Tekil Mesaj gösterimi
Alt 01-09-2007, 02:02 PM   #7 (permalink)
ABYSS
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

Mengüçoğulları


Danişmentliler’le Selçuk oğullarının bozuşmalarından ve boğuşmalarından üçüncü bir defa olarak faydalanmayı kaçırmayan imparator Manuel Komninüs Trabzona gönderdiği kuvvetli bir orduyu oradan harekata geçirerek 100 yıldan beri Türkler elinde ulaştı ve bütün öcünü buradan aldırdı.

Bizans ordularının canavarlıklardan kurtulan halk Erzincandaki Mengüçler devletinin dördüncü hükümdara Fahrettin Behramşah’a sığındılar yurtlarının düşman elinden kurtarılmasını ve kendi yönetimi altına kabullerini rica ettiler.

Behram Şah da gereken yolculuk ve savaş hazırlıklarını gördükten ve sınırlarının dört yönünü sağlama aldıktan sonra aaagune’ye karşı harekata geçti ve ordusuyla Avutmuş önlerine kadar geldi. Burada karargah kurarak Bizans’lıları sargıya aldı. Savaş ve sargı çok uzun sürdü ise de sonunda Bizanslılar teslim olmak zorunda kaldılar. Bu suretle Ş.Karahisar bir daha yabancılar eline geçmemek şartılya düşmanlardan temizlendi. Fahrettin Behram Şah burayı aldıktan sonra mevcut kalenin koruma ve korunma bakımından elverişli olmadığını anlayarak bu kalenin yıkılmasını ve şimdiki kasabanın bulunduğu yerde mevcut bulunan Hacıkayası adında ki yeni teşekkül etmiş bulunan taş üzerine bir kale kurulmasını karargah yapılan yere bir saray ve Rumlarla dövüşülen yerlere de bir cami ve bir zaviye yapılmasını emrettikten ve bunların beyliğine oğlu Muzafferüddin Mehmet’i bıraktıktan sonra Erzincan’a döndü. 1184 (580)

Muzafferriddin Mehmet babasından aldığı buyruk ve talimat üzerine kısa bir zamanda bu eserleri gösterilen yerlere yaptırdı kale kapısının üzerine bir kitabe koydurdu ve bu kitabenin her iki yanına eski Türklerde kudretli aliye sembolü telakki edilen Akbaba resimleriyle süsledi.

Hacı kayası üzerinde kurulmuş olan bu kalenin en yüksek noktasına dört kat üzerine bölünmüş büyük bir kule ve bir saray yaptırıldı.

Kurulan bu kulenin üçüncü katı kale beyine mahsus bir cami halinde yaptırıldı ve buraya bir mihrap ve mihrabın her iki yanına Kur’an yazılarını taşıyan taşlar koyduruldu ki bu kulede bu mihrap ve yazılı taşlar hala varlıklarını muhafaza etmektedirler. Yalnız yazılar çok yüksekte olduğu ve bazı yerleri de çendelenmiş bulunduğu için aşağıdan okunamadı.

Yaptırılan Avutmuş camiinin tevliyeti de Esseyyit Mehmet bini Elhac Ömer nesline verilmekle beraber şap maddeleri gelirinden günde beş akça camie on akça zaviyeye tahsis ve bir kısım arazi de vakfedildi. Bu camiin tevliyedi 1813 (1228) de Seyit Mahmut bini Mustafa nam zata devredilmiş olduğunu bildirir beraat zamanının naibi Esseyyit Halil Zihni efendi tarafından kaleme alındı. Gene bu sıralarda Tamzara ırmağından faydalanılarak bugünkü “hasarı” adını verdikleri su arkı açtırılmak suretiyle Kütküt İkioğul ve Biroğul bağlarının temelinin atılmış olduğu da bitekkik anlaşıldı.

1184 (580) den 1225 (622) tarihine kadar babasına bağlı bir şekilde yaşayan Muzafferüddin Mehmet bu tarihte babasının ölümü üzerine aaagune’de erkin olarak yaşamaya başladı ve bununla beraber Erzincan emiri bulunan kardeşi Davut şah ile ve bacısı Turan melek’in kocası bulunan Divriği Emiri Muzafferüddin Ahmet Şahla dost olarak geçinmeyi elden bırakmadı memleketi halkını düzenlik ve rahatlık içinde yaşatmaya çalıştı.

Yukarıda Ş.Karahisar’a gelmiş olduklarını işaret ettiğimiz Türk oymaklarından birçoğunun bunun zamanında Karahisar ve dolaylarına gelmiş ve buralara yerleşmiş oldukları yapılan incelemelerden anlaşıldı.

Trabzon Rum imparatorluğu bunun zamanında ve 1024 (600) de Komninüs soyundan birinci Aleksis tarafından kuruldu. Aleksis Komninüs sınırlarını Türkler zararına genişletmek maksadıyla 1222 (619) tarihine kadar muhtelif tarihlerde ve birçok vesilelerle Ş.Karahisar üzerine akınlarda ve saldırışlarda bulundu ise de bütün bu akın ve saldırı başarı ile defedildi ve Helküne kalesi Trabzon krallığının önünde yıkılmaz bir set yerini tuttu.

Melik Muzafferiddin Mehmet bu sırada hem gelen bu saldırışlara karşı koymak ve hem de düşmanın harekatını izlemek ve kontrol etmek maksadıyla Alucra’nın kovata mevkiinin kalecik semtine bir Kaledere köyüne bir ve Ş.Karahisar’ın İsola Köyü önündeki kalecik mevkiine bir ki; ceman yekün üç kale yaptırmak gereğini ve zorunluluğunu duydu ve bu suretle sınırını daha esaslı bir şekilde emniyet altına almış oldu.

Aynı zamanda hükümetini ve sınırlarını muhafaza hususunda kardeşi ve Erzincan emiri Davut şah’la Amasya emiri Argun ve Erzurum emiri Alaeddin Ali beylerle birçok anlaşma ve birleşme belgeleri yaparak kendi varlığını ve bu varlığa olan gereği komşularına duyurmaya muvaffak oldu.

Alaeddin Ali beyden sonra Erzurum emiri olan Selçuk soyundan Tuğrul beyle birlik olarak Alaeddin aaakubat’ın kardeşi aaakavus aleyhine vuku bulan ayaklanmasına dahi yardım etti.

Bu sıralarda Bizans imparatorluğunun ünlü Komninüs soyundan İsak adında dönme prensin baba İsak adile ünlendiği sahtekarlık ve sihirbazlıkla halkı yanlış yola ve ayaklanmaya çalıştığı ve harekata geçtiği görüldü. Baba İsak’ı Küfrüsudi adile tarihlerde ünlenmiş olan bu dönme Rum prens Amasya’da Baba İlyası Horosanı tekkesine girerek ve onun otorisinden ve saflığından faydalanarak gizlice Tokat Çorum Ş.Karahisar ve dolaylarına gönderdiği adamlarıyla buralarda oturan halkı Horosanlı İlys’a uymaya davet ediyor ve sonradan da kendine bağlıyordu.

İş ortağı bulunduğu olaylardan anlaşılan Konya Selçukilerile veziri azamı Emir Sadettin Köpek soyundan ve kendine uyanlardan birtakım insanların bu sırada Şebinkarahisar’a gelerek Köpekli Karaköy ve yakınlarına yerleştikleri kuvvetle düşünülmekte ve sanılmaktadır. Bu işi sonradan incelemek üzere konumuza geçelim.

1220 (617) de Konya Selçukileri hükümdarı İzzettin aaakavus öldükten sonra onun yerine (Çaşnıgir Seyfettin Mirahor başara (1) ve Bahattin kutluca adlı devlet adamlarından bir kısmı; Erzurum Meliki Muğisüddin Tuğrul Şah’ı bir kısmı Koyluhisar kalesinde hapis bulunan aaakavus’un küçük kardeşi aaaferudun’u öbür kısmı da Malatya’da Münşar kalesinde mahpus bulunana büyük kardeşi Alaaddin aaakubat’ı getirtmek istiyorlardı. En sonra birinci Aladdin Selçuklu hükümdarlığına getirildi sınırlarını güven altına aldıktan ve kendisine suikast yapmak sureti ile Koyluhisarda’ki kardeşi aaaferudun’u getirmek isteyen emirleri ortadan kaldırdıktan sonra Mısır Hükümdarı Melik Kamil’in başkanlığı altındaki birleşik İslam orduları ile çarpışmak zorunda kaldı ve onları yendi.Anadoludaki ufak tefek beylik veya emaretleri ortadan kaldırmayı ve milli bir beraberlik kurulmasına luzum gördü ve bu yolda çalışmalara başladı.

Bu tasarladığı beylikler arasında Erzincan Kemah aaagune ve Erzurum beylikleri de vardı. Aladdin aaakubat’ın düşüncesini anlayan Erzincan emiri Aladdin Davutşah bu düşünceyi önlemek üzere birçok ağır armağanlarla Kayseri’ye gitti ve aaakubadiye sarayında Aladdin aaakubat’la görüşerek erkinliğine dokunulmamak şartı ile kendine bağlı kalacağını bildirdi. Dileği akla yakın görülerek kabul edildi ve iç sıkıntısından kurtularak Erzincan’a döndü.

Fakat Davut Şah aaakubat tarafından verilen sözü kuvvetli olsa gerektir ki geldiği zaman Erzurum Selçukları beyi bulunan ve aaakubat’ın amcası oğlu olan Rükneddin Cihan Şah’la ve İsmailler’in başbuğu Nevmüsliman’la Harzem Hükümdarı Celadedin Mengüberdi ile gizli anlaşmalar yapmak zorunu duydu ve bunları aaakubat aleyhine savaşa teşvika kalkıştı.

Bu olaylardan haber alan birinci Alaeddin aaakubat hazırladığı büyük bir ordu ile Erzincan ve Kemah üzerine yürüdü. Çarçabuk bu beyliklerin bütün kalelerini saldırarak her türlü yardımdan uzak bıraktı.

Gelen kuvvetli hasımla savaş edemeyeceğini anlayan Davut şah bütün yerlerini kendi gönlü ile Alaeddin aaakubat’a teslim etti. 1228 (625)

aaakubat’ta Davut şah’ı çoluk ve çocuğu ile birlikte Konya Akşehrine gönderdi. Burayı ve bu şehre bağlılığın adlı Mezreayı bunlara timar olarak verildi. Davut şah burada yoksulluk içerisinde yaşadı ve öldü.

Fakat Davut Şah’ın düşüncesiz ve hazırlıksız gidişinin cezasını kardeşi aaagune beyi Muzafferüddin Mehmet’te çekmekte gecikmedi.

Alaeddin aaakubat bir taraftan Erzincan üzerine yürüyüşe hazırlanırken öbür taraftan Amasya valisi Mübarüziddin Halife Alp’ı aaagune ve dolaylarına göndererek Muzafferüddin Mehmet’in hal ve gidişini göz altına bulundurmaya memur etmişti.

aaaguneye giden bu kuvvet ilk günlerde Muzaffrüddin Mehmet ordusu ile şiddetli çarpışmalarda bulunmuş ise de çok zeki tedbirli ve kurnaz olduğunu bütün tarihlerce yazılı bulunan Muzafferüddin Mehmet elçileri eliyle yaptırdığı görüşme ve konuşma sonucunda Mürizüddin Halifa Alp’la uyuşmuş ve aaafiyet Alaeddin aaakubat’a bildirilmiş yapılan esaslı ikinci bir konuşmadan sonra gerek kendisinin ve çoluk çocuğun gerekse beyliği yönetimindeki halkın hayat ve malları garanti altına alınmak şartı ile barış yapılmış ve Muzafferüddin Mehmet Akşar beyliğinde bulunan oğlu Süleyman’la öbür oğulları Sivayuş ve Behram’ı ve ev halkını yanına alarak 1228 (625) de aaakubat’ın karşısına varmıştır.

Muzafferüddin Mehmet’in şu hal ve gidişinden ve boş yere Türk kanı akıtmamış olmasından duygulanan duygulanan ve aynı zamanda kendisinin kardeşi aaakavus’la önceden yapmış olduğu savaşlarda Muzafferüddin Mehmet’in kendisine yapmış oluğu yardımları unutmayan Alaeddin aaakubat Şam sınırı içerisindeki Ramman ve Nehrülkali ile eshabı aaafin çıktığı yer olan Erbsoy kasabalarının mülkiyetini ve Kırşehir’in timarını Mehmet beye vermiş ve her türlü vergiden uzak kalmış Muzafferüddin Mehmet’te burada sessiz bir hayat sürerek ölmüştür.

Kendisi bilgin olduğu kadar dürüst gidişli bilginlere ve bilgiye kıymet veren bir zattı. hatta; Selçuk hükümdarı kıyasiddin aaahüsrev onun kızını istediği zaman hükümdarın uygunsuz iş ve gidişler ile uğraştığını söyleyerek onun isteğini kabul etmemiş hükümdar da bu hususta kendisini herhangi bir gönül kıracak harekette bulunmamıştı. En sonunda Muzafferüddin’i aaahusrev gönül ederek kızı ile evlenmeğe ulaşmıştır ki; şu hal ve gidiş Muzafferüddin’in sağlam karakterli bir şahıs olduğunun açık bir örneğidir.

Muzafferüddin Mehmet Ş.Karahisar’dan ayrıldıktan sonra bulunduğu yerlerde (siyasi işlere karışmak şartıyla)boş durmamış 1246(644) da çevresinin aydınlanmasına ve yükselmesine yarayacak yardım edecek eserler (medreseler) yaptırmak suretiyle halkın bilgiye olan ihtiyacını giderecek çareler aramaktan uzak kalmamıştır.

Mehmet beyin yukarıda yazıldığı üzere buradan ayrılması sonucunda Mengüç oğullarının aaagune’deki 45 yıllık egemenlikleri sona ermiş ve memleket doğrudan doğruya Selçuk oğullarının eline geçmiştir.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla