Sayfa 2 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
11 den 20´e kadar. Toplam 27 Sayfa bulundu

Konu: Anneyiz biz

  1. #11

    Standart

    Bazı agresif davranışlar

    "Mehmet yakaladığı sineklerin kanatlarını yolar, sonra onları ezerdi. Yaptığı işten keyif alıyor gibi görünürdü."

    "Mert ilginç bir çocuktu. Herkes yerinde oturup bir şeylerle meşgul olurken, o yerinde duramaz, etrafına zarar verir, arkadaşlarına durup dururken vururdu. Evdeyken birdenbire ortadan kaybolur, banyodaki deterjanları yerlere döker, mutfakta ne varsa yere fırlatırdı. Hatta bir keresinde yılbaşı ağacının üzerinde yanıp sönen ışıkları makasla kesmeye kalkmıştı. Ucuz atlattı, zor kurtuldu."

    "Zeynep annesinin yaşantısını tam bir karmaşaya döndürmüştü. Okulda herkese bağırıyor, tekmeliyor, tırmalıyordu. Bu nedenle anne sık sık okula çağırılıyor, ancak hiçbir şey Zeynep' i sakinleştiremiyordu."

    Bu ve benzeri olaylar karşıma oldukça sık çıkıyor. Böyle davranan çocukların ailelerinin çoğu onların sadistçe, düşüncesizce hareket ettiklerini ve sorunlu olduklarını düşünüyor ve hatta çoğu zaman onları cezalandırıyorlar. Bu çocukların çevrelerindeki diğer insanlar da onların "kötü huylu" olduklarını düşünüyorlar. Etrafımızda azımsanmayacak kadar çok çocuk böyle davranmayı seçiyor. Kardeşlerini çimdikliyor, arkadaşlarını ısırıyor, evcil hayvanlara işkence ediyor. Şayet bunun gibi davranışlar, ara sıra ve bir anlık kızgınlıktan, yenemediği öfkesinden veya şiddetli bir engellenmeden kaynaklanmıyor, aksine sürekli tekrarlanıyor ise, o zaman çocuk ciddiye alınması gereken bir mesaj veriyor demektir:

    "YAŞAMIMDA DOĞRU GİTMEYEN ŞEYLER VAR. KENDİMİ KÖTÜ HİSSEDİYORUM. BENİ FARKEDİN. BANA YARDIM EDİN!"

  2. #12

    Standart

    Çocuk ve spor



    Çocuklarının spor yapması hemen herkesin dileğidir. Spor, hem sağlıklı gelişmesi hem de kötü alışkanlıklara kaymasını önlemede en etkili yöntem. Bu nedenlerle herkes bunu diler de, çocukları spora başlatmak çok kolay olamaz.

    Bazı çocuklar işin kolayına kaçtığı için kendini bir anlamda zora sokacak bu tür faaliyetleri sevmez, bazıları çevresinde böyle bir olanak olmadığı için, hayalini bile kuramaz.

    Oysa spor müsabakalarını izlemek bile çocuklara sporu sevdiriyor. Yıllar önce televizyonlarda yayınlanan 'Beyaz Gölge' dizisi, bir çok çocuğun basketbola ilgi duymasını sağladı. Bu günün adı geçen basketbolcuları arasında belki de o dönemde, bu dizi nedeniyle basketbola yönelmiş gençler de vardır. Olimpiyatların televizyonlardan sürekli yayınlandığı bu günler, çocuklara sporu sevdirmek için belki de en uygun dönem.

    Çocuklarınızla birlikte tüm yarışmaları seyredin. Çok ilgi duyduklarını, eğer evinizde videonuz varsa kaydedin, sonra tekrar tekrar seyredin. Belki de çocuğunuzun, kendisinin bile farkında olmadığı bir yeteneğini birlikte keşfedebilirsiniz.

  3. #13

    Standart

    Sihirli bakışlar




    Bebekler henüz kendilerini değişik durum ve ortamlara adapte edemezler. Buna rağmen yüz ifadelerinden neler hissettikleri anlaşılabilir. Gerçekten çok mutlu oldukları anlarda, karınları tok ve gerçekten huzurlu olduklarında, ya da ilgi beklediklerinde bebeklerin yüzlerinde bir gülümseme veya üzüntü belirebilir. Fakat bazen yanlış anlaşılmalar olabilir.

    Gözlerini ovalayan ve esneyen bebeklerin, her zaman uykuya ihtiyaçları yoktur. Bu durum genellikle bebeğin çok fazla zorlandığını gösterir. Ve şu anlamı taşır: “Lütfen şimdi beni biraz rahat bırakın. Dinlenmeye ihtiyacım var, halim kalmadı.”

    Bebekler gerçekten de harika rol yapabilirler. Fakat aynı zamanda etraflarındaki insanların yüz ifadelerini de çok dikkatli bir şekilde izlerler. Bebekler yetişkinlerin yüzlerinde gördükleri farklı ifadeleri inanılmaz bir benzerlikle tekrar edebilirler. Ayrıca bebeklerin huzurlu oldukları yüzlerinden okunabilir. Aileleri derinden etkileyen ağlamalar için genelde geçerli olan açıklamalar yapılamaz. Bebek ailenin ilgisine karşılık hala ağlıyorsa, ağlamaların nedeni bebeğin açlık hissetmesinden, susamış olmasından veya sancı çekiyor olmasından kaynaklanabilir.

    Bebekler bir kelime konuşamazken bile hissettikleri birçok şeyi gösterebilir veya istedikleri birçok şeyi anlatabilirler. Altları değiştirilirken kocaman gözlerle anne veya babalarına bakar ve ağızlarını “O”şeklinde yuvarlayan bebeklerin istekleri hep aynıdır:

    Bebeklerin yüzlerindeki bu ifade “hadi oynayın benimle”anlamını taşır.

    Bebekler daha ilk günlerden itibaren ailelerine mutlu veya mutsuz olduklarını, oyun oynamak veya rahat bırakılmak istediklerini gösterebilirler. Çünkü rol yapmak ve mimiklerle bazı durumları ifade edebilmek insanların doğasında vardır. Ayrıca vücut dili uluslararası geçerliliği olan bir ifade şeklidir.

    Anne-baba ve bebek arasındaki iletişim sadece “iyi zaman geçirmek”açısından değerlendirilemez. Bebeğin büyülü bakışları onun her zaman koruma altında olmasını ve ailenin bebeğe her zaman ilgili olmasını sağlar. Ayrıca hiç bir yetişkin bebeklerin şirin mimiklerine karşı duyarsız olamaz.

    Bebek konusunda hala tereddüt yaşayan yeni anne-babalar bile bebeklerinin şirin gülümsemelerine ya da üzgün, çaresiz bakışlarına duyarsız kalamaz. Buna rağmen bazı anlar vardır ki, aileler bunların ne anlama geldiğini anlamakta zorlanırlar. Henüz iki haftalık bir bebeğin gülümsemesi, hiçbir sebep olmadan alnını kırıştırması ya da sinirli bir şekilde dudaklarını ısırması gibi.

    İki haftalık bir bebeğin bu davranışlarının belli bir nedeni yoktur. Uzmanlar bunun refleks hareketine bağlı olarak veya kendiliğinden ortaya çıkan mimikler olduğunu belirtir. Aynı zamanda ufak bebeklerin yüz kaslarının bu şekilde güçlendiği düşünülür. Bazı uzmanlar ise bebeklerin dudak ve dil hareketlerini emme refleksine bağlar ve bebeklerin bu hareketlerle olumlu veya olumsuz tepkiler verdiği düşünülür.

    Bebek büyüyüp, çevresini daha iyi görmeye başladıkça, etrafında gelişen olaylara daha çok tepki vermeye ve anne-babanın mimiklerini daha güzel taklit etmeye başlar.

    Bebekler 5.-6. haftalarında gerçekten ailelerinin gülmelerine tepki göstererek gülümserler.

    Anne-babaların bebeklerinin yüz ifadelerini anlayabilmeleri için iletişim kitapları okumuş olmaları gerekmez. Ayrıca bebeklerin mimiklerini anlamak için onları izlemek yeterli olur.

    Zamanla aileler bebeklerini anlamaya ve hangi davranışın can sıkıntısı, sinir, yalnızlık veyaaçlık anlamına geldiğini öğrenirler.

    _

  4. #14

    Standart

    Ailelere tavsiye!


    Günümüzde okul öncesi dönemde çocuğun eğitimi önem kazanıyor. Hal böyleyken, uzmanlar hem eğlendirici, hem eğitici, hem de zeka geliştiren özellikleriyle satrancı ailelere tavsiye ediyor.

    Gün geçtikçe okulöncesi eğitim programlarında sıklıkla rastlanan bir oyun/spor haline gelen satranç, çocukları hem eğlendiriryor hem de eğitiyor. Aileler ve eğitimciler de duruma kayıtsız kalmayıp çocuklarına en kısa zamanda bu oyunu öğretip çocuklarını bu spora yönlendiriyorlar.Siz de çocuğunuzun satranç öğrenmesini istiyorsanız mutlaka bu yazıyı okuyun ve önerilerimize kulak verin...

    Zihni ve hayal kurma gücünü geliştirir

    Çocuk oyun boyunca etkin bir düşünme pratiği içindedir. Hamle düşünür, oyun kurgular, nasıl yanıt alacağını hesaplar ve bu canlı süreci oyun sırasında hep yaşar.

    Dikkati geliştirir

    Oyunda yüz yüze kaldığı ve kalacağı pozisyonlar olması nedeniyle, istemediği sonuçlarla karşılaşmamak için dikkatini oyuna ve hamlelere yoğunlaştırmak durumundadır.

    Öngörüyü geliştirir

    Geleceğe dönük, eylemleri ile oluşacak sonuçları hesap etmek durumundadır " Eğer bu taşı oynarsam, yeni durumun bana yararı ve zararı ne olacak ?" sorusunu kendisine sorar.

    Kapsamlı düşünmeyi öğretir

    Strançta her yeni hamle, aynı zamanda binlerce yeni seçenek ve olasılık demektir. Çocuk tüm satranç tahtasını ya da eylem alanını gözden geçirmek, alacağı her kararın varacağı farklı sonuçlarını hesap etmek ve pek çok hamle seçeneği içinden kendine en uygun olanı bulup seçmek durumundadır.

    Sabırlı olmayı öğretir

    Çocuk hareketlerini ya da hamlelerini üstünkörü yapmanın ne gibi sonuçlar doğurduğunu kavrar. Bu nedenle acele karar vermeyip, durumu düşünüp analiz ettikten, birçok kere gözden geçirdikten ve iyice emin olduktan sonra harekete geçecektir.

    Özgüven kazandırır

    Düşünen, değerlendiren, cesaretle karar alan, uygulayan ve sonuç alan çocuk kendine güven kazanır. İşlerin kötü gittiği durumlarda hayal kırıklığına uğramamayı öğrenir. Yararlı bir değişiklik olabileceğini bekleme ve yeni çareler arama alışkanlığı edinir.

    Yeni sözcük ve kavramlarla tanıştırır

    Taşları tanıyıp onların nasıl hareket ettiğini öğrenir. Uygulama yaperken "düz, çapraz, arka, ileri, geri, yan, L biçimi, kare, mat, hamle, hareket..." gibi pek çok yeni sözcük ve kavram öğrenir.

    Kurallara ve rakibe saygılı olmayı öğretir

    Bir oyun olarak satranç, çocuğun ancak kurallara/ilkelere uyması koşuluyla sürebilecektir. Rakibin de bu kurallara uymasını bekler.

    Zevk verir ve eğlendirir

    Belki de en önemlisi, çocuğun oyun sürecini zevkle yaşaması ve eğlendiğini duyumsamasıdır.

  5. #15

    Standart

    İlk çocuklar daha zeki


    Amerikalı ve Norveçli bilim adamlarının yaptıkları bir araştırma, ilk çocukların kardeşlerine göre daha zeki, bu nedenle de okulda iyi bir eğitim alarak yetişkinlikte daha başarılı olduklarını gösterdi.

    Norveç'te 1912 - 1975 yılları arasında doğanların nüfus istatistik bilgilerini inceleyen ABD'nin California Üniversitesi ile Norveç Ekonomi ve İş İdaresi Fakültesi'nden araştırmacılar, bireylerin hayattaki başarıları için önemli olanın ailenin büyüklüğü değil, dünyaya gelişteki sıralama olduğunu vurguladılar.

    Prof. Kjell Salvanes'in verdiği bilgilere göre, küçük kardeşler büyüklere göre daha az eğitim alıyor ve bu yüzden de iş hayatında düşük ücretli iş bulabiliyor. İlk çocukların daha kilolu doğduklarına da dikkat çeken Prof. Salvanes, ilk çocukların kendinden küçük kardeşlerine bir şeyler öğretirken aslında kendilerini eğittiklerini söyledi. Araştırma sonuçlarının öteki ülkeler için de geçerli olduğu belirtildi.

  6. #16

    Standart

    ILGILENIN ZEKI OLSUN





    Kuşkusuz her anne ve babanın hayali zeki ve yaratıcı çocuklar yetiştirmektir. Ancak çocuğunuzun zeki ve yaratıcı olabilmesi için onunla ilgilenmeniz ve ona yardımcı olmanız gerekiyor. Atalarımız ne demiş: Ne ekersen onu biçersin.

    Çoğu anne-baba çevresindeki zeki ve becerikli çocuklara bakıp "Ah keşke benim de çocuğum ilerde onun gibi olsa" diye iç geçirir. Evet herkes çocuğunun zeki olmasını ister ama bunun için çaba sarf etmez, ne yapması gerektiğini bilmez. Şunu unutmayın ki, çocuğunuzun zekasını desteklemek için lüks ambalajlara sarılmış pahalı oyuncaklara ihtiyacınız yok. Her şeyin ötesinde, 'özgür' olmaları çocuğunuzun zihinsel becerileri için atılacak en iyi adımlardan biridir. Çocuğunuzla, ona güvenli bir ortam sağlayarak, eğlenceli dakikalar yaşamak onun zeka gelişimine yardımcı olmanızı sağlar.

    ŞARKILAR UYDURUN

    Çocuğunuza, sözlerini kendinizin uydurduğu şarkılar söyleyebilirsiniz. Bir süre sonra küçük afacan, kendi yarım yamalak sözleri ile sizin şarkınıza rakip olacak bir "şarkı" söyleyebilir. Uzmanlara göre bu, çocuğunuzun yaratıcılığını görebilmek için çok iyi bir davranıştır. Bu şekilde davranmak, çocuğunuzun hafıza ve dil gelişimini ilerletir. Yapılan bir araştırmaya göre, daha okula gitmeden bir müzik enstrümanı olan çocuklar, puzzle, geometri ve matematikte daha iyi olmalarını sağlayan özel bir yetenek geliştiriyor.

    KAFİYELİ KONUŞUN

    İngiltere Oxford Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre, çocukların kafiyeli söz duymalarının, okuma becerilerini geliştirmeleri açısından faydalı olduğu belirlenmiş. Uzmanlara göre, kafiyeler iletişimi olumlu etkiler. Bu, yeni yürümeye başlayan çocuğunuza 'dilin' sadece kelimeleri bir araya getirmek olmadığını, aynı zamanda kelimeleri, nasıl ifade ettiğimizle ilgili olduğunu göstermenizi sağlayabilir. Uzmanlar, çocuk tekerlemelerinin içinde geçen olayları, mimiklerle tasvir etmenin de çocuklar için yararlı olabileceğini belirtiyor.

  7. #17

    Standart

    Suçiçeği aşısı


    Suçiçeği, varisella adlı bir virüsün neden olduğu döküntülü ve çok bulaşıcı bir hastalıktır. Bu enfeksiyonda, döküntüler yüzden başlar, daha sonra gövdeye yayılır. Döküntüler kabarır hatta su toplamış hale dönüşür; daha sonra kabuklanarak iyileşir. Prof. Dr. Nuran Salman: “Suçiçeği aşısı, canlılığı azaltılmış varisella virüsünden elde edilen bir aşıdır. Bu aşı için gerekli virüs, Suşu Oka adlı suçiçeği geçiren bir Japon çocuğundan elde edilmiştir. Suçiçeği genelde hafif geçirilen bir hastalıktır.

    Suçiçeği ciddi hastalıklara neden olabilir

    Suçiçeği çok kaşıntılı olmakla birlikte genelde hafif geçirilir. Bazı çocuklarda ise, ciddi hastalıklara yol açabilir. Örneğin; her 1.000 suçiçeği geçiren çocuğun birinde, ciddi zatürree veya beyin iltihabı (ensefalit) gelişir.

    Gebelikte suçiçeği geçiren annelerin %2’si, özürlü bir bebek doğurur. Bu bebeklerde, ciltte ciddi tahrişler, kısa kol ve bacak, zeka geriliği ve katarakt gözlenir.

    Son yıllarda suçiçeği sonrası deri enfeksiyonuna yol açan A grubu beta hemolitik streptoklara bağlı ciddi, hatta öldürücü enfeksiyonlar görülmeye başlamıştır. Yazılı basında çok yer alan bu tip olgularda, bu bakteri; “yamyam bakteri” olarak adlandırılır.

    ABD’de her yıl 9.000 kişi suçiçeği nedeni ile hastaneye yatırılmakta ve bunlarda 100’ü ölmektedir.

    Suçiçeği aşısı güvenlidir

    Aşı yapılan yerde ağrı, çocukların %20’sinde görülür. Ateş ise, %10 oranında gözlenir. %4 olguda hafif bir döküntü olabilir. Bunun nedeni, aşının zayıflatılmış da olsa canlı bir aşı olmasıdır. Bu çocuklar bulaştırıcı değildir.

    Bütün bu bilgiler ışığında, suçiçeği aşısının güvenli olduğunu ifade edebiliriz.

    Suçiçeği aşısı ile ilk çalışmalar, 1970’li yıllarda başlamıştır. ABD’de, 1995’ten beri bu aşı rutin olarak kullanılmaktadır.

    Suçiçeği aşısı, 12 ay–12 yaş arasındaki tüm sağlıklı çocuklara derialtından uygulanmalıdır. 2006 yılına kadar bu aşı, tek doz uygulanmaktayken, bu yıldan itibaren ikinci bir doz aşı önerilmektedir. Suçiçeği geçirmemiş ergen ve erişkinlere bu aşının, 4-8 hafta ara ile iki doz yapılması gerekir.

    Suçiçeği aşısı kimlere uygulanmaz?

    • Aşı bileşenlerine karşı alerjisi olanlara yapılmamalıdır.

    • Aktif tüberkülozda uygulanmaz.

    • Yeni tedavi uygulamasına göre lösemi, lenfoma gibi hastalıklarda yapılamaz.

    • Günlük steroid dozu 2mg/kg’dan yüksek olan çocuklara aşı uygulanmaz.

    • Intravenöz Immunglobulin (IVIG) ile beraber kullanılmaz. IVIG verilmiş çocuklara 5 ay sonra aşı yapılabilir.

  8. #18

    Standart

    2 yaşına kadar aşı takvimi

    Doğduktan Hemen Sonra: Hepatit B aşısı

    1.ay: Hepatit B aşısı

    2.ay: DBT-IPV-HIB aşısı ve BCG aşısı
    Pnömokok aşısı

    4.ay: DBT-IPV-HIB aşısı
    Pnömokok aşısı

    6.ay: DBT-IPV-HIB aşısı ve Hepatit B aşısı
    Pnömokok aşısı

    9.ay: Kızamık aşısı

    12.ay: Suçiçeği aşısı

    13ay: Pnömokok aşısı

    14.ay: Hepatit A aşısı

    15.ay: Kızamık, kızamıkçık, kabakulak (MMR) aşısı

    18.ay: DBT-İPV-HİB aşısı

    20.ay: Hepatit A aşısı

    Yaşamımıza yeni bir anlam katan bebeklerimizin aşı ile korunabilmelerinin mümkün olduğu hastalıklar ve bu aşılar hakkında bilgili olmamız önem taşır.

    Bu tür hastalıklardan korumada bağışıklama çalışmalarına önem verilmesi en tutarlı çözüm olmaktadır. Bu sayede bebek ölümleri azalacak, sağlıklı bir nesil yetişecek ve gelişmiş bir toplum olmanın da en önemli göstergelerinden birisine ulaşmayı başaracağız. Hiçbir aşı %100 güvenli değildir. Hiçbir girişim de tamamen risksiz değildir.

    Bu bölümde siz değerli anne ve babalarımızı aşı ile korunabilir hastalıklar ve primer aşılar konusunda kısaca bilgilendirmek istiyoruz.

    Verem (BCG) Aşısı
    Verem hastalığı dünyada ve ülkemizde halen önemini koruyan bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütünün önerileri doğrultusunda ülkemizde verem aşısı (BCG aşısı) iki doz olarak, yaşamın ilk üç ayı içerisinde ve ilkokul yıllarında uygulanmaktadır. Sol omuza cilt içine uygulanan aşıdan sonra o bölgeye 2 gün su temas ettirilmemesi gerekmektedir.

    Su Çiçeği Aşısı
    Suçiçeği, içi sıvı dolu döküntülerle kendini gösteren bulaşıcı bir hastalıktır. Belirtiler, virüs ile temas ettikten 12–15 gün sonra baş ağrısı, ateş, karın ağrısı ve halsizlik şeklinde başlar. 1–2 gün sonra, öncelikle kafa derisinde, yüz ve gövdenin üst kısımlarında, daha sonra kol ve bacaklarda döküntüler görülür. İnsandan insana soluma, öksürme, hapşırma, döküntülerle temas etme yoluyla bulaşır.

    Suçiçeği son derece bulaşıcı bir hastalık olduğu için çocukların kreş, okul gibi toplu bulundukları ortamlarda çok kolay yayılır. Döküntülerin ortaya çıkmasının 1–2 gün öncesi ile 4–5 gün sonrası arasında hastalık bulaşıcı safhadadır.

    Suçiçeğinin kesin tedavisi yoktur. Genellikle 7–10 gün içerisinde kendiliğinden iyileşir. Ateş düşürücü ve kaşıntıyı engelleyici ilaçlarla destek tedavisi uygulanabilir. Hafif seyirli bir hastalık olarak bilinmesine karşın bazen hem çocuklar, hem de erişkinlerde ciltte estetiği bozabilecek kalıcı izlere yol açan süper enfeksiyonlar, hastanede tedavi gerektiren zatürree, beyin dokusu iltihabı vb. ağır enfeksiyonlara ve bazı vakalarda ölümlere yol açabilen suçiçeğinin bağışıklık sistemini baskılayan kronik hastalığı bulunan çocuklarda komplikasyonlu geçirilme olasılığı ve ölüm riski yükselmektedir.

    Suçiçeğini geçirmiş olanlar bu hastalığa bir daha yakalanmazlar. Ancak hastalığın sorunsuz atlatılması kesin olmadığından ideal olanı korunma, yani suçiçeği aşısı olmaktır. Aşı, bu hastalığa karşı vücutta oluşturduğu koruyucu antikorlarla yoluyla bağışıklık sağlar. Aşı sayesinde hastalığın geçirilmesi engellenerek:

    Ciltteki yara izlerinin oluşumu önlenmiş olur.

    Hayati tehlike yaratabilen komplikasyon riski ortadan kaldırılır.

    Çocuğun okula devamsızlığı ve onunla ilgilenecek anne-babanın işe devamsızlığı önlenmiş olur.

    Semptomatik ilaçların getireceği maddi yük ortadan kaldırılır.

    Çocuğun ve anne-babanın hissedeceği sıkıntı, endişe, huzursuzluk önlenir.

    İleri yaşlarda görülebilen zona hastalığı olasılığı azaltılır.

    Suçiçeği aşısı
    1 yaşından büyük ve daha öncesi suçiçeği geçirmemiş tüm çocuklara tek doz olarak uygulanabilir. Çocuğunuz suçiçeği geçirmemişse kreş veya okula başlarken mutlaka aşılanmalıdır.

    Hepatit A Aşısı
    Hepatit A, halk arasında “Bulaşıcı Sarılık” adı ile bilinen ve karaciğerin iltihabı şeklinde kendini gösteren, Hepatit A virüsünün neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır.

    Virüs ile temas ettikten yaklaşık 4 hafta sonra ateş, bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, halsizlik gibi belirtiler gözlenir. Bir hafta kadar sonra sarılık başlar. Sarılık, en kolay şekilde gözlerin beyaz kısmında fark edilir. Bu arada idrarda koyulaşma ve dışkının renginde açılma görülür. Bu belirtiler 3-6 hafta kadar sürdüğü gibi bazı olgularda 6 ay kadar devam edebilir, ya da kötüleşerek tekrarlayabilir.

    Bazı küçük çocuklar Hepatit A’yı bu belirtilerin hiçbiri görülmeden geçirebilirler. Ancak hepatit A ile daha ileri yaşlarda karşılaşan bir bireyde belirtilerin şiddeti ve hastalığın ciddiyeti yüksektir.

    Hepatit A virüsü, hastalığı geçiren kişinin dışkısında yoğun olarak bulunur. Bu dışkının temizlik ve sanitasyon koşulları iyi olmayan ortamlarda yiyecek ve içeceklere, hatta su şebekelerine karışması ve diğer kişiler tarafından tüketilmesi sonucu virüs kolaylıkla bulaşabilir. Hijyenik olmayan şartlarda üretilmiş hazır gıdaların veya iyi yıkanmamış meyve ve sebzelerin tüketilmesi, yeterince temiz olmayan yüzme havuzlarının kullanılması ve çocukların toplu bulundukları kreş ve okullar, Hepatit A’nın yayılması için uygun birer yoldur.

    Virüsü alan kişiler, hastalanmadan 2 hafta öncesi ve belirtilerin başlamasından 1 hafta sonrasına kadar hastalığı bulaştırırlar. Belirti göstermeden hastalığı geçiren küçük çocuklar da bulaşmada sessiz birer kaynak konumundadırlar. Hepatit A, hayati fonksiyonu en önemli organlarımızdan biri olan karaciğerin iltihabıdır.

    Hastalığın belirli tedavisi yoktur, normal şartlar altında hasar bırakmadan kendiliğinden iyileşir. Ancak, bazı kişilerde yoğun hastane tedavisi gerektiren karaciğer yetmezliğine, hatta ölüme yol açabilir. Küçük bir çocuk hastalığı belirtisiz geçirse dahi, farkında olmadan virüsü çevresindeki, bu hastalıktan daha ağır etkilenecek bireylere bulaştırabilir. Kronik karaciğer hastalığı bulunan çocukların Hepatit A geçirmeleri halinde hastalık çok daha ciddi seyreder.

    Hepatit A, temizlik ve sanitasyon koşulları yetersiz ortamlarda hızlı yayılır. Ellerin sık yıkanması, bulaşma olasılığı bulunan besinlerin çok iyi yıkanması, pişirilmesi, suların kaynatılması gibi genel hijyenik önlemler bulaşma riskini azaltsa da tamamen engelleyemez.

    Bugün Hepatit A hastalığından tam korunmanın en etkili ve güvenilir yolu hepatit A aşısı olmaktır. Daha önce Hepatit A geçirmiş olan kişiler bu hastalığa karşı bağışıklık kazanmışlardır. Ancak henüz geçirmeyenler, her an virüsle temas riski taşırlar. Çocukların hijyenik önlemleri çok iyi bilmemeleri nedeniyle risk bu dönemde yüksektir. Dolayısıyla 2 yaşını bitiren çocuklar öncelikli olmak üzere daha önce hastalanmamış herkesin hepatit A aşısı olması önerilir.

    Aşı ilk yıldan sonra 1. doz ve 6 ay sonra 2. doz şekilde toplam 2 doz uygulanır.

    Hepatit B Aşısı
    Hepatit B, halk arasında “Sarılık’’ adı ile bilinen ve karaciğerin iltahabı şeklinde kendini gösteren, Hepatit B virüsünün neden olduğu kronikleşen, bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır.

    Virüs ile temas ettikten yaklaşık 2-6 ay sonra halsizlik, iştah kaybı, bulantı, deride ve göz aklarında sararma, idrar renginde koyulaşma, karın ağrısı gibi belirtiler gözlenir. Bazı vakalarda hiçbir belirti görülmeyebilir.

    Hepatit B virüsü, başlıca kan ve vücut sıvılarında (tükürük, idrar, ter, semen, vajinal salgı vb.) bulunur. En yüksek bulaşma riskleri, kanla direkt ya da dolaylı temas, cinsel ilişki ve doğum esnasında kronik Hepatit B hastası anneden bebeğe Hepatit B virüsü bulaşması halinde hastalığın kronikleşme olasılığı çok yüksektir.

    Diğer yandan, hepatit B virüsünün vücut dışında 7 gün gibi uzun süre canlı kalabilmesi nedeniyle steril olmayan aletlerle yapılan cerrahi müdahale, diş muayene-tedavileri ve sünnet, berber aletlerinin ya da kişisel temizlik ve bakım eşyalarının ortak kullanımı, Hepatit B hastalığının bulaşmasında aktif rol oynarlar. Hastalığın bulaşması için derideki ince bir sıyrıktan ya da mukozadan çok az miktarda kanın vücuda girmesi yeterli olabilir.

    Hepatit B, hayati fonksiyonu en önemli organlarımızdan biri olan karaciğerin iltihabıdır. Hastalığın belirli tedavisi yoktur, genellikle hasar bırakmadan kendiliğinden iyileşir. Ancak, bazı kişilerde yoğun hastane tedavisi gerektiren karaciğer yetmezliğine, hatta ölüme yol açabilir.

    Bazı kişilerde ise Hepatit B iyileşmez, kronikleşir. Hasta, hiçbir hastalık belirtisi göstermemesine karşın virüs karaciğeri tahrip eder. Bu uzun süreç içinde hasta, virüsü çevresindeki kişilere bulaştırmaya devam eder. Vücudun zayıf düştüğü bir dönemde, siroz veya karaciğer kanseri gelişmesine neden olur. Hepatit B, dolaylı bir temasla her an bulaşabilecek bir hastalık olması nedeniyle mümkün olan en erken yaşta etkin bir şekilde korunmayı gerektirir.

    Bugün tek etkin yöntem, hepatit B aşısı olmaktır. Hastalığı geçirmiş ve kronikleşmeden tamamen iyileşmiş, ya da aşılanarak hiç hastalanmadan korunmuş kişilerde Hepatit B’ye karşı antikorlar bulunur. Koruyucu antikorların anneden bebeğe geçmemesi nedeniyle henüz yeni doğmuş bebeklerin aşılanmaları gerekir.

    1. doz doğumda, 2. doz bir ay sonra, ve 3. doz doğumdan 6 ay sonra yapılmak üzere toplam 3 doz ile Hepatit B’ye yaşam boyu korunmak mümkün olabilmektedir. Daha önce aşı olmamış, ve virüsle temas etmemiş herkes, yine aynı şema ile 3 doz aşı olarak korunabilirler.

    Kızamık, Kızamıkcık, Kabakulak (MMR) Aşısı
    Kızamık, ciltte kırmızı döküntülerle kendini gösteren, bulaşıcı solunum yolu hastalığıdır. Virüsle temastan 10–12 gün sonra başlayan ateş, öksürük ve burun akıntısı ilk belirtileri oluşturur. İki-üç gün içinde kafa derisi, yüz ve boyunda başlayan el ve ayaklara kadar yayılan kırmızı döküntüler gözlenir. Son derece bulaşıcı olan kızamık, döküntülerin ortaya çıkmasından birkaç gün öncesi ile birkaç gün sonrası arasında bulaşıcı safhasındadır. Virüs, öksürme ve hapşırma ile havaya saçılarak yine solunum diğer kişilere bulaşır.

    Kızamık, zatürree, beyin dokusu iltihabı, ölüme ve sakatlıklara neden olan komplikasyonlarla seyredebilir. Ateş, lenf bezlerinde şişkinlik, ciltte yüzden başlayıp yayılan pembe döküntüler, kızamıkçığın tipik belirtileridir. Virüs, öksürme ve hapşırma ile havaya saçılarak yine solunum yoluyla diğer kişilere bulaşır.

    Kızamıkçık, özellikle gebe kadınların maruz kalması halinde bebekte ağır sakatlıklara neden olabilen bir hastalıktır. Bebek doğurmayı planlayan bir anne adayı kızamıkçığa karşı bağışık olması gerekir. Kabakulak, kulak altındaki lenf bezlerinin iltihabı ile kendini gösteren, kabakulak virüsünün neden olduğu bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. Ateş, baş ağrısı, kulak altında (tek ya da çift taraflı) şişkinlik, kabakulağın tipik belirtileridir.

    Beyin zarı veya dokusu iltihabı, pankreas, testis, yumurtalık iltihabı ve sağırlık, kabakulak geçiren çocuklarda rastlanması olası komplikasyonlar arasındadır. Özellikle ileri yaşlarda bu hastalığa maruz kalan erkeklerde kısırlık daha sık görülebilen bir komplikasyondur.

    Bu üç hastalıktan ve yukarıda sıralanan olası komplikasyonlarından koruma yolu, aşı olmaktır. Bugün bu üç hastalığa karşı geliştirilmiş aşılar tek bir enjektörde toplanmıştır.

    Böylece uygulanacak kızamık-kızamıkçık-kabakulak (MMR) aşısı ile her üç hastalığa karşı bağışıklık kazanılmış olacaktır.

    MMR aşısı 9. ayında 1 doz kızamık aşısını olmuş bebeklere 15. ayda 1 doz ve 5-6 yaşlarında 1 doz olmak üzere toplam 2 doz uygulanır. 9.ayda kızamık aşısı yapılmamış olan bebeklere 12. ayda 1 doz ve yine 5-6 yaşlarında 1 doz uygulanır. Bu üç hastalıktan herhangi birini geçirmiş olmak, üçlü kombine aşının uygulanmasına engel teşkil etmez.

    Difteri, Boğmaca Tetanos (DBT) Aşısı
    Difteri ateş, halsizlik ve solunum güçlüğü ile seyreden bulaşıcı bir hastalıktır. Öksürme ve aksırma ile havaya yayılan bakteri, ağız, boğaz ve buruna yerleşerek enfeksiyona yol açar. Hastalanan her 10 kişiden 1’i her türlü tedaviye rağmen solunum yollarının tıkanması, kalp yetmezliği ve felçler nedeniyle yaşamını kaybeder. Boğmaca, çoğunlukla 2 yaşından küçük çocuklarda görülen, nefes almayı engelleyecek biçimde öksürük nöbetlerine neden olan, bakteriyel bir enfeksiyon hastalığıdır.

    Tetanos, varlığını genellikle toprakta sürdüren bir bakterinin, vücuda yara ve kesiklerden girerek yol açtığı bir enfeksiyon hastalığıdır. Vücut kaslarının sertleşmesi, kasılması ve çene kilitlenmesi şeklinde seyreden hastalığa, bu bakterinin salgıladığı toksinler neden olur.

    Çocuk Felci (IPV), Hib (Menenjit) Aşısı
    Çocuk felci, polio virüsünün neden olduğu bir hastalıktır. Solunum yolu ile bulaşan ve tedavisi olmayan bu hastalık, kalıcı sakatlıklara ve hatta ölüme neden olabilir. Günümüzde polio virüsünün yeryüzünden silinmesi amacıyla yoğun aşılama programları uygulanmaktadır.

    Hib menenjiti, Hib (hemofilus influenza tip b), özellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda, başta beyin zarı iltihabı (menenjit) ve zatürree olmak üzere ölümle sonuçlanabilen bir çok ağır hastalığa yol açabilen bir bakteridir. Bu bakterinin sorumlu olduğu hastalıklardan Hib menenjiti, erken ve uygun tedaviye rağmen her 5 vakanın 1’inde işitme kaybı, zeka geriliği, felç ve epilepsi gibi nörolojik komplikasyonlar doğurabilir. Komplikassyonlu vakaların %3-8’i, ölümle sonuçlanır.

    Solunum yoluyla kolayca bulaştığı için özellikle yuva, kreş, anaokuluna giden çocuklarda Hib enfeksiyonları fazla görülür. Hib menenjiti en önemli yaşamsal organ olan beynin zarlarını etkilediği için geri dönüşü olmayan zararlar verebilir.

    Bu 5 hastalıktan korunmanın yolu, aşı olmaktır. Günümüzde 5 ayrı aşı yerine tümünün tek bir enjektörde toplandığı karma aşılar geliştirilmiştir.

    Bu 5 hastalığa karşı geliştirilen karma aşı, çocuklara 2., 4., 6. ve 18. aylarında uygulanmalıdır. 5-6 yaşına geldiklerinde difteri-tetanoz-boğmaca 3’lü karma aşı ve çocuk felci aşısı yapılmış olan çocuklara tekli (monovalan) Hib aşısı uygulanabilir. Ülkemizin bölgesel özelliği dikkate alındığında ağızdan verilen oral poio aşısı önemini korumaktadır.İlk 2 dozun aşıya bağlı felç riskini ortadan kaldırmak için IPV olarak yapılması önerilebilir. İlk 2 dozdan sonra en az 1 veya 2 doz oral polio aşısı yapılmalıdır. Oral polio uygulandıktan sonra bebek hemn emebilir yada beslenebilir.

    Pnömokok Aşısı

    Pnömokoklar çocuklarda özellikle ülkemizde en sık orta kulak iltihabı ve zatürre nedenleri arasındadır. Özellikle son zamanlarda kullanmaya başladığımız bu aşı doğumdan sonra ikinci aydan itibaren başlayarak 1-2 ay ara ile 3 doz, 12-15 arasında tek doz önerilmektedir. İlk kez aşılanacak 2-9 yaş arasındaki çocuklara ise tek doz önerilmektedir. En sık yan etkisi aşı sonrası gelişen ateş ve huzursuzluktur.

    Dr.Sinan Mahir Kayıran
    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
    İstanbul Memorial Hastanesi

  9. #19

    Standart

    Aileler ve çocuklar için zor dönem; tuvalet eğitimi...

    Çocukların yaşamında tuvalet eğitiminin önemli bir yeri vardır. Çocuk ilk ciddi eğitimini tuvalet eğitimi olarak alır ve hemen hemen bedeninin bütün işlevleri işin içindedir. Dikkatini toplamak, vücudundan gelen sinyalleri önce anlamlandırmak sonra da değerlendirmek, bu sinyallere göre tepki vermek ve ebeveynlerden yardım istemek gibi çok karmaşık bir işlemler zincirini öğrenecektir. Hem zihinsel hem de bedensel olarak bir kontrol sağlama mekanizmasını oturtmaya çalışmak göründüğü kadar kolay değildir.

    Çocukların gelişim süreçleri içinde en önemli ve aileleri en çok zorlayan dönüm noktalarından biri tuvalet eğitimdir. Çocuklarda tuvalet eğitimine başlamak için belirlenmiş kesin bir yaş yoktur. Kesin olan tek şey; çocuğun yeterli bedensel ve bilişsel olgunluğa ulaşmasını beklemek gerektiğidir. Bu olgunluğa ulaşmamış çocuklara verilecek tuvalet eğitimi ise, eğitimden çok zorlama olacaktır. Yetişkin yaşlarında karşılaşılan çeşitli davranış sorunlarının en yaygın nedeni de bu zorlamalardır. Özgür Bilge Eğitim ve Danışmanlık Merkezi’nden Psikolog Serap Duygulu: “Kalıcı bir tuvalet eğitimi için çocuğun, yeterli düzeyde kas kontrolüne sahip olması gerektiğinden eğitim verilirken kesinlikle zorlama ve baskı yoluna gidilmemelidir. Aksi takdirde çocuklarda ileri yaşlarda alt ıslatma, uyum ve davranış bozuklukları görülebilir.”diyor ve bu eğitime başlamanın mümkün olabileceği düşünülen yaş aralıkları olduğunu söylüyor.

    Çocuk tuvalet eğitimine ne zaman hazır olur?
    20 aylık bir çocuk, fiziksel olarak tuvalet eğitimine hazırdır. Bazı çocuklar yeterli olgunluğa 18 ay civarı ulaşırken bazı çocuklar için bu iki yaş civarı olabilir. Tuvalet eğitimine başlamayı düşünen ebeveynler açısından çocuktaki davranışları gözlemlemek ve doğru değerlendirmek için Psikolog Serap Duygulu’dan önemli ipuçları aldık. İşte çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olup olmadığını anlamanın yolları:

    • Çocuk, tuvalet ihtiyacını daha uzun aralıklarda gidermeye başlamışsa,

    • Birkaç saat süresince bezi kuru kalabiliyorsa,

    • Altı kirlendiğinde rahatsız oluyorsa,

    • Kendini ifade edebiliyor ve basit talimatları anlayabiliyorsa,

    • Belli sürelerle ve sıkılmadan oturabiliyorsa,

    • Tuvalet ihtiyacı duyduğunda bunu mimikleriyle, duruşuyla veya sözel olarak ifade etmeye başlamışsa, çocuğun yeterli kas kontrolünü kazandığı düşünülebilir.

    Sonuç almak için, tutarlı davranın
    Tuvalet eğitimi, diğer eğitimlerden farklı bir şartlanma sistemidir. Bu eğitimle çocuk bedeninin kontrolünü beyni vasıtasıyla gerçekleştirir. Bu nedenle, zihinsel olgunluk da bedensel olgunluk kadar önemlidir. Tuvalet eğitimine başlamaya karar vermek eğitimin kendisi kadar önemlidir. Bir kez başlanmalı ve yapboz tahtası gibi bırakılıp tekrar başa dönülmemelidir. Çocuğa tuvalet alışkanlığı kazandırmanın temel kuralı, kararlı olmaktır. Psk. Serap Duygulu: “Eğitim sırasında karşılaşılan sorunların asıl kaynağı ebeveynlerin yanlış tutumlarıdır. Aileler, gün içinde çocuklarına bez bağlamazken geceleri bez bağlayarak uyutmaktadırlar. Gerekçe olarak da bu alışma döneminde çocuğun uyku düzeninin bozulmasını gösterirler. Oysa bu şekilde başlanmış tuvalet eğitiminin çocuğa verdiği mesaj şudur: ‘Gündüz altına yapmamalısın ama gece yapabilirsin.’ Bu mesajı alan ve böyle şartlanan çocuğa kalıcı ve doğru tuvalet alışkanlığını kazandırmak neredeyse imkânsız hale gelir. Gündüz temiz kalmaya alışmış çocuğa ikinci bir eğitimle gece de temiz kalması gerektiğini öğretmek çocuk için kafa karıştırıcı ve zorlayıcıdır. Hâlbuki eğitime gece ve gündüz temiz kalmak amacıyla tek bir aşamada geçilmelidir. Ebeveynler için gece çocuğu tuvalete kaldırmak, uykusunu açmak zordur ama sistem bir kez oturduktan sonra hiç sorun yaratmadan düzene girer.” diyor.

    Dikkat edilmesi gereken kurallar
    Tuvalet eğitimine geçerken işleri kolaylaştırması açısından dikkat edilmesi gereken bazı kurallar vardır. Örneğin yatmaya hazırlanan çocuğa çok sulu gıdalar vermemek, aşırı hareketliliği engellemek ve uykudan önce tuvalet ihtiyacını gidermek önemlidir; ayrıca, gece belli bir saatte çocuğu tuvalete kaldırmak gerekir. Örneğin; saat 21.00’de uyumuş olan çocuğu gece 12.00 – 01.00 sıralarında tuvalete kaldırmak ve mutlaka uyanık olmasını sağlamak şarttır. Ebeveynler, çocuğun uykusunun kaçacağını ve uyumakta zorlanacağını düşünebilirler. Ancak bu tamamen yanlış bir inanıştır. Herhangi bir sağlık sorunu olmayan çocuklar çok çabuk derin uykuya geçebilirler. Dikkatli aileler, çocuk uyumakta iken tuvalet ihtiyacının olup olmadığını iyi bir gözlemle fark edebilirler. Böyle bir durum söz konusu olduğunda uyuyan çocuk huzursuzlaşır, çok sık kıpırdar, yatakta döner. Bu tarz bedensel ifadeler önemli ipuçlarıdır ve tuvalete kaldırmak için uygun anlardır.

    Altını ıslattığında çocuğunuza kızmayın
    Tuvalet eğitimi sabır ve emek isteyen bir iştir. Bu eğitimin gereklerini hemen yerine getirmesini beklemek çocuk açısından ciddi bir baskı olacağından aileler teşvik için, küçük ödülleri pekiştirme aracı olarak kullanabilirler; ancak çocuğa asla kızmamak, işi aceleye getirmemek, çocuğu kınamamak konusunda olabildiğince dikkatli davranmak gerekir. Unutmayın; çocuk ilk ciddi eğitimini tuvalet eğitimi olarak alır ve hemen hemen bedeninin bütün işlevleri işin içindedir. Dikkatini toplamak, vücudundan gelen sinyalleri önce anlamlandırmak sonra da değerlendirmek, bu sinyallere göre tepki vermek ve ebeveynlerden yardım istemek gibi çok karmaşık bir işlemler zincirini öğrenecektir. Hem zihinsel hem de bedensel olarak bir kontrol sağlama mekanizmasını oturtmaya çalışmak göründüğü kadar kolay değildir. O nedenle altını ıslattı diye çocuğunuza kızıp bağırmadan önce bu karmaşık sistemi bir kez daha düşünmelisiniz; bu alışkanlığı kazanırken kuru kaldığı her an aslında ödüllendirilmesi gereken bir zaferdir.

    Bir diğer konu da tuvalet eğitimi sırasında kullanılacak malzemelerin seçimidir. Bu seçimi mümkünse çocukla beraber yapmak ve onun beğendiği renk ve model seçimine dikkat etmek gerekir. Aileler ve çocuk açısından getirdiği kolaylıklar göz önüne alındığında klozet üzerine oturtulabilen merdivenli çocuk klozetleri çok işlevseldir. Çocuk kendi kendine çıkabilir, pantolonunu indirip kendi başına oturabilir. Böylece çocuğunuz sadece size bağımlı olmadan önemli bir iş başarmanın mutluluğunu da yaşar. İşi kolaylaştıracak bir diğer yöntem, bu eğitim sırasında çocuğun gözlemleyeceği uygun bir model sunmaktır. Bu model anne ya da baba veya abi abla gibi aile bireyleri olabilir ama model olacak kişi mutlaka çocukla aynı cinsiyette olmalıdır. Çocuk modelle beraber tuvalete gitmeli ve onu izlemelidir. Bu gözlem, sözle anlatılamayacak pek çok talimatı anlamasını kolaylaştıracaktır çünkü çocuklar gördükleri değişik davranışları yapma eğilimindedirler. Dolayısıyla böyle bir modellemenin ardından hevesle aynı davranışı yapmak isteyecektir.

    Çocuğunuzu teşvik edin
    Bezi bıraktırmadan önce çocukla alış verişe çıkmak, cinsiyetine göre seveceği renkli, desenli iç çamaşırları almak çocuğu da işin içine katacağından onun için teşvik edici olacaktır.
    Aynı şekilde bez ilk defa çıkarıldığında ve çamaşırlar ilk kez giyilmeye başlandığında bu eğlenceli bir tören haline getirtilmelidir. Yakın aile bireyleriyle bu olayı paylaşılmalı, çocuğun yanında onu özendirecek ve heveslendirecek bir dille anlatılmalıdır. Çocuğa artık abi/abla olduğunu söylemek, kirli bezlerle dolaşmaktan kurtulacağını, aynı annesi/babası gibi büyüdüğünü ifade etmek önemlidir. Tuvalet eğitimi sırasında ortamdaki psikolojik şartlar da dikkate alınmalıdır. Bu eğitime başlandığı sırada aileye katılan yeni bir kardeş, anne baba arasındaki sorunlar, ayrılıklar, çevre değişimi, kreşe başlamak gibi faktörler çocukta olumsuz etkilere sebep olacaktır.

    Tuvalet eğitimi için ideal yaş nedir?
    Tuvalet eğitimine erken başlamak ya da 4 yaş ve sonrasına bırakmak yanlış bir tutumdur.

    Erken başlanmamalıdır çünkü çocuk yeterli kas kontrolünü kazanmış olsa da zihinsel olgunluğa henüz ulaşmamış olduğundan neyi niçin yaptığını anlayamaz. Bu da çocukta ters tepkiye yol açarak eğitimi reddetmesine ve işlerin çıkmaza girmesine neden olur. Bu alışkanlığı kazandırmak çok uzun bir zaman alır. Eğitim için çok geç de kalınmamalıdır. Çünkü uzun dönemde kabızlık, altına kaçırma gibi fiziksel sorunlarla davranış ve uyum problemleri ortaya çıkabilir. Ailenin bu konuyu eğitimden daha çok çocuğu baskı altına alarak bir sorun haline getirdiği durumlarda çocuk özellikle direnç geliştirerek altına kaçırmaya başlayabilir.

    İşinizi kolaylaştıracak yöntemler
    Tuvalet eğitimi, aynı zamanda bir disiplin eğitimi olduğundan, ciddiye alınmalı ama baskı ve zorlama olmamalıdır. Bazı durumlarda bu eğitimi vermek ciddi bir sorun haline gelebilir. Gündüz kuru kalabilen çocuk gece ısrarla altını kirletmeye devam edebilir ya da hem gece hem gündüz aralıklarla alt ıslatma sürebilir. Burada farklı yöntemler uygulamak gerekir. Bilinen en geçerli yöntem, takvim yöntemidir. Bu yöntemde çocuğu da işin içine aktif olarak katmak ve ödüller kullanmak esastır. Anne ve babayla birlikte çocuğun renkli boya kalemleri kullanarak bir takvim yapması ya da onun da ilgisini çekecek hazır takvimlerden alınması sağlanabilir. Burada işleyiş bulutlu ve güneşli günleri simgeleyen özel yapışkanlı etiketler kullanılarak takvimde işaretlemeler yapılması yöntemine dayanır. Uygulamaya başlamadan önce çocuğa bu oyun anlatılarak onun da katılımı teşvik edilmeli ve gerçekten de bir oyun haline getirilmelidir. Gündüz tamamen kuru kalmayı başaran çocuk güneşli etiketi takvimde o günü belirten yere yapıştırır. Aynı şekilde gece boyunca kuru kalmışsa sabah olduğunda güneşli etiketi yine o günü ifade eden yere yapıştırır. Kuru kalmayı başaran çocuğa önceden belirlenmiş ödüller verilmelidir. Bu davranışı kalıcı olarak kazanmasında ödüllendirmek önemli bir pekiştireçtir. Ancak kuru kalmayı başaramamış ise bu defa bulutlu etiketlerden birini o günün üzerine yapıştırır. Bu çocuk açısından üzücüdür ama aynı zamanda psikolojik olarak kendini kontrol etmeyi öğrenmesini kolaylaştıracaktır. Aile altını ıslatan çocuğa asla ve asla kızmamalı ve bu davranışından ötürü kınamamalıdır. Durumun aslında normal olarak karşılanması çocuğun kendini rahat hissetmesini de sağlar. Öte yandan aile çocuk altını ıslatmadığı zaman tam tersine ödüllendirmeli o gün o çocuğun istediği bir aktivite yapılmalıdır. Çocuk eğitiminde temel kural olumsuz davranışları vurgulamamak ve üzerinde durmamak ama olumlu olan her davranışı ödüllendirmektir. Ödüllendirmekten kastedilen mutlaka maddi bedelleri olan şeyler değildir. Beraber bir oyun oynamak, birlikte parka gitmek, renkli balonlar, kalem, kitap gibi küçük sürprizler büyük etkiler yapar.

    Alt ıslatma sorunu
    Yapılan araştırmaların ortaya koyduğu bir başka sonuca göre ailenin ilk çocuklarında alt ıslatma daha sık görülmektedir. Özellikle erkek çocuklarında görülme sıklığı daha fazladır ve yaş olarak 9 – 10 yaşlara kadar uzayabilmektedir. Tüm bunların dışında çocukların 5 yaşına kadar alt ıslatma sorunu yaşadıkları ve bunun da sürekli olmadığı durumlarda normal karşılanması gerektiği unutulmamalıdır. Çocuk tuvalet alışkanlığını kazandıktan sonra ve her şey normal giderken geri dönüşler yaşanabilir. Bu durumda ortamdaki stres faktörleri gözden geçirilmeli ve sorunun nerden kaynaklandığı doğru saptanmalıdır. Bazen, ortada hiçbir neden yokken olabilen bu geri dönüşler çocuğun ilgi çekme ihtiyacından veya anneye daha yakın olma isteğinden kaynaklanabilir. Tuvalet alışkanlığını kazanmış bir çocuk, birçok ihtiyacını kendi başına giderebilir ve artık bağımsız hareket edebilir. Bu nedenle ailelerin eskiye oranla aşırı koruyuculuğu, kontrolü ortadan kalkmıştır. Artık pek çok şeyi kendi başına yapabilme becerisini kazanması aslında çocuğun özgürleşmesi anlamına da gelmekte ve ebeveynlerin ilgisi giderek başka yönlere kaymaktadır. Çocuk bu ilgi eksikliğini fark ettiği zaman tekrar bebek gibi davranarak kaybolan ilgiyi üzerinde toplamak ister. Bu geri dönüşler sırasında, yine sabırlı, kararlı ve ilgili olunmalıdır. Çocuk bu yolla hala sevildiğini ve değer verildiğini bilmek ister. Biraz daha ilgi, birlikte yapılan küçük oyunlar onu rahatlatacak ve bu dönemler çok fazla sorunla karşılaşılmadan atlatılacaktır. Ortada gerçek bir sorun yoksa bunlar küçük kazalar ve geçiş dönemleri olarak görülmelidir. Ancak, bazen gerçekten de fiziksel nedenlerden kaynaklanan alt ıslatmalar görülebilir. Bu fiziksel sorunları eğitim sırasında karşılaşılan ve normal olan alt ıslatmalarla karıştırmamak için dikkatli olmak gerekir. Bu açıdan uzayan tuvalet eğitimleri önemlidir. Bütün çabalara ve aradan geçen uzun sürelere rağmen hala kalıcı bir tuvalet alışkanlığı kazanamamışsa başka organik sebepler düşünülmelidir. Sindirim ve boşaltım sistemlerinden kaynaklanan pek çok sorun bu dönemlerde anlaşılamadığında ilerde ciddi problemler olarak ortaya çıkabilir.

    Temizlik eğitimine önem verin...
    Tuvalet eğitimi sırasında ihmal edilmemesi gereken bir diğer konu bu eğitimle beraber temizlik alışkanlığını da kazandırmaktır. Aynı şekilde tuvaleti kullanmayı öğretmek de bu eğitimle beraber kazandırılacak bir alışkanlıktır. Tuvalet kâğıdını kullanmayı öğretmek, sifonu çekmeyi göstermek, ellerini yıkamasını sağlamak gibi işlemler bir bütün olarak verilecek eğitimi oluşturmaktadır. Çocuklar suyla oynamayı severler. Bu ilgileri doğru kullanıldığında tuvalet alışkanlığını kazandırmak daha kolay ve zevkli bir oyun haline dönüştürülebilir. Tuvalet ihtiyacını giderdiği her sefer suyla, sabunla oynamasına izin vermek çocuğun isteyerek ve severek tuvaleti kullanmasını sağlar. Doğru ve kararlı bir eğitimde çocuk, kısa bir süre sonra bu alışkanlığı kazanacaktır. Arada küçük kazalar olsa bile genel olarak gün içinde ve gece uzun sürelerle kuru kalmayı başarabilmelidir.Ancak, ısrarla altına kaçıran bir çocukta başka fiziksel ya da psikolojik sorunlar olabileceği göz önünde bulundurulmalı ve konuyla ilgili uzmanlardan yardım istenmelidir.Bir sorun varsa bile bunun erken yaşlarda fark edilerek tedavi edilmesi çocuk ve aileler açısından ileride sorun yaşamamaları bakımında çok önemlidir.

    Bilinmelidir ki çocukların çoğu, ilk 4–5 yıl içinde tuvalet eğitimiyle ilgili olarak az ya da çok sorun yaşar ve yaşatırlar. Eğer bir sağlık sorunu söz konusu değilse sabırlı, ilgili ve sevecen bir yaklaşımla tüm sorunlar halledilebilir.

  10. #20

    Standart

    Çocuğunuz altını ıslatıyorsa...


    İdrar kaçırma hem çocukları hem de aileleri rahatsız eden bir sorun. Uzmanlar gece idrar kaçırmalarında eşlik eden nörolojik ya da üriner bir sorun yoksa tedavi için 7 yaşına kadar beklemeyi öneriyor. Ancak her durumda ailelerin yapması gereken çocuğa sabırla yaklaşmak ve asla cazalandırma, suçlama gibi rahatsızlığı daha da komplike hale getirecek davranışlar içine girmemek

    İdrar kaçırma yani tıbbı adıyla enüresiz, çocuklarda karşılaşılan en önemli üriner sistem sorunlarından biri olarak gösteriliyor. Milattan önce 1500'lü yıllardan beri kullanılan enüresiz terimi "gündüz ya da gece yatağını veya elbiselerini istemsiz olarak ıslatmak" olarak tanımlanıyor. Enüresiz aslında çok çeşitli hastalıkların yol açtığı ortak bir semptom. Ama pratikte gece ve gündüz idrar kaçırma olarak iki gruba ayrılıyor. Genel olarak idrar kaçırma sorunu ile gelen hastaların dörtte üçünde gece idrar kaçırma sorunu gözleniyor.

    İdrar kontrolü çocuğun büyümesine paralel olarak sağlanıyor. Örneğin 2 yaşındaki çocukların yüzde 25'inde gündüz idrar kontrolü sağlanırken, bu oran 4 yaşına gelindiğinde yüzde 98'lere kadar çıkıyor. Peki idrar kaçırma ne zaman sorun olarak kabul edilip, tedavi edilmesi gerekiyor? Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz Acıbadem Hastanesi Bakırköy Pediyatrik Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Salim Çalışkan, 5 yaşından büyük çocuklarda istemsiz olarak idrar kaçırma mevcutsa bu durumun sorun olarak ele alınması gerektiğini söylüyor.

    Gece ve gündüz olmak üzere iki şekilde görülen idrar kaçırma sorununun farklı şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Salim Çalışkan her iki durumda da ailelerin sabırlı davranması gerektiğinin altını çizerek şu bilgileri veriyor:

    Gündüz idrar kaçırma biraz daha karışık ve çok ayrıntılı tetkik ve tedavi gerektiren bir grup hastalık. Bu sorunu yaşayan çocuklarda özellikle 2 yaşından sonra dikkat edilmesi gerekiyor. Çok çeşitli nedenleri olabilen gündüz idrar kaçırma ciddi bir durumun belirtisi olabiliyor. Başta gelen nedenlerinden biri, mesaneye gelen sinir liflerinin mesaneyi yeteri kadar idare etmemesi. Daha az ciddi olmakla birlikte üzerinde durulması gerektiren bir başka neden mesanenin fonksiyon bozukluğuna bağlı olarak idrar kaçırmanın yaşanması. Bu durum da önemli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabileceği için dikkate alınması gerekiyor. Gece ve gündüz idrar kaçırma sorununu birlikte yaşayan çocukların da yine sadece gündüz bu sorunu yaşayan çocuklardaki gibi daha ayrıntılı incelemeye tabi tutulması gerekiyor. Hastanın çok iyi bir taramadan geçirilerek, herhangi bir nörolojik tutulumu olup olmadığının kontrol edilmesi dikkat edilmesi gereken bir başka noktayı oluşturuyor.

    Gece idrar kaçırma (Enüresiz nokturna) çok daha yaygın olarak gözlenen bu sorun genelde çok fazla inceleme yapmayı gerektirmiyor ve zaman içinde pozitif sonuçlara ulaşılabiliyor. Sorun ya tedaviyle gideriliyor, ya da kendiliğinden geçiyor. Bu tip idrar kaçırma biraz sabır gerektiriyor ama ileride kalıcı bir soruna neden olmuyor.

    Gece idrar kaçırma ne zaman sorun olur?

    Aslında 5 yaşından sonra çocukların yüzde 8'i idrar kaçırabiliyor ve bu durum da normal olarak kabul ediliyor. Çünkü idrar kaçırarak doğuluyor ve zamanla mesane kendini topluyor. Bazı çocuklarda bu fonksiyonun yerine gelmesi biraz geç oluyor. Bu süreci yaşla sınırlamak zor olmakla birlikte pediyatristler 5 yaşı sınır yaş olarak kabul ediyor. Mesanenin kendini toplaması 5 yaşından sonraya kaymışsa bu aşamada enüresiz nokturnadan söz edilebiliyor. Prof. Dr. Çalışkan, sadece gece idrar kaçırma yaşayan çocukların tedavisi için 7 yaşına kadar beklenebileceğini ancak bu noktada ailelerin sabırlı davranmaları gerektiğini belirterek, "Sorun en geç 8 yaşında geçmediyse bu çocukların tedavi edilmeleri gerekiyor. Çünkü bu dönemden sonra hasta üzerinde bir takım psikolojik sorunların ortaya çıkmasına neden olabiliyor" diye konuşuyor.

    Erkek çocuklar daha şanssız

    Erkeklerde, kız çocuklara oranla iki kat daha fazla görülen enüresiz nokturnanın ortaya çıkmasında genetik faktörler de son derece önemli bir ayrıntıyı oluşturuyor. Bu nedenle çocuğun anne ve babası daha önce bu sorunu yaşamışsa yaklaşım da değişiyor. Ebebeveynleri enüresiz nokturna geçirmiş çocukların aynı sorunla karşılaşmalarının beklenen bir sonuç olduğunu hatırlatan Prof. Çalışkan genetik yatkınlık oranlarına ilişkin şu bilgileri veriyor: "Gece idrar kaçırma hem annesinde hem de babasında olan çocukta bu sorunun ortaya çıkma oranı yüzde 77 civarında gerçekleşiyor. Sadece babada olduğunda bu oran yüzde 44, tek başına annesinde yaşanmışsa bu oran yüzde 15 civarında oluyor. Bir noktanın altını çizmek istiyorum ki her ne kadar problem kendiliğinden geçebilse ya da tedavisinde yüz güldürücü sonuçlara ulaşılsa da enüresiz nokturnanın bazı alt tiplerinde çok daha dikkatli olmak gerekiyor. Eğer gece idrar kaçırma ile birlikte idrar yolu enfeksiyonu varsa, bu çocuklarda kabızlık, gece horlaması gözleniyor ve idrarını tutmada zorlanıyor ve sıkışma hissi duyuyorsa daha dikkatli davranılmasında yarar var. Eğer çocuklarda bu belirtiler bulunmuyorsa ve ailesinde de idrar kaçırma öyküsü yaşanıyorsa biz daha rahat ediyoruz. Bu duruma ise monosemptomatik enüresiz nokturna deniliyor. Yani sadece gece idrar kaçırma dışında başka bulgusu olmayan hasta olarak ele alıyoruz ve yaklaşımımız değişiyor. O zaman çocuğa uygulayacağımız tetkikler daha az oluyor."

    Aileler genellikle hekimlerin karşısına yılgın bir şekilde geliyor. Çocukların yaşadığı bu sorun aileyi ve özellikle de anneyi çok rahatsız ediyor. Prof. Dr. Çalışkan, ailelerin sorunun psikolojik olduğuna dair düşüncelerinin tedavinin gecikmesine neden olabileceğini söylüyor. Doğuştan gelen idrar kaçırma probleminin psikolojik olmadığının altını çizen Prof. Çalışkan şu bilgileri veriyor: "Doğuştan idrar kaçırma sorunu olmamasına rağmen 5-6 yaşında birdenbire bu sorunu yaşamaya başlayan bir çocukta neden psikolojik olabiliyor. İkincil enuresiz nokturna olarak ifade ettiğimiz bu durumda psikolojik etkenlerin rol oynadığını görüyoruz. Örneğin yeni bir kardeşin doğuşu ya da anne baba arasında yaşanan sorunlar çocuğun birdenbire idrar kaçırma sorunu yaşamasına neden olabiliyor."

    Ailelerin yaklaşımı nasıl olmalı?

    Gece idrar kaçırma probleminin üstesinden gelmek için ailelere çok önemli görev düşüyor. Aileler olayın psikolojik olduğuna inandıkları için korkutma ya da cezalandırma gibi bir takım yöntemlerle geçebileceğini düşünebiliyor. Prof. Dr. Çalışkan bu yaklaşımın son derece yanlış olduğunu ve olayı çok daha komplike hale getirdiğine dikkat çekerek şu bilgileri aktarıyor

    "Çocukların hiçbir suçunun olmadığının ailelere anlatılması gerekiyor. Ailelerin cezalandırma yöntemini kullanmaları ise çocuklar üzerinde çok büyük bir baskı yaratıyor, kendilerine güvenlerinin kaybına yol açıyor. Çocuklar bunu isteyerek yapmıyor, zaten mahcup durumdalar ve ellerinde olsa yapmayacaklar. Her sabah kalktıklarında karşılaştıkları manzaradan hoşlanmıyorlar. Üzerine anne ve babalarının tepkilerini alınca hem çok mutsuz oluyor hem de özgüvenlerine zarar geliyor. Enüresiz cezalandırılarak çözülecek bir sorun değil, aksine durum daha komplike bir hale geliyor."

    Prof. Dr. Çalışkan'ın verdiği bilgiye göre, 5 yaşından sonra da devam eden gece idrar kaçırmaların yüzde 50?si 8 yaşına kadar kendiliğinden düzeliyor. Bu nedenle aileler hekime başvurduklarında öncelikle onlardan beklemeleri öneriliyor ve sabretmeleri tavsiye ediliyor. Prof. Çalışkan şöyle konuşuyor: "Eğer çocukta herhangi bir nörolojik bozukluk yoksa, idrar yolu enfeksiyonu ve idrar yollarında herhangi bir anormallik yoksa yani monosemptomotik enüresiz nokturna ise bu çocukta kendine güven yıkımı dışında önemli bir sonucu olmaz. Ancak, bahsettiğimiz bu sorunlar varsa çok daha dikkatli davranmak ve ayrıntılı tetkikler yapmak gerekir. Enüresiz nokturnanın belli bir yaştan sonra kendiliğinden geçme ihtimali azaldığı için 8 yaşına kadar geçmediyse mutlaka tedavi edilmelidir."

    Tedavi yaklaşımları

    Uygulanan farklı tedavi yaklaşımları ile başarılı sonuçlara ulaşılabiliyor. Öncelikli olarak yapılması gereken çocuğun akşam sıvı alımının azaltılması. Prof. Dr. Çalışkan bu noktada aileleri uyararak, akşam sıvı azaltılması adına çocuklarda tüm gün sıvı kısıtlamasına gidilmesinin yanlış bir yaklaşım olduğunu söylüyor. Prof. Çalışkan, gündüz alınan sıvı miktarının artırılıp, akşam 5'ten sonrasında alınan miktarın azaltılmasının etkili olduğa dikkat çekerek, ayrıca çocuklara kola gibi idrar söktürücü içecekleri vermenin de sakıncalı olduğuna işaret ediyor.

    Farmakolojik tedavi: Tedavide birkaç yaklaşım söz konusu. En çok kullanılanı bu çocukların bir bölümünde eksik olduğu gözlenen antidiüretik hormonun çocuklara verilmesi. Antidiüretik hormon idrar miktarını azaltıyor, yani atılacak sıvının böbreklerden geri emilimini artırıyor ve idrar miktarını etki süresi boyunca azaltıyor. Bu hormon çocuklara gece verildiğinde çocuğun gece kuru kalması sağlanabiliyor. Bu aileler açısından hoş ve etkileyici bir yaklaşım olmakla birlikte tedavi edici bir yanı bulunmuyor. Yani antidiüretik hormonun verilmesi kesildiği anda, asıl neden ortadan kaldırılmadığı için sorun kaldığı yerden devam ediyor. Her ne kadar hekimlerin pek tercih etmediği bir tedavi olsa da, etkili ve ani çözümlere kısa zamanda ulaşılması nedeniyle aileleri etkilemeye yetiyor.

    Alarm yöntemi: Tedavideki ikinci bir yaklaşım alarm uygulaması. Biraz zahmetli olduğundan aileler tarafından pek benimsenmiyor, bu nedenle hasta uyumu çok başarılı olmayabiliyor. Prof. Çalışkan yöntemi şöyle özetliyor: "Çocuğun çamaşırına ucu bir alarm saatine bağlı prop yerleştiriliyor. Çocuk altına yaptığında alarm çalıyor ve çocuk uyanıyor. Bir çeşit öğrenme yöntemi olan alarm tedavisinin başlangıcında çocuk hemen uyanamayabiliyor, çünkü bu çocukların uykuları biraz ağır oluyor. Ancak tedavinin ilk aşamasında olunduğu unutulmamalı. Tedavide ısrar edilirse günler geçtikçe yavaş yavaş çocuk alarm çaldığında uyanmaya başlıyor. Birkaç ay içerisinde ise çocukta şartlı refleks gelişmiş oluyor ve uykusunda "çiş kaçırmak üzere iken şimdi alarm çalacak ve ben uyanacağım" demeye başlıyor ve artık altını ıslatmadan uyanmayı öğreniyor. Israrlı bir şekilde devam edildiği taktirde en etkili tedavi alarm tedavisidir. Çünkü tedaviden sonra tekrarlama olasılığı daha düşüktür."

    Tedavi süresince anne ve babanın sürekli çocuğun yanında olması ve alarm çaldığında da hemen kalkıp çocuğa yardımcı olması gerekiyor. Uzun dönemde zahmetli bir uygulama olması nedeniyle, tedavi uyumu sağlanamayan ailelerde farklı tedavi alternatiflerine geçmek gerekiyor. Bu süreçte ihtiyaç duyulursa psikiyatrik destek almak yararlı olabiliyor.

Sayfa 2 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]