Pontlar Dönemi
Ninova’nın düşmesi ile Asur boyunduruğunan kurtulan ve İran boyunduruğuna girmiş olan Kapadokya

Kurus zamanında ME. 520 de ikiye ayrılmıştır. Bugünkü Sivas

Kayseri

Maraş

Kırşehir

Niğde

vilayetleri ve dolaylarını vücuda getiren çorak ve susuz topraklar birinci parçaya ayrılmış ve gene buna Kapadokya adı verilmiş;gene bugünkü Sinop

Samsun

Amasya

Tokat

Ordu

Giresun

Trabzon

Rize ve Gümüşhane vilayetlerini ve dolaylarını teşkil eden ormanlık ve sulak topraklar ikinci parçaya ayrılmış ve buna da Pont adı verilmiştir ki konumuzu teşkil eden Ş.Karahisar bu bölgelerden ikinci parçaya bağlı tutulmuştur.
Pont veya pontüs adı verilen bu ikinci kısım topraklarda oturan en eski insanların Tibarlar

Şalip veya Halipler

Moznikler

Alazonlar

Amazonlar

Tirallar

Kotagonlar.. gibi bir takım kavimler müteşekkil oldukları görülmektedir.
Bu kavimlerin Etiler bahsinde görmüştük ve aynı zamanda Milelileri de bu konuda gözden geçirmiştik. Sonradan gerek bu toprakların gerekse bu kavimlerin Med ve Persler yönetimi altına girmek zorunda kalmış bulunduklarını da öğrenmiştik.
Pont toprakları İranlılar (Med ve Persler) elinde bulunduğu sırada en son teşkilata göre onuncu Satraplık sayılmış ve yarı erkin bir şekilde yönetilmiştir. Satraplığın babadan oğula geçişi bir nevi yarı erkin yönetim demekten başka bir şey değildir. Bu hal İskender istilasına kadar devam etmiş ve o zaman Pont topraklarında Satrap bulunan ikinci Mitirdat İskenderle birleşerek İran üzerine yürümüştür ki şu hal erkin yönetimden başka bir şey olmadığını bize bildirmektedir.
Pont Satrapı Mitirdat

İskender öldükten sonra bu topraklara sahip olmak iddiasında bulunan İskenderin generallerinden Antigon’la çarpışmak zorunda kalmış ve neticede bu toprakları kurtarmak suretiyle hükümdar adını almıştır. 227 yıl kadar erkin bir şekilde yönetilen Pont hükümeti ME. 78 den 48 e kadar 30 yıl Romalılarla çarpışmak zorunda kalmış ve en sonunda bu didişme dolayısıyla ortadan kalkmıştır. Şu var ki

Pont toprakları Romalı’ların eline geçtiği zamanda

Side şehrinde POLAMONYAKPONTU adı verilen ayrı erkin bir hükümet kurulmuş ve Bitinya’daki Leodokya şehrinde vali bulunan Zünnu’un oğlu Polemon

Roma generali Mark Antuvan tarafından bu hükümetin başına getirilmiş

Miladın birinci veya ikinci yılına kadar bu hükümetin başında kalmış

İranlılarla boğuşmada bulunan Oktav’a karşı mümessil heyete yardım etmek suretile üstün gelmeği elde etmeye muvaffak olmuş ve bir aralık sınırlarını Bosfor’a kadar genişletmiştir.
Birinci Polemon öldükten sonra

oğlu ikinci Polemon

annesi

Pitedoris’in vesayetile babasının mülküne varis olmuş isede MS . 63 de memleketini ve istiklalini Nerona teslim etmek zorunda kalmıştır.
Gerek Pontlar

gerek İranlılar ve gerekse Kimrilerin son zamanlarında konumuzu teşkil eden Ş.Karahisar halkının Eskiköy kalesini kendilerine barınma yeri yaptıklarını Kimriler konusunda görmüştük. O zaman kolonya adı verilen bu kale Pont krallığının Trabzon ve Amasya gibi iki önemli şehrinin orta yerinde kurulmuş ve Anadolunun iç kısımlarına yapılacak herhangi bir harekatın üssünü teşkil etmekte önemli roller oynayan müstahkem bir yerdi.
Kolonya kalesinin sahile uzanan önemli iki geçidi vardı ki bunlardan birinin İlimsu-Eşünye

öbürünün de Saydere- Giresun yolları olduğunu önceden görmüştük. Toprağın tabii yapılışı ve o devirlerde bu bölgenin çok sık ve çok geniş ormanlarla çevrilmiş bulunması bu tabii yollardan başka bir yola sahili dahile birleştirmeye imkan yoktu
Eskiköy kalesini kuruluşunda

Akkaya

Akbayır ve Güneytepesi’ndeki her bireri en az 20-30 ar kişi alabilecek büyüklükteki 70-80 kadar in ve mağaranın varlığının en büyük rol oynamış olduğu görülmektedir.
Akkaya üzerinde kurulmuş olan kolonya kalesi sakinleri

halen varlıklarını muhafaza eden 23 magara

1

5 metre çapında ve 15-20 metre derinliğinde bulunan bu kaya üzerindeki su kuyusundan istifade ederek ihtiyaçlarını gidermekte idiler. Altuntepsi adını taşıyan şimdiki Kabaktepe üzerinde bulunan Kuyudüzü mevkiinde de kral sarayları bulunuyordu. Bundan başka Akbayırla

Akkaya arasındaki Kaleboynu adını taşıyan sırtın doğu kuzeyinde kurulmuş ikinci bir kale vardı ki bu kısımda o devirde Dizdar kalesi ödevini görmekte idi. Bugün bu Dizdar kalesinin kurulmuş olduğu taşın beşte üçü koparak Eski köyün üstüne doğru devrilmiştir

geri kalan kısımlarda taş üzerinde oyulmuş merdivenler

sahrınçlar

tandır gibi çukurlaştırılmış yerler

kireçli harçla yapılmış duvar kırıntılarından başka bir şey kalmamıştır.
Her yıl mayıs ayının on dokuzuncu günü Ş.Karahisar Suşehri

Koyluhisar

Alucara

Tirebolu

Giresun ve Trabzon Rumlarından bir çoğunun bu kale üzerinde toplanması dini ve milli törenler yapması suretiyle eski varlıklarını yaşatmak hülyasında bulunmaları

Habib efendin bu ifadesini kuvvetlendirir delillerdir.
Pontlar devrinde konumuzu teşkil eden Ş.Karahisar’da göz çekici olağanüstü olaylar görülmemiştir. Yalnız

son kralları yedinci Mitirdatla Roma generalleri arasında yapılmış olan sürekli savaşlara sahne olmuş bulunduğu görülmektedir. Şöyle ki : Kapadokya kralı onuncu Aryarat zamanında Pont kralı yedinci Mitirdat Kapadokyaya saldırmış ve bu kıtayı elde etmeye muvaffak olmuşdu. Kapadokyalılar yerlerinin geri alınması hususunda Romalılardan yardım istediler. Romalılar’da Lükullüs kumandasında bir ordu gönderdiler. Kabira’da vukua gelen büyük savaşta Mitirdat yenilerek karılarından yanında bulunanların öldürülmesi emrini verdikten sonra kaçtı ve damadı bulunan Ermeni kralı Dikran’a iltica etti.
Dikran kain pederini soğuk bir şekilde karşıladı ve onu bir kaleye hapisetttirdi. Mitirdat’ı kovalayan Lükullüs

Kemah yakınlarında ve Fırat ırmağı kenarında kurulmuş olan Ermeni merkezi Dikranokerda’ya yaklaştı ve Mitirdat’ın teslimini Dikrandan istedi. Dikran’ın

bu isteği yerine getirmemesi üzerine Lükullüs bütün kuvvetiyle Ermenistan merkezine saldırdı. Dikran da Mitirdat’ın tavsiyesi veçhile büyük savaşa girmemek için merkezden uzaklaştı. Fakat hükümet merkezinin uzun zaman sargıda kalmasına dayanamadı

Lükullüs’le savaşa tutuştu ve yenildi. Dikranokerda Romalılar eline düştü ve yağma edildi.
Savaşın peşinden aaace kış başlamış ve askerler arasında dedikodular yüz göstermiş olduğundan Romalılar geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu fırsattan istifade eden Dikran Ermenistan’ı Mitirdat da Pont memleketlerini geri almağa muvaffak oldular.
Senato tarafından ağır hareketle ve düşman malını kendine male’mekle suçlandıran Lükullüs geri çağrılarak yerine Pompeyüs gönderildi.
50 bin kişilik ordusuyla Pompeyüs Galata üzerinden Pont topraklarına girdi. Ermeniler’in ve Mitirdat’ın ordularını kovaladı ve yeşil ırmağın sağ sahilindeki dar boğazlara hakim tepeleri tuttu. Bügünkü Bayram köyünün bulunduğu yer yakınlarında öğle uykusuna yatmış bulunan Mitirdat’ın askerine birdenbire baskın vererek hemen hepsini yok etti ME. 65
Mitirdat bir karısı

bir kızı ve birkaç süvari ile kaçmağa muvaffak oldu. Dikran da oğlu genç Dikran’ın isyanını ve Pompeyüsle olan ittifakını düşünerek gönüllü gönülsüz barış yapmak yolunu tuttu ve Pompeyüs’ün ayaklarına kapanarak barışı elde etmeğe ulaştı.
Mitrat

o kaçış Kırım’a kadar gitmişti. Fakat Pompeyüs’ün

kendi başını getirene 100 talan vereceğini ilan eylemiş olduğunu duymasından ve kendi oğlunun hiyanetinden müteessir olarak karısını ve iki kızını yanına çağırıp zehir içmek suretiyle intihar etmek istemiş isede önceden zehire karşı bazı tiryaklar kullanmış olduğundan bu şekil intihardan bir sonuç elde edemeyince Galyalı bir nefere kendi kendini öldürttü ve bu suretle 20-30 yıllık boğuşmadan ve dağdağalı hayattan kendini kurtarmış oldu ve Mitirdat’ın ölmesi ile de Pont toprakları tamamen Romalıların eline geçmiş bulundu.
Pont Krallığının mirasına konan Pompeyüs

savaşı kazandığı yerde yeniden bir şehir kurulması emrini vermiş ve bu şehre

şavaşı kazanma evi anlamına gelen Nikoplis adını takmıştır.
O zamanki idari taksimatta burası Roma’ya tabi bir vilayet şekline sokularak bir vali idaresine verilmiştir. Yalnız burada Pont kralı Mitirdat’ ın Roma generali Pompeyüs’le Nikopolis yakınlarında yaptığı son savaşın fırat vadisi mi yoksa yeşil ırmak’ın sol sahili mi olduğu gibi birbirine uymayan iki alan veya yerle karşılaşmaktayız.
Gerek Pontüs adlı eserdeki Pontüs haritasının ve gerekse bunlara dair çizilen öbür eserlerdeki haritaların tetkisinden de anlaşılacağı üzere Pontüs sınırı fırat vadisine kadar uzanmaktadır.
Gerçi son kral Mitirdat

Ermeni kralı Dikran’la birleşerek kısa bir zaman için(onuncu Aryarat zamanında) Kapadokya’yı elde etmek sureti ile sınırlarını Fırat vadisine kadar götürmüş ve Prokonşül Çiçeron’un yardımlarına ulaşan üçüncü Aryobarzan zamanında bu bölgede birçok çarpışmalar olmuş isede mütealiben Lükullüs’le yaptığı savaşlarda buralarını ve hatta kendi topraklarını bile bırakmak zorunda kalmış olduğu ve Lükullüs’ün Romaya ulaşabilmiş bulunduğunu ve aradan çok zaman geçmeden Pompeyüs’le karşılaşarak yenilmiş olduğunu yukarıda görmüş ve Mitirdat’ın fırat vadisile bir ilgisi olmadığını sezmiştik.
Pompeyüs’ün Kapadokya yolunu değil Galata yolunu seçmiş olması ve buradan Pont topraklarına girmesi de ayrıca düşünülür bir iş olarak göz önüne alınacak olursa son yapılan savaş yerinin yeşilırmak’ın ana kollarından biri olan Kelkit’in sol sahilinde ve Ş.Karahisar’ın eski adlarından biri bulunan Nikopolis yakınında yapılmış olduğu kendiliğinden meydana çıkar.
Nikopolis şehri yıkıntısı bugünkü kasabaya üç Km. uzaklıkta ve kasabanın tam güneyinde bulunan Bayramköyündedir. Bu köyün batı yönündeki tarlalar içersinde köylü tarafından okul ve cami olarak yaptırılan mahalde toprak altından çıkarılan birçok bina yıkıntıları oymalı taşlar

içersinde üç insan oturabilecek büyük küpler

taş sütunlar ve sahanlıklar buranın eski Nikopolis yıkıntısı olduğu kanaatini bize vermiş ve sonradan halkevi arkadaşlarıyla yapılan birkaç araştırmalarda elde dilen birçok paralar bizim bu kanaatimizi kuvvetlendirmiştir. Daha esaslı bir şekilde yapılacak kazılar ve araştırmalar bizleri bu hususta daha açıkça aydınlatmaya elverişlidir.
Bugünkü şoseler yaptırılmazdan önce Suşehri ve Erzincan’dan gelen gelen yolların Kuleli Muhlis köprüsünden geçmek suretiyle Bayramköyüne çıkması ve oradan bugünkü kasabaya

Kelemcibahçesi’nin altından Ziberi

Kırkgöz Avutmuş’tan geçerek Eskiköye ve oradan Giresun’a kollar atması da bize bu hususta büyük aydınlatma aracı olmaktan uzak kalmamaktadır. Hasanağa köprüsünün kurulması ve şoselerin vurulması dolayısıyla bugün bu yollar terk edilmiştir.
Erzincan tarihinin verdiği bilgiye göre Roma generali Pompeyüs’ün Nikopolis şehri yanındaki ve yeşilırmak’ın sol sahilindeki hakim tepeleri

olağan üstü bir çabuklukla tuttuğu ve öğle uykusuna yatmış bulunan Mitirdat’ın askerine birdenbire baskın vererek yok ettiğini yazdığı bu dar boğazlardan birisi Yusufbey

öbürü Kurbağa köprülerinin bulunduğu yerler ve üçüncüsü de Saydere yoludur ki esasen şoseler vuruluncaya kadar Ş.Karahisar’ın başlıca yolları da buralardı.
Hakim tepeler ise: Kayabaşı

Dikmen

Kayadibi

Hasanşeyh

Akkaya ve Eğmedağdır.
Dünkü Nikopolis ve bugünkü Bayramköyü de hakikaten bu tepelerin tesiri altında ve aynı zamanda kelkit ırmağının ve bu ırmağının ana kollarından biri olan şehir suyunun sol sahiline düşmektedir.
Halen Ş.Karahisar’da Pontüsler’e ait hiçbir sanat eseri mevcut olmadığı yapılan izlemeler sonucu anlaşılmıştır.
Romalılar Dönemi
ME. 65 da Pont Kralı Mitirdat’ın kesin olarak Nikopoliste yenilmesi ve Kırımda ölmesi üzerine Pont toprakları Romanın bir eyaleti haline konmuş ve yalnız Kırım bölgesi Mitirdat’ın oğlu Farnaz’a verilmiştir. Farnaz bir müddet sonra Pompeyüs’le Sezar arasında açılan iç savaşlardan istifade ederek Pont topraklarının önemli bir parçasını geri almışsa da çok geçmeden Sezar bizzat ordu göndererek yeniden buraları ele geçirmiştir.
Roma generallarından Mark Antuvan’ın Polemonyak Pont’u adı verilen ve merkezi Fatsa kazasındaki bolaman nahiyesinde bulunan havaliye bir nevi istiklal vermiş olduğunu ve bu istiklalin MS 63’de Neron tarafından alındığı Pontüsler konusunda görmüştük. İşte bu sırada Mark Antuvan Nikopolis’e (Ş.Karahisar) dahi gelerek Ermeni kralı Arduvazt’ı Kemahtan karargahına getirmeğe muvaffak olmuş ve esir yaparak Mısıra gönderildikten sonra kellesini orada kestirmiştir.
Mark antuvan burada bulunduğu sıralarda Ermeni topraklarını üçe bölmüş

bunlardan birine oğlu Aleksandır’ı vali tayin etmiş ve küçük Ermenistan’ı da Pont Dokagına bağlamıştır.
Pont memleketleri Romalılar eline geçtikten sonra Galatyapontu

Polemonyakpontu

Kapadokyapontu adı verilen üç parçaya ayrılmış ve her biri Romaya bağlı dokalıklar şeklinde yönetilmiş ve bu üçten geri kalan kısım da bunlar üzerine eklenmiştir. Bu bölüm işinde konumuzu teşkil eden Ş.Karahisar da

merkezi Sivas’ta bulunan Kapadokya Pontluğuna bağlanmıştır.
Roma İmparatorlarından Vespazyen MS. 70 tarihlerinde merkezi Kapadokya olmak üzere bu üç Pont’u birleştirmiş ve oraya bir Lega (vekil) göndermiştir.
Önceden Elespontüs adı verilen ve bir konsüler tarafından yönetilen Pont memleketleri ve bu arada Ş.Karahisar

Merkezi İyonya’da bulunan Asya Prokonsüllüğüne bağlı tutulmuş ve bu prokonsül de doğrudan doğruya İmparatora bağlanmıştır.
Sonradan bu topraklar

merkezi Trabzon olmak üzere Diyosez adı verilen umumi bir valilik haline sokulup onbir vilayete bölünmüş ve bu zamanda Nikopolis şehirde Pontüs Polemonyagüs vilayetine bağlanmış ve bir liva teşkilatına tabi tutulmuştur. Bu arada bulunan öbür livalar : Amasya

Tokat

Erzincan

Canik

Çorum

Trabzon

Gümüşhane

Rize ve Yozgattır.
Roma İmparatoru Teodos’un son zamanlarında ve 391 de Pont toprakları

Orta Asya’dan gelen Peçenek ve koman Türkleri tarafından istila edilmiş ve tam bir bogon (50 yıl) bu Türklerin yönetimi altında kalmıştır. Bir taraftan Hırıstiyan misyonerleri bu Türkleri hırıstiyanlaştırmakta

öbür taraftan İmparator Markyanus orduları da bunları yönetkeleri altına almakta büyük bir sevecenlik göstermiştir.
Bugünkü kayadibi

Sipahi Alişar ve yönlerine ve kasabaya fazlaca olarak yerleşmiş bulunan bu Türkler o zaman Kayadibi mevkiindeki taşı oymak suretiyle güzel bir tapınak yapmışlarsa da sonradan Hırıstiyanlaştırılan bu adamlar burayı kilise haline çevirmişlerdir. Ş.Karahisar

Alişar

sipahi ve ve yönlerindeki köyler Rumlar ile eski Rum mahallesindeki Rumların Rumca konuşmamaları ve bilmemeleri bunların zorla Hırıstiyan yapılmış yukarıda adı geçen Türklerden zamanımıza ulaşmış kimseler oldukları açıkça görülmektedir.
Bu devirlerde Ş.Karahisar ve dolaylarına Peçeneklerden Helkin ve Zara

Komanlar’dan Kolhit oymakları gelmişlerdir. Helkin oymağı Peçenek İnallarından birinin oğlu olan İlgün veya ilgun adında bir beyin emir ve kumandasında buraya gelmiş

çoğu kasaba merkezine ve bir kısmıda köylere ve yakın kazalara yerleşmişlerdir.
Komanlara gelince bunlarda Alucaranın Koman köyü ve dolayları Ş.Karahisar’ın Biroğul ve Avutmuş mahallesine ve Kayseri havalisine yerleşmişler ve tam 60 yıl bu bölgelerde egemen olarak yaşamışlardır. İşte bu zamanda buralara gelip yerleşen bu Türkler

Ş.Karahisar’ın bulunduğu yere Elgün veya aaagun (Helkine veya Helgüne) adını vermişlerdir.
Bu ad Osman Oğulları devrine kadar memleketimiz ismine alem olmuş

gerek Kolonya ve Nikopolis ve gerekse aşağıda göreceğimiz Mavrokasteron adları hiçbir zaman Türkler arasında yer tutmamışlardır.
MS. 395 de Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasında Anadolu Bizans İmparatorluğuna düşmüş ve bu arada Pont topraklarıda Bizans memleketleri sırasına girmiştir.
Bu bölüm esnasında bugünkü Karahisar ismine esas olan Mavrokasteron ismi değiştirilmek suretiyle buraya verilmiş ve bu isim Türkler devrine kadar Romalılar arasında kullanılmıştır. Avrupa tarihçileri aaagune kelimesini galat olarak veya kasten değiştirerek Kögonye şeklinde sokmuşlardır.
Bu zamanlarda Ş.Karahisarda oturan halkın (öbür Pont topraklarında olduğu gibi ) beşte üçünü Turanlılar (Türkler)

geri kalanını da Rumlar

Ermeniler teşkil ediyordu.
Gene bu devirlerde Romalılar eski köy kalesini kullanmak zorunda bulunuyorlardı. Çünkü: bugünkü kalenin bulunduğu taş

henüz inkişaf etmemiş ve şimdiki kasabanın bulunduğu yer çökmemiş olduğundan bu taşla aynı seviyede bulunuyor ve burada bir kale kurmak imkanı görülmüyordu. Bayramköyünde kurulmuş olan Nikopolis (Mavrokasteron) şehri ile Eskiköy kalesi arasında oldukça uzun bir yol vardı. Fakat şehir aynı zamanda Ziberi

Kırkgöz

İkioğul

ve Avutmuşa doğru bir şerit gibi uzanıyor ve bir ucu buradan Akkaya’ya bitişiyordu. Bu sebepten dolayıda Nikopolis (Mavrokasteron) şehri ister istemez eski kale ile olan bağlılığını muhafaza ediyordu.
Herakliyüs zamanında ve 614 de İranlılar gene Kapadokya ve Pont memleketlerinde Romalılar üzerine saldırmışlardı. 14 yıl süren bu saldırış ve koruyuşlarda Mavrekasteron (Ş.Karahisar) şehri her iki tarafın ordularına ve generallerine sahnei cereyan olmaktan kendini kurtaramadı.
En sonra Heraklüyüs’ün bizzat Trabzon’a kadar gelerek İran hükümdarı Hüsrev’i yenmesi

buraların gene Romalılar elinde kalmasına sebep oldu.
Halife

Kaim Biemrillah zamanında 1034 (425) den 1044 (436) ye kadar Romalılarla İslamlar arasında vuku bulan savaşlarda İslam orduları Mavrokasteronun (Ş.Karahisar) Eşkünye kasabasını elde etmiş oldukları ve bu suretle İslamların sınırlarını Trabzon’a kadar genişlettikleri görülmüştür.
Pont toprakları umumi valisi İsak Kominüs zamanında Selçuk hükümdarı Tuğrul beyin anabir kardeşi ve Yusuf Yabgonun oğlu İbrahim İnal 1047 (438) de Diyarbakırdan ve 1048 (439) da Malazgirt üzerinden Pont topraklarına girerek Erzincan ve Sivas’ı aldıktan sonra Mavrokasteron (Ş.Karahisar) üzerinden Trabzon’a oradan Canik

Amasya

Sinop’a ve nihayet İstanbul’a beş günlük bir mesafeye kadar ilerlemek celadetini gösterdiği görülmüştür. İbrahim İnal’in bu harekatını önlemek için gerek İsak Komninüs’ün ve gerekse imparatorun bütün çalışmaları müdafaa ve saldırışları boşa çıkmış ve en sonunda imparator tarafından büyük para ve tazminat verilmek suretiyle İbrahim İnal sulha razı edilmiştir.