarımızla birlikte iken çok fazla ve hiçbir program ayırt etmeden televizyon izlemenin ne gibi olumsuz etkileri olacağına hep birlikte bir göz atalım.

    Herşeyden önce tüm gün sizler işyerinizde, çocuklarınız okul ya da bakıcılarla beraber vakit geçiriyorlar ve herkes evde olduğunda size en çok ihtiyacı olan ve özleyen yine çocuklarınız oluyor. Elbette sizlerde çok yorgun oluyorsunuz, belki de televizyon açıp çocukları karşısına oturtup biraz vakit kazanmak iyi bir çözüm gibi geliyor.
    Tüm gün sizi özlemiş olan çocuğunuza iş yaparken de vakit ayırabilirsiniz. Sofrayı birlikte hazırlarken ona vereceğiniz küçük sorumluluklar onu mutlu edecektir. Hem sorumluluk yüklenecek hem de sizinle keyifli vakit geçirecektir. Böylelikle çocuğunuzu sizin kontrolünüz dışında izleyeceği farklı programlardan da uzak tutmuş olacaksınız. Çünkü program aralarında çeşitli fragmanlarda yer alan kısacık şiddet, bol kanlı kavgalı görüntüler onları gereksiz gerginliğe ve anlam veremedikleri korkulara sürükleyebilir. Özellikle somut-soyut kavramlarının oturmadığı okul öncesi dönem, bu tarz korkuların gelişmesi için son derece elverişilidir. Çocuklar bu dönemde dizi, film ve reklamlardaki şiddet sahnelerini adeta büyülenmiş gibi izlerler. Çünkü onlar için bu görüntüler çok eğlendirici ve heyecan vericidir. Eylemin içindeki hile, kurnazlık ve kötülükleri ayırt edemez. Henüz ölüm kavramı da gelişmemiştir. Ancak izlenen her görüntü kopyalanır ve taklit edilebilir. Böylece onaylamadığınız konuşma ve davranışların her birini çocuğunuzda da gözleyebilirsiniz. Çok yoğun biçimde şiddet içeren programları sürekli izleyen çocuklarda ilerleyen yaşlarda daha ciddi problemlerle karşılaştıkları gözlenmektedir. Özellikle ergenlik döneminde çözümü zor problemler yaşanabilmektedir. Ayrıca çok yüksek ses, anlam veremedikleri şiddet ve kavga sahnelerini izleyen çocukların daha sonra son derece huzursuz oldukları, kaygı bozuklukları yaşadıkları gözlenmektedir.

    Peki ne yapmalı? Bizce çocuklarımızın izleyeceği programlar konusunda hassas olmalıyız. Buna çizgi filmlerde dahil. Ayrıca süre olarak da kısıtlama yapmalıyız. Çünkü çocuklarımızın aileleri ile vakit geçirmeye, kitap okumak gibi güzel alışkanlıkları kazanmaya ihtiyaçları vardır. Akşamları sürekli televizyon izleyerek geçirmek yerine birlikte zaman geçirmelisiniz. Kendinize ve çocuğunuza ½ saat bile olsa kitap okuma zamanı ayırmalısınız. Bu süreyi siz ona hikaye okuyarak geçirebileceğiniz gibi aynı zamanda siz kendi kitabınızı okurken o da kendi kitapları ile ilgilenebilir. Doğru alışkanlıkları kazanabilmenin temelleri bu yaşlarda atılır.

    Akşamları çocuğunuzla başbaşa geçireceğiniz bir yarım saat onun size doymasını sağlayacaktır. Ayrıca odasında bir faaliyet köşesi hazırlayarak hem yaratıcılığını arttırabilir hem de televizyon karşısında amaçsız geçireceği süreyi azaltabilirsiniz. Sizin önceden izleyip seçeceğiniz programlar ve aile yapınıza göre ayarlayacağınız sınırlı televizyon izleme süresi, akşamlarınızı daha keyifli geçirmenize imkan tanıyacaktır. Unutmayın ki çocuklarımıza vereceğimiz herşey bu yaşlarda alışkanlığa dönüşür. Bunun doğru ya da yalnış olması size bağlı.

    Bugünlerde çocuklarla televizyon arasındaki ilişki ile ilgili istatistikleri incelemenize gerek yoktur; bütün dergi, gazete ve basın araçlarında bu konu zaten yeterince işlenmektedir. Bu kaynaklar, iki ile beş yaş arasındaki çocukların haftada ortalama 25 saat televizyon izlediğini ortaya koymaktadır; bazı çocuklar ise günde beş saatten fazla televizyon izlerler. Liseden mezun olan Amerikalı bir çocuk o güne kadar televizyon önünde toplam 15.000 saat geçirmiştir. (İki yıl gece ve gündüz toplamına eşit bir zaman) derslerde geçirdiği zamandan 4000 saat daha fazla!
    Televizyonun çocuklarda aşağıdaki davranışları oluşturabileceği bildirilmiştir.

    Aşırı Beslenme Sendromu: Televizyon izlerken çocuklar aşırı miktarda beslenirler ve trans durumuna geçerler,

    Yetersiz, Entellektüel, Fiziksel ve Sosyal Aktivite: Televizyon izlerken, çocuklar koşup oynamazlar, diğer çocuklarla ilgilenmezler, kitaplara bakamazlar, hayal kuramazlar, resim yapmazlar veya bedenlerini ve zihinlerini çalıştırmazlar.

    Obezite: Çalışmalar son yıllarda çocuklardaki obezitenin %50 oranında artmasından televizyonun sorumlu olduğunu göstermiştir. Bunun nedeni çok fazla kalori alınmasıdır.

    Yüksek Kolestrol Düzeyleri: Aşırı beslenme sadece çocukların aşırı kilo almasına neden olmakla kalmayıp aynı zamanda kolestrol düzeylerini de arttırır. Araştırmalar, bunun hareketsizliğe ve kalp açısından sağlıksız bir diyetle beslenmeye bağlı olduğunu belirtmektedir. Ayrıca yapılan araştırmalarda televizyon seyretme konusunda iradesiz davranan anne ve babaların yağ tüketimi ve kolestrolü önleme konusunda da kontrollü olmadıkları gösterilmiştir.

    Saldırgan Davranışlarda Artış: Bazı insanlar bunun tersini düşünse de, gittikçe artan kanıtlar anne babaların her zaman şüphelendikleri bir konuyu doğrulamaktadır; televizyondaki şiddeti seyretmek çocuklarda saldırgan davranışları körükler.

    Korkunun Artması: Küçük çocuklar gerçekle oyun olmayanı ayırt etmekte zorlanırlar. Hayal mahsulü olan şeyleri gerçekmiş gibi algılarlar çünkü izledikleri her şeyi gerçek olarak değerlendirirler. Televizyonda olan şeyler, onlar için kendi odalarında olanlar kadar gerçektir.

    Değer Yargılarında Bozulma: Çok az televizyon şovunda çocuklara olumlu değerler verilmeye çalışılır.

    Başa Çıkma Becerilerinde Azalma: Çocuğun sorunu mu var ya da kızgın mı? Çözümü basit! televizyonu aç ve seyret. Uzmanlar televizyonu bu amaçla kullanan anne ve babaların çocuklarının hayatta karşılaşılan normal sorunlarla başa çıkmakta zorlandıklarını ve sorunları çözmeye çalışmak veya sıkıntıyı gidermek yerine kolay çözümlere yöneldiklerini ifade ediyorlar.

    Entellektüel ve Sosyal Gelişmede Gecikme: Aşırı derecede televizyon seyreden çocukların daha az TV seyredenlere kıyasla, okuma testlerinde daha küçük puan almaları ve okulda daha başarısız olmaları şaşırtıcı değildir.

    Hayal Gücünün ve Yaratıcılığın Azalması: Okuma, zihinde bir takım hayallerin oluşmasını sağlar. Televizyon ise tüm sahneyi gösterir, hayal gücüne ve yaratıcılığa yer bırakmaz.

    Bağımsız Oyun Oynama Becerilerinde Azalma: Çok fazla televizyon seyreden çocuklar kendi kendilerine oyalanamazlar ve bunun için motivasyon hissetmezler.

    Ailevi ve Sosyal Bağların Zayıflaması: Bütün gün televizyon izleyen aile üyelerinin birbirleriyle ilişkileri zayıflar. Trans halinde televizyon seyreden bireyler kendi aralarında çok az iletişim kurarlar ve duygu alışverişinde bulunurlar.

    Televizyonu Doğru İzlemek İçin 10 Uyarı

    Tüm dezavantajlarına rağmen, televizyon çocuğu başka yerde bulamayacağı harikalar ülkesine götürür. Çocuklar televizyon sayesinde dünyanın uzak köşelerine giderler, geçmiş ve geleceğe yönelirler ve çeşitli sanatlar, bilimler hakkında bilgi edinirler. Burada vereceğimiz 10 uyarı ile en az riskle en çok faydayı sağlayabilirsiniz.

    1) Şu anda mantıklı sınırlamalar getirin; 18. Aydan önce bir çocuğun televizyona hiç ihtiyacı yoktur. 18. Ayda günde ½ saat yeterlidir. İkinci yaşını geçtiği andan itibaren de günde bir saat televizyon izlemesine özellikle de hava dışarıda oynamak için uygun değilse, izin verebilirsiniz.

    2) Sınırları koyun ve uygulayın; Sınırları koymak ve uygulamak farklı şeylerdir. Belli bir süre televizyon izledikten sonra tam saatinde televizyonu kapatmanız ve ondan sonra çocuğunuzun ilgisini başka yere çekmeniz gerekir.

    3) Televizyon izleme zamanlarını belirleyin; Yemek saatlerinde televizyonu açmayın. Ayrıca oyun saatlerinde, aile toplantılarında ve tatil günlerinde de (Özel tatil şovları dışında) televiyonu kapatın.

    4) Televizyonu beraber seyredin; Çocuklar aileleriyle televizyon seyrederken daha az trans durumuna geçerler ve gösterilenler ile ilgili etkileşim kurmak mümkündür.

    5) Televizyonu daha etkileşimsel hale getirin; Televizyondaki karakterlerin resmini yapın, favori programlarda yapılanları tekrarlayın ve aranızda tartışın, olaylarla ilgili sorular sorarak çocuğunuzla beraber yorumlar yapın.

    6) Televizyonu çocuğunuza ilgi göstermediğiniz zamanların yerine geçecek birşey olarak kullanmayın.

    7) Televizyonu ödül veya şantaj amacıyla kullanmayın;Televizyonla iyi davranışlar arasında bağlantı kurmanız veya onu televizyondan mahrum etmekle tehdit etmeniz TV yi onun gözünde daha cazip hale getirir.

    8 Olumlu bir model olun; Çocuklar genelde söylediklerinizi değil, yaptıklarınızı taklit ederler. Televizyonu kesinlikle sürekli açık tutmayın.

    9) Seçici olun ; Seçici olmak için; Önceden programlara göz atın ve yaşına uygun programlar seçin; DVD/CD Kaydedici varsa ona uygun programları kaydedin ve daha sonra beraber seyredin.

    10) Olumsuz noktaları ortadan kaldırın; Televizyonun kötü etkileri şu şekilde azaltılabilir veya giderilebilir.

Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]