Prof.Dr. Fatih KARAHİSARLI
Sık karşılaştığımız hâdiselerden biri, en basitinden en kompleksine kadar problemlerin çözümüdür.

Problem, çözüme kavuşturulması gereken bir durumdur. Bir matematik problemini çözmek, bir hastalığı tedavi etmek, bir hâdiseyi analiz ederek çözüme kavuşturmak, benzer dinamikleri usûl ve üslûbunca kullanarak bir sonuca varmak, konuyla ilgili aynı doğrultudaki çalışmalardır.

Problemi tanıma

Problemlerin çözümünde başlangıç noktası, problemi iyi tanımak ve anlamaktan geçer. Burada bir usûl karşımıza çıkar. Bu usûl; problemi tanımak, bir çözüm metodu uygulamak, çözülme durumunu pratiğe dökmek ve en sonunda da neticeye ulaşmaktır.
Problemi tanıma, tıpta anamneze karşılık gelir. Hastanın derdi dinlenir ve daha sonra da tahmin edilen hastalıkla ilgili sorular sorularak, hastalığa teşhis konur. Bu safha önemlidir. Bundan hemen sonra teşhise yönelik, gerekli olan tahlil ve tetkikler yapılır. Sosyal problemlere yaklaşırken de, hâdiseleri incelemek, soruşturmak, bunların tam bir fotoğrafını çekmek büyük önem arz eder. Bu fotoğrafta sadece belli bir durum veya hâdise değil, ilgili diğer hususlar da araştırılır. Bu safhaya durum muhakemesi de denir.

Çözüm yolu

Bundan sonraki safha çözüm yoludur. Bu da, kişi ve kurumların bilgi ve tecrübe seviyelerine bağlıdır. Hangi problemde, hangi metot gerekir, ilk karar verilmesi gereken budur. Her problem çözümünün bir usûlü vardır. Bu metotlar karıştırılacak olursa, problem çözülemez.
Problem çözmek, bilgisayardaki bekleme, yazdırma, işlem yapma gibi modların kullanılmasına benzer. Bizler de problem çözümünde yutma, sabretme, bekleme modlarını sık kullanmalıyız.
Kişi ya kendi problemini çözecektir, ya başkasının problemini çözecektir; ya başkası veya başkaları onun problemini çözecek, ya da başkalarıyla birlikte kendi problemini veya başkalarının problemini çözecektir. Kişi, özellikle kendisini ilgilendiren problemlerin çözümünde, zoraki olarak anlaşma masasına oturursa, problem bu şekilde çözülmüş görülse de, aslında bu bir yanılmadır. Burada aslolan, kişinin öncelikle kafa ve vicdanında bunu çözüme kavuşturmasıdır.
Problem tespit edildikten sonra, çözümü de, hastalıkların tedavisine benzer. Bazı hastalıklar acil tedaviyi gerektirir, bazıları da izlemeye alınır. Sosyal hâdiseler dahil birçok problem bu yollar takip edilerek çözülebilir.

Usûl ve metot

Metot tespit edildikten sonra da, o metodu uygularken, usûl, yani yapılacak işlemlerin sırası ve şekli; üslûb, yani takınılacak tavır ve hareket tarzları dikkate alınır. Yoksa bir problemi çözeyim derken, bu sefer başka problemler ortaya çıkabilir. Problem basit ise, tek kişi çözer, kompleks ise bir grup oluşturulur, bu grubun içinde bir yürütücü ve yardımcıları seçilir.
İşi çözme yolunda harekete geçildiğinde de, bir tümörle ilgili, sadece çıkarılacak hedef kitle dikkate alınarak, çevre dokulara zarar vermeden ve en az kan kaybıyla kitlenin çıkarılması gerektiği gibi, problemler dikkatle çözülmelidir. Problemi çözerken etrafı hırpalamama ve en az zarar, en çok fayda prensibi ile hareket edilmelidir. Gerekirse, problem çözücü ekip dışında, uygun aracılardan da istifade edilebilir. Bu süreçte, verilen sözün tutulması, emniyet ve güven telkin edilmesi, bulunan aracıların doğru adresler olması önem taşır.

Problem çözme esnasında bir bakıma, Japonların, "Keşke bir problem olsa da, çözsem." mantığı ile, bir bulmaca çözme rahatlığı ve neşesi içinde olunarak problemler daha kolay çözülebilir. Çözülemeyen problemler bir yere not edilir, çözüme kavuşturulunca, yeniden bir değerlendirme yapılır; eksiklikler ve hatalar belirlenerek bir daha tekrarlanmamasına dikkat edilir. Bir kere bu rahatlık ve yollar bulununca, bunları uygulayan kişi veya ekipler, problem çözücü insanlar olarak anılmaya ve aranmaya başlarlar.
Problem karmaşık ise, parçalara ayrılarak ve zamana yayılarak halledilmelidir. Yoksa erken doğumlarda küvöze ihtiyaç duyulması gibi, çözümler de yeni müdahaleler gerektirebilir.
Pek tabii, bazı problemlerin istisnaî çözümleri olabilir. Bu çözümler, bir bütün olarak ve çok acil müdahaleler gerektirebilir; oluşabilecek yan etkilerin de hesaplanması gerekebilir.

Problem çözmede genel ilkeler

İstisnalar dışında, problem çözmede genel ilkeler geçerlidir:

- Problemi iyi teşhis, tarif etme ve tanımak,
- Problemin büyüklüğünü ve bağlantılarını ortaya çıkarmak,
- Hangi metodun kullanılacağını tayin etmek,
- Uygun metodu kullanırken, usûl ve üslûba dikkat etmek,
- Problemi parçalayarak çözmek,
- Sabretme, yutma, askıya alma ve bekleme modlarını dengeli bir şekilde uygulamayı bilmek,
- Problemi büyüklük ve özelliğine göre; kısa, orta ve uzun vadede çözmek,
- Nihaî neticeden önce ara çözümler bulmak,
- Problemden ders çıkarma ve bir daha olmaması için tedbirler almak,
- Başka insanlara fikir vermesi açısından, tecrübelerden yararlandırmak bu çözüm yollarını onlara anlatmak ve gerekirse yazmaktır.

Çözüm alternatifleri

Probleme göre çözüm neticeleri de değişiklik gösterebilir; tarafların buna alışması veya hazır olması gerekir:
-Anlaşma veya sulh en güzel çözümlerden birisidir ki, burada karşılıklı fedakârlık söz konusudur,
-Mahkemelerin kesin kararı vermeden önce başka delilleri beklemek için verdiği ara kararlar gibi, ara çözümler olabilir,
-Şahitlerin huzurunda şarta bağlı çözümler olabilir. Bu durumda şartların tam yerine getirilmesi ve bunları takip edip uygulayacak insanların bulunması gerekir. Bu durumda, konuşulan şeylerin kayıt altına alınması büyük önem arz eder,
-Problemin şekline ve büyüklüğüne göre, başka çözüm yolları bulunabilir.

Problemleri birbirine karıştırmama

İnsanın kendisiyle, ailesiyle, yakın çevresiyle, çalıştığı müesseseyle, bütün bir toplumla ve inancıyla ilgili problemleri olabilir. Bunlar kesinlikle birbirine karıştırılmamalıdır. Karıştırılırsa içinden çıkılmaz bir hâl alır.
Vücutta her bir organın yapısı ve çalışması, hattâ fonksiyon bozukluğu kendine hastır. Vücudun sıhhati için organlar birbirlerine yardımcı olur. Hastalık durumunda gereği gibi tedavi yapılmazsa sıçramalar olur. Aynen bunlar gibi, insanın değişik dairelerdeki problemleri, derece ve önemlerine göre farklı çözüm şekilleri gerektirir. Birbirlerine karıştırılmadan, her problem önemine göre, kendi sınırları içinde çözülmelidir. Böyle bir durumda, hem insanın psikolojisi bozulmaz, hem de merdiven basamak basamak çıkıldığından, hedefe daha rahat ve kolay ulaşılır.

Kadere iman

Problemlerin çözümünde, asla unutulmaması gereken şey, kadere imandır. Kadere iman iyi anlaşılmaz ise, insan gerek kendisi ile ilgili problemleri, gerekse diğer insanlarla olan problemleri çözmede zorlanır.
Kedere inanmak önemlidir. Zira Allah şöyle buyuruyor: "Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Olur ki sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olur. Doğrusu Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216)

Problemin ortadan kalkması

Yeter ki taraflar ve aracılar samimi olsun, emniyet ve güven ortamı tesis edilsin; yalan, kayırma ve çıkarcılık işe karıştırılmaz ise, hayatta çözülemeyecek problem yoktur. Hayatta bir tek ihtiyarlığın ve ölümün çaresi yoktur, denir. Aslında, bu iki durum problem değildir; bunlar, Yaratan ile yaratılan arasındaki durumlardandır. Bu durum, âyette şu şekilde ifade edilir: "Her canlı ölümü tadacaktır…" (Al-i İmran, 185). Bir hadis-i şerifte ise, şöyle buyurulmaktadır "Dikkat edin, tedavide kusur etmeyin. Allah, bir hastalık göndermişse muhakkak arkasından tedavi yolunu da göndermiştir. Bir tek hastalığın tedavisi yoktur. O da ihtiyarlıktır."

Problemlerin çözümünde tek yol yoktur. Bize düşen, Allah'ın verdiği akıl, iz'an, ve sabırla gerek kendimizin, gerekse bütün insanlığın problemlerini çözüp, bunun karşılığında elde edilecek rıza ile öbür tarafa gitmeye hazırlanmaktır.