Bağımsızlık (İstiklâl)
Tam bağımsızlık

bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temel ruhudur. Bu vazife

bütün millete ve tarihe karşı yüklenilmiştir. Bu vazifeyi yüklenirken

tatbik kabiliyeti hakkında şüphe yok ki çok düşündük. Fakat netice olarak edindiğimiz görüş ve iman

bunda

muvaffak olabileceğimize dairdir. Biz

böyle işe başlamış adamlarız. Bizden evvelkilerin işledikleri hatalar yüzünden

milletimiz sözde mevcut zannolunan bağımsızlığında kayıtlı bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye'yi

medeniyet dünyasında kusurlu gösteren neler düşünülebilirse

hep bu hatadan ve bu hataya uymadan doğmaktadır. Bu hataya uyma neticesi; mutlaka

memleket ve milletin bütün haysiyetinden ve bütün yaşama kabiliyetinden soyunma ve uzaklaşmasını gerektirebilir. Biz; yaşamak isteyen

haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir hataya uyma yüzünden bu özelliklerden mahrum kalmaya tahammül edemeyiz. Bilgin

cahil

istisnasız bütün millet fertleri

belki içinde bulundukları güçlükleri tamamen anlamaksızın

bugün yalnız bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta; tam bağımsızlığımızın temini ve devam ettirilmesidir.
Tam bağımsızlık denildiği zaman

elbette siyasi

malî

iktisadî

adlî

askerî

kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet

millet ve memleketin gerçek mânasiyle bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. Biz

bunu temin etmeden barış ve sükûna erişeceğimiz inancında değiliz.
1921
(Nutuk II

S. 623-624)
Bağımsızlık ve hürriyetlerini her ne bahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bağımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun için gerekirse

son ferdinin

son damla kanını akıtarak

insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte bağımsızlık ve hürriyetin hakiki mahiyetini

geniş mânasını

yüksek kıymetini

vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez prensip... Ancak bu prensip uğrunda her türlü fedakârlığı

her an yapmaya hazır milletlerdir ki

devamlı olarak insanlığın hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler.
1928
(Atatürk'ün S.D. II

S. 249)
Bağımsızlığı için ölümü göze alan millet

insanlık haysiyet ve şerefinin icabı olan bütün fedakârlığı yapmakla teselli bulur ve elbette esaret zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin

haysiyetsiz bir millete nazaran dost ve düşman nazarındaki mevkii farklı olur.
1927
(Nutuk I

S. 13-14)
Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun bağımsızlıktan mahrum bir millet

medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz.
Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek

insanlık özelliklerinden mahrumiyeti

beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Halbuki Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.
Bundan ötürü

ya bağımsızlık

ya ölüm!...
1919
(Nutuk I

S. 13)
Arzumuz dışarıda bağımsızlık

içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliği korumadan ibarettir. Millî egemenliğimizin hattâ bir zerresini bozmak niyetinde bulunanların kafalarını parçalayacağınızdan eminim.
1923
(Atatürk'ün S. D. II

S. 71-72)
"Biz barış istiyoruz" dediğimiz zaman "tam bağımsızlık istiyoruz" dediğimizi herkesin bilmesi lâzımdır. Bunu istemeye hakkımız ve kudretimiz vardır. On sene

yirmi sene sonra aşağılaşarak ölmekten ise şimdiden şeref ve haysiyetle ölmeyi üstün tutmalıyız.
1923
(Atatürk'ün S. D. II

S. 89)
Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettiği takdirde

insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereği olan dostluk

siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan sarfınazar edinceye kadar amansız düşmanıyım.
(23.4.1921)
Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve bağımsızlığa sembol olmuş bir milletiz.
(Nutuk)
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun

bağımsızlıktan mahrum bir millet

medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye liyakat kazanamaz.
(Nutuk)
Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlâtlarından ibarettir. Bu millet istiklâlsiz yaşamamıştır

yaşayamaz ve yaşamayacaktır.
(21 Haziran 1922)
Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir ben milletimin en büyük ve ecdadımın en kıymetli mirası olan istiklâl aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenlerce bu aşkım malûmdur. Bence bir millette şerefin

haysiyetin

namusun ve insanlığın vücut beka bulabilmesi mutlaka o milletin hürriyet ve istiklâline sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî istiklâl bence bir hayat meselesidir.
İstiklâl ve hürriyet âşıkı milletler için

ıstırap anları

o ıstırabın âmilleri

ibret alıp tetikte durmak için daima hatırlanmalıdır. İstiklâl ve hürriyetlerini her ne pahasına ve her ne karşılığında olursa olsun ihlâl ve takyide asla müsamaha etmemek

istiklâl ve hürriyetlerini bütün mânasıyla masun bulundurmak ve bunun için

icap ederse

son ferdinin son damla kanını akıtarak insanlık tarihini şanlı bir misalle süslemek: İşte istiklâl ve hürriyetin hakikî mahiyetini

geniş mânasını

yüksek kıymetini vicdanında idrak etmiş milletler için esas ve hayati prensip.
Büyük ve hayalî şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın düşmanlığını

garazını

kinini

bu memleketin ve milletin üzerine çektik. Biz panislâmizm yapmadık. Belki

"yapmıyoruz

yapacağız" dedik. Düşmanlar da "yaptırmamak için biran evvel öldürelim" dediler. Panturanizm yapmadık

"yaparız

yapıyoruz" dedik

"yapacağız" dedik ve yine "öldürelim" dediler. Bütün dâva bundan ibarettir.
(1921)
Basın ile ilgili Sözleri
Basın

milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta

bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte

hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde

basın başlıbaşına bir kuvvet

bir mektep

bir rehberdir.
(1922)
Basın hürriyetinden doğacak mahzurların izalesi bizzat basın hürriyeti ile kaim olduğuna dair Büyük Meclisin yol gösterici ve olgun sahasında tesbit edilen esaslar eğer Cumhuriyetin ruhu olan faziletten mahrum cüret erbabına

basın içinde eşkiyalık fırsatını verirse

eğer aldatıcı ve baştan çıkarıcıların fikir sahasında meş'um tesirleri

tarlasında çalışan masum vatandaşların kanlarını akıtmasına

yuvaların dağılmasına sebep olursa ve eğer en nihayet eşkiyalığın en zararlısına başvuran bu gibi baştan çıkarıcıların kanunların hususî müsaadelerinden faydalanmak imkânını bulursa

Büyük Millet Meclisinin terbiye edici ve kahredici elinin müdahale ve tembih etmesi elbette zaruri olur.
Memlekette Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlâkını taşıyan basını yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir. Bir taraftan geçmiş devirler gazetelerinin ve müntesiplerinin ıslahı imkânsız olanları milletin nazarında belirirken öte taraftan Cumhuriyet basınının temiz ve feyizli sahası genişleyip yükselmektedir. Büyük ve necip milletimizin yeni çalışma ve medeniyet hayatını kolaylaştırıp teşvik edecek işte ancak bu zihniyetteki basın olacaktır.
(1925)
Basın umumî hayatta

siyasî hayatta ve Cumhuriyetin gelişme ve ilerlemelerinde haiz olduğu yüksek vazifeleri anmak isterim.
Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanması ne derece nazik bir vaziyet olduğunu da beyana lüzum görmem. Her türlü kanunî kayıtlardan ziyade bir kalem sahibinin ilme

ihtiyaca ve kendi siyasî telâkkilerine olduğu kadar vatandaşların hukukuna ve memleketin her türlü hususî telâkkilerin üstünde olan

yüksek menfaatlerine de dikkat ve hürmet etmek manevî mecburiyeti

asıl bu mecburiyettir ki

umumi düzeni temin edebilir. Ancak

bu yolda yanılma ve kusur olsa bile bu kusuru düzeltecek tesirli vasıta

asla mâzide sanıldığı gibi basını kayıtlar altına alan rabıtalar değildir. Bilâkis basın hürriyetinden doğacak mahzurların izale vasıtası da

yine bizzat basın hürriyetidir.
(1924)
Önem ve yüceliği cihan medeniyetinde açıkça kendisi gösteren basına

hükümetimizin birinci derecede önem vermesi; bu hususta sarf edeceği mesaiyi

millete ifa ile mükellef olduğu hayırlı hizmetlerin baş tarafına koyması yüksek Meclisin kesinlikle isteyeceği hususlardandır.
(1 Mart 1922)
Bir insan topluluğunun müşterek ve umumî hisleri ve fikirleri vardır. İnsan topluluklarının kıymetleri

medeniyet dereceleri

arzu ve temayülleri ancak bu umumî his ve fikirlerin ortaya çıkma ve belirtilme derecesiyle anlaşılır. Bir insan topluluğunu sevk ve idare eden insanlar için

insan topluluklarının talihi üzerinde hüküm vermek mevkiinde bulunan dostlar veya düşmanlar için milyar

bu insan topluluğunun efkâr-ı umumîyesinden anlaşılan kabiliyet ve kıymettir. Binaenaleyh milletler

ekâr-ı umumîyesini cihana tanıtmak mecburiyetindedir. Bütün cihan efkâr-ı umumîyesini cihana tanıtmak mecburiyetindedir. Bütün cihan efkâr-ı umumîyesini tanımak ise hayatın gereklerinin tanzimi için şüphesiz lâzımdır. Bu hususta ise mevcut vasıtaların birincisi ve en mühimi basındır.
(1 Mart 1922)
Bilim ve Teknoloji
Dünyada herşey için

medeniyet için

hayat için

başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir

fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir

cahilliktir

doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fenin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin

iki bin

binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları

şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.
1924
Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş

ilerlemiş

medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan olacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.
1922
Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş

ilerlemiş

medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan olacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.
1922
Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin

inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler

hayatı

akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur.
1922
Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler

halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır.
1923
Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı

onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli

onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır.
1923
Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener

o halde halkı aydınlatmak lazımdır.
1923
Bu millet ve memleket ilme

irfana çok muhtaç; tahsil yapmış

diploma almış gelmiş

olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka

parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa'ya

Amerika'ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa

sanat nerede varsa gidip

öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye ok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur.
1923
İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi ilminize

irfanınıza güveniyorsanız

bana söyleyiniz

sosyal ilimlerin güzel (yapıcı) yönlerini gösteriniz

ben takip edeyim.
1923
Ben

manevî miras olarak hiç bir ayet

hiçbir dogma

hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler

bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında

belki gayelere tamamen eremediğimizi fakat asla taviz vermediğimizi

akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir.
1923
Cumhuriyet
Cumhuriyet rejimi demek

demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk

o on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.
1933
Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve meşru olmak şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir. Yalnız muarızlarımızın insaflı olması lâzımdır.
1923
Cumhuriyet ahlâki fazilete dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir.
1925
Türk milletinin tabiat ve âdetlerine en uygun olan idare Cumhuriyet idaresidir.
1924
Cumhuriyet

yeni ve sağlam esaslariyle

Türk milletini emin ve sağlam bir istikbal yoluna koyduğu kadar

asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle

büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.
1936
Bugünkü hükûmetimiz

devlet teşkilâtımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine

kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilâtı ve hükûmettir ki

onun ismi Cumhuriyettir. Artık hükûmet ile millet arasında mazideki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millettir ve millet hükûmettir. Artık hükûmet ve hükûmet mensupları kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır.
1925
Son senelerde milletimizin fiilen gösterdiği kabiliyet

istidat

idrak

kendi hakkında kötü fikir besleyenlerin ne kadar gafil ve ne kadar tetkikten uzak görünüşe düşkün insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Milletimiz haiz olduğu özelliklerini ve liyakatini hükûmetinin yeni ismiyle medeniyet dünyasına daha çok kolaylıkla göstermeğe muvaffak olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti

cihanda işgal ettiği mevkiye lâyık olduğunu eserleriyle ispat edecektir.
Türkiye Cumhuriyeti mesut

muvaffak ve muzaffer olacaktır.
29 Ekim 1923
Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından mürekkep büyük ordumuzun vicdanında akıl ve şuurunda kurulmuş olan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan mülhem prensiplerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar

çok zayıf dimağlı bedbahtlardır. Bu gibi bedbahtların

Cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde lâyık oldukları muameleye maruz kalmaktan başka nasipleri olmaz. Benim naçiz vücudum birgün elbet toprak olacaktır

fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşıyacaktır. Ve Türk milleti emniyet ve saadetinin kefili olan prensiplerle medeniyet yolunda

tereddütsüz yürümeğe devam edecektir.
1926
Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı yapmağa hazırız.
1923
Gelecek nesillerin Türkiye de Cumhuriyetin ilanı günü

ona en merhametsizce hücum edenlerin başında

cumhuriyetçiyim iddiasında bulunanların yer aldığını görerek şaşıracaklarını asla farz etmeyiniz! Bilâkis

Türkiye'nin münevver ve cumhuriyetçi çocukları

böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların hakikî zihniyetlerini tahlil ve tesbitte hiç de tereddüde düşmeyeceklerdir.
1927
Onlar

kolaylıkla anlayacaklardır ki

çürümüş bir hanedanın

halife unvanıyla başının üstünden zerre kadar uzaklaşmasına imkân kalmayacak surette muhafazasının mecburî kılan bir devlet şeklinde

cumhuriyet idaresi ilân olunsa bile

onu yaşatmak mümkün değildir.
1927
Din ve Lâiklik
Din vardır ve lâzımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina

uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur -tefsirler

hurafeler- binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz

tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üstünde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır.
1922
Din

bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini

millet ve devlet işleriyle karıştırmamağa çalışıyor; kaste ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.
1922
Ey arkadaşlar! Tanrı birdir

büyüktür; tanrısal inanışların belirtilerine bakarak diyebiliriz ki: İnsanlar iki sınıfta

iki devirde mütalâa olunabilir. İlk devir insanlığın çocukluk ve gençlik devridir. İkinci devir

beşeriyetin erginlik ve olgunluk devridir.
1922
İnsanlık birinci devirde tıpkı bir çocuk gibi

tıpkı bir genç gibi yakından ve maddaî vasıtalarla kendisiyle meşgul olunmayı gerektirir. Allah

kullarının lâzım olan olgunlaşma noktasına erişinceye kadar içlerinden vasıtalarla dahi kullariyle meşgul olmayı tanrılık özelliğinin gereklerinden saymıştır. Onlara Hazreti Âdem Aleyhisselâmdan itibaren bilinen ve bilinmeyen sayısız denecek kadar çok nebiler

peygamberler ve elçiler göndermiştir. Fakat Peygamberimiz vasıtasiyle en son dinî

medenî gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmağa lüzum görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi

aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki

Cenabı Peygamber

peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı

en eksiksiz kitaptır.
1922
Muhammed'i bana

cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar

onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş

Uhud Muharebesinde en büyük bir komutanın yapabileceği bir plânı nasıl düşünür ve tatbik edebilir?
1923
Tarih

hakikatleri tahrif eden bir sanat değil

belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harbte bile askerî dehâsı kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı

cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler

bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed bu harb sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak

galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı

bugün yeryüzünde müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.
1923
Bizim dinimiz en mâkul ve en tabiî bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olması için akla

fenne

ilme ve mantığa uyması lâzımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.
1923
Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla alâkası olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı

İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın

hoca olmak sarıkla değil

beyinledir.
1923
Bizim dinimiz

milletimize değersiz

miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da

Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve şerefini muhafaza etmelerini emrediyor.
1923
Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla

mantığa halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa

milletin menfaatine

islâmın menfaatine uygunsa kimseye sormayın. O şey dinîdir. Eğer bizim dinimiz aklın mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı

son din olmazdı.
1923
Türk milleti daha dindar olmalıdır

yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime

bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı

ilerlemeye mâni hiçbir şey ihtiva etmiyor.
1923
Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet

milletimizin kalb ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.
1923
Baylar ve ey millet

iyi biliniz ki

Türkiye Cumhuriyeti şeyhler

dervişler

müritler

mensublar memleketi olamaz. En doğru ve en hakikî tarikat

medeniyet tarikatıdır.
1925
Bizi yanlış yola sevkeden soysuzlar bilirsiniz ki

çok kere din perdesine bürünmüşler

sâf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz

dinleyiniz... Görürsünüz ki milleti mahveden

esir eden

harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir.
1923
Demokrasi ve Hürriyet
Unutulmamalıdır ki

milletin hâkimiyetini bir şahısta veyahut mahdut eşhasın elinde bulundurmakta menfaat bekleyen cahil ve gafil insanlar vardır.
Ocak 1923
Bizim dünya nazarında en büyük kuvvet ve kudretimiz

yeni şekil ve mahiyetimizdir.
1922
Korku üzerine hâkimiyet bina edilemez. Toplara istinad eden hâkimiyet pâyidar olmaz. Böyle bir hâkimiyet ve diktatörlük ancak ihtilâl zuhurunda muvakkat bir zaman için lâzım olur.
Mart 1930
Her fert istediğini düşünmek

istediğine inanmak

kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak

seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.
1930
Vicdan hürriyeti

mutlak ve taarruz edilemez

ferdin tabiî haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır.
1930
Hürriyet

insanın

düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir.
1930
Bu tarif

hürriyet kelimesinin en geniş mânasıdır. İnsanlar

bu mânada hürriyete

hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malûmdur ki insan

tabiatın mahlûkudur. Tabiatın kendisi dahi

mutlak hür değildir; kâinatın kanunlarına tabidir. Bu sebeple

insan ilk önce

tabiat içinde

tabiatın kanunlarına

şartlarına

sebeplerine

âmillerine bağlıdır. Meselâ

dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. İnsan

dünyaya geldikten sonra da

daha ilk anda

tabiatın ve birçok mahlûkların zebunudur. Himaye edilmeye

beslenmeye

bakılmaya

büyütülmeye muhtaçtır.
1930
Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir.
1906
Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir.
1906
Hürriyetten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun

hiçbir zaman fazla tazyikin temin ettiği sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir.
1930
Hürriyet

Türk'ün hayatıdır.
1930
Asrî demokraside ferdî hürriyetler

hususî bir kıymet ve ehemmiyet almıştır; artık ferdî hürriyetlere devletin ve hiç kimsenin müdahalesi söz konusu değildir. Ancak

bu kadar yüksek ve kıymetli olan ferdî hürriyetin

medeni ve demokrat bir millette

neyi ifade ettiği

hürriyet kelimesinin mutlak surette

düşünülebilen mânasiyle anlaşılmaz. Söz konusu olan hürriyet toplumsal ve medeni insan hürriyetidir. Bu sebeple ferdî hürriyeti düşünürken

her ferdin ve nihayet bütün milletin müşterek menfaati ve devlet mevcudiyeti gözönünde bulundurulmak lâzımdır. Diğerinin hak ve hürriyeti ve milletin müşterek menfaati ferdî hürriyeti sınırlar.
1930