Unesco

2007'yi

Mevlana yılı olarak ilân etmişti. Yılın son faaliyeti

24 Aralık'ta DRUM tarafından düzenlenen gösteriydi. Gösteriden

Zeynep Dereli sayesinde haberdar oldum; kendisine teşekkür ederim.
DRUM (Dialogue

Respect

Understanding through Music)

müzik aracılığı ile diyalog ve müşterek bir anlayışa yönelmeyi amaçlıyor.
"Ellerinizi
barışın ritmi için birleştirin" çağrısı salonda yankılanırken
Fazıl Say aklıma düştü. Piyano virtüözü
Sabri Tuluğ Tırpan'ın Mevlana için bestelediği şiiri

ünlü sanatçı Sertab Erener seslendirdi. Kültürün

değişik toplumları birbirine bağlayan son köprü olduğu vurgulandı.
Ben

sanatı

düşmanlıklar değil

sevgi üreten bir noktada görmek isterim. DRUM'un önderliğinde

Mesnevi'yi müzikle buluşturan Sabri Tuluğ Tırpan da bunu yapıyor. Doğu ile Batı arasında kurulan kültürel köprü

kendi içimizdeki köprüleri yıkmaya çalışan ve insanları
"%70-%30" diye bölen Fazıl Say'ın zihniyetinden ne kadar uzakta.
Sahnede Mevlana'nın meşhur mesajı tekrarlanıyor.
"Gel Her ne isen öylece gene gel..."
Ama bir Fazıl Say çıkıyor

farklı olanı

tıpkı Bekir Coşkun gibi
"Göbeğini kaşıyan adam" diye küçümsüyor. Merak ettim acaba Say

Lütfü Kırdar Kongre Sarayı'ndaki konsere gitti mi? Gitseydi

öğreneceği çok şey vardı.
Dünya nimetleri yerine gönül zenginliğine kavuşmanın yolunu gösteren Mevlana'dan birkaç cümle:
"Ey oğul
bağı çöz
özgür ol. Ne zamana kadar altına gümüşe bağlı kalacaksın? Denizi testiye döksen ne kadar alır? Bir günlük kısmet. İhtiras sahiplerinin göz testisi dolmaz."
Mevlana

bu görüşleri ifade ettiği için

evrenselliğe ulaşıp

800 yıl yaşayabiliyor. Fazıl Say

kendisini

sığ bir tartışmanın parçası haline getirip

evrenselliğini yitirdiğinin farkına varmıyor mu acaba?