Konu
:
Atatürk'ün Savaşları
Tekil Mesaj gösterimi
10-12-2007, 09:14 PM
#
1
(
permalink
)
MaSaL
bomboş!!!
Atatürk'ün Savaşları
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
(SAVAŞLARI)
Ana Sayfa
Atatürk Ana Sayfa
( Bu metin Kara Harp Okulu WEB Sitesinden alınmıştır)
TRABLUSGARP SAVAŞI
İtalya
19. yüzyılın sonlarına doğru
bugün Libya adıyla anılan Kuzey Afrika'daki Trablusgarp ve Bingazi'yi ile geçirmeyi planlamıştı. O dönem İngiltere Mısır'a
Fransa da Tunus'a hakim olmuş
İtalya da gözünü Trablusgarp'a dikmişti. İtalya
İngiltere ve Fransa'yla yaptığı gizli ve açık anlaşmalarla Trablusgarp'ı işgal onayını aldıktan sonra
29 Eylül 1911'de Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. 5 Ekim 1911'de Trablus'a asker çıkardı. 20 Ekime kadar peş peşe Tobruk
Derne ve Bingazi İtalyanların eline geçti.
Osmanlı ordusunun genç subaylarından bir bölümü Trablusgarp'ı savunmak için gönüllü olarak Mısır
Tunus yoluyla cepheye gittiler. Binbaşı Enver Bey
Kolağası Mustafa Kemal
Fuat Bey (Bulca)
Nuri Bey (Conker)
Fethi Bey (Okyar)
Albay Neşet Bey bu subaylar arasındaydı. Enver Bey
Trablus'ta yerli Arapları teşkilatlandırarak savunmaya katılmalarını sağladı ve Askeri birlikleri üç komutanlığı ayırdı. Trablus Komutanlığı : Kurmay Albay Neşet Bey Bingazi Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Enver Bey Derne Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal Seyahati sırasında binbaşılığa yükselen Mustafa Kemal
8 Aralık 1911'de Trablusgarp'a geldi. 22 Aralıkta Tobruk Savaşı'nı kazandı. Derne'de 16/17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralandı. Bir ay hastanede tedavi gören Mustafa Kemal
6 Mart 1912'de Derne komutanı oldu. Derne'de başarılı savunma muharebeleri yaptı.
Trablusgarp Savaşı
Balkan Savaşı'nın çıkması üzerine 15-18 Ekim 1921 tarihleri arasında
Osmanlı-İtalyan delegeleri arasında imzalanan Ouchy (Uşi) Barış Antlaşması ile sona erdi. Antlaşmaya göre Trablusgarp ve Bingazi tam bir İtalyan sömürgesi oldu. İtalya bununla da yetinmeyerek
5 Kasım 1911'de Trablusgarp ve Bingazi'yi topraklarına kattığını dünyaya duyurdu. Gönüllü subaylar Balkan Savaşında görev almak üzere İstanbul'a döndüler.
BALKAN SAVAŞLARI
Balkanlarda dört devlete (Bulgaristan
Yunanistan
Sırbistan
Karadağ)karşı savaşan Osmanlı devleti savaş sonucunda yenilmiş ve savaş sonrası yapılan Londra antlaşmasıyla tüm balkan topraklarını ve Trakya'daki topraklarını kaybetmiştir.
Ancak kısa bir süre sonra Balkan Devletlerinin Osmanlı devletinden aldıkları topraklar paylaşamamaları ve kendi aralarındaki anlaşmazlıklar nedeniyle II.Balkan Savaşı çıkmıştır.Osmanlı Devleti'de bu durumdan yararlanarak kaybettiği toprakları geri almak için harekete geçmiştir.Bu dönemde Balkan Savaşlarına katılmak amacıyla Trablusgarptan İstanbul'a dönen M.Kemal paşa Geliboluda görevlendirilmiştir.
II.Balkan Savaşı esnasında Trakyada Bulgarlara karşı verilen mücadeleye M.Kemal Bolayır kolordusu kurmay başkanı olarak katılmıştır.Bolayır kolordusu bulgarlara karşı büyük başarılar kazanmış ve Edirne'yi Bulgarlardan geri almıştır.Aynı yıl içerisinde M.kemel Sofya askeri ateşeliğine atandı.II.Balkan Savaşları sonucunda yapılan İstanbul antlaşmasıyla Meriç nehri sınır kabul edilmiş Böylece Osmanlı Devleti I Balkan Savaşında kaybettiği topraklardan bir kısmını geri almayı başarmıştır.
ÇANAKKALE SAVAŞLARI
I Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin en başarılı olduğu cephe Çanakkale Cephesidir. Dünya tarihinin en kanlı savaşı bu cephede cereyan etmiştir. İngiltere ve Fransa
müttefikleri Rusya'yla birleşerek savaşın seyrini lehlerine çevirmek istiyordu. Rus ekonomisi savaşın yükünü kaldıramaz hale gelmişti. İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak
Rus Ordusuna gerekli askeri yardımı ve malzemeyi en hızlı bir şekilde ulaştırmak
Kafkasya Cephesinde bunalan Rusya'yı rahatlatmak ve Türk Ordusunun geri çekilmesini sağlamak için Çanakkale Boğazına harekat düzenlediler.
İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı'ndan geçişlerine 18 Mart 1915'te başarıyla karşı konuldu. İtilaf Devletleri donanması ağır kayıplar verince
Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarıp kara muhaberelerini başlattılar. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini
Mustafa Kemal'in komuta ettiği birlik Conkbayırı'nda durdurdu. Bu başarı üzerine
Mustafa Kemal albaylığa yükseltildi. General Harrington komutasındaki İngiliz birlikleri 6-7 Ağustos 1915'te tekrar taarruz etti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal
9-10 Ağustos 1915'te 1. Anafartalar Zaferi'ni kazandı Bu zaferi
17 Ağustosta Kireçtepe
21 Ağustos'ta 2. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşı'na katılan Türk Ordusu'ndan
çoğu öğrenim çağında 253.000 subay
er ve erbaş şehit oldu. Çanakkale'nin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızlar da
arkalarında Türkler kadar kayıp bıraktılar. 19/20 Aralık 1915'te Anafartalar ve Arıburnu'ndan
8-9 Ocak 1916'da Seddülbahir'den kesin olarak çekildiler.
ARIBURNU MUHAREBELERİ
Arıburnu'ndaki Anzak Kolordusunun Nisan'da yaptığı çıkarmanın temel amacı önce
Kabatepe ile KüçükArıburnu arasındaki kumsallık bölgeye çıkmaktı. İlk aşamada Conkbayırı- Kocaçimentepe çizgisi denetim altına alınıp
oradan Maltepe bölgesi ele geçirilecek
böylece
Kuzeyde'ki Türk kuvvetlerinin Güneyde
Seddülbahir bölgesindeki Türk birliklerine yardımı engellenmiş olacaktı.
25 Nisan sabahı savaş gemilerinin
Türk mevzilerini sürekli vuran koruyucu ateş altında
Anzak Kolordusu'nun 1. Tugayından 1500 kişilik ilk hücum dalgası
çıkarma botlarının bir şekilde kuzeye kayması sonucu
saat 05.00'te
Kabatepe bölgesi yerine Arıburnu Kesimine
çıkmak zorunda kalır.Bu noktada kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının direnişine karşın
karaya çıkan Anzak birlikleri belirli bir noktaya kadar ilerler. Diğer taraftan
Bigalı'da bulunan ordu yedeği 19. Tümen
24-25 Nisan gecesi Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi. Gün ağarırken
Arıburnu yönünden top seslerinin gelmesi üzerine
19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal
bir çıkarma yapıldığını anlayıp durumu Ordu Komutanına bildirir
ancak bir yanıt alamaz.
Durum çok kritiktir. Mustafa Kemal
kıyıda çok zayıf gözetleme ve koruma birlikleri olduğunu düşünerek ve geniş bir sahile yayılmış olan 27. Alayın da
ağır kayıplar verdiği haberini alınca
düşmanın Conkbayırı-Kocaçimentepe çizgisi ve uzantısını ele geçirmesi durumunda
onarılamayacak durumlarla karşılaşacağını kavrar. Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek
57.Alayı bir batarya ile Kocaçimentepe yönünde harekete geçirir. Kendisi de durumu izlemek üzere Conkbayırı'na çıktığında
Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini görür.
O anı Mustafa Kemal
Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.
“...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta
kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:
-Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.
-Efendim düşman dediler!
-Nerede?
-İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım
askerler on dakika istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye gelmiş...Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum
bilinçli bir düşünme ile midir
yoksa önsezi ile midir
bilmiyorum. Kaçan askerlere:
- Düşmandan kaçılmaz
dedim.
- Cephanemiz kalmadı
dediler.
- Cephaneniz yoksa süngünüz var
dedim.
Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla' benim bulunduğum yere gelmeleri için
yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca
düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an
bu andır...”
Gerçekten de
çekilen Türk askerleri mevzi alınca
karşı taraf ta mevzi alıp duraklar. Böylece
57. Alay Öncü Bölüğü'nün Conkbayırı'na yerleşmesi için gereken süre kazanılmış olur. İşte bu an
Çanakkale Savaşları Kara Harekatı'nın kaderini belirleyen önemli anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü oynayan kişi ise
tartışmasız Mustafa Kemal'dir. Bu husus
Çanakkale Savaşları tarihiyle uğralan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından doğrulanıp vurgulanmaktadır.
Daha sonra
Kolordu Komutanı Esat Paşa'nın izniyle
27. Alay'dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal
karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay'a şu emri verir :
“ Ben size taarruz emretmiyorum
ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında
yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”
25 Nisan 1915 günü
vakit ikindiye yaklaşırken
ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki
27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler
kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken
Anzak Kolordusu'nun sahile çıkan Tümeni
Arıburnu'nun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat
1915'in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca
Conkbayırı- Kocaçimentepe-kabatepe bölgelerinde
tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla
yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir. Bu çarpışmalar sırasında Türkler de
Anzaklar da ağır kayıplar vermişlerdir. Ağustos ile birlikte ise savaş şiddetli çarpışmalara dönüşür. Tıpkı Seddülbahir'de olduğu gibi
Anzak ordusu da taarruz hedeflerine varamamış
çıktıkları yerlerde 3- 4 km .lik bir mesafe ilerleyip
boşaltmaya kadar da o noktada kalmışlardır.
ANAFARTALAR MUHAREBELERİ
25 Ağustos 1915'ten Ağustos sonuna kadar
Müttefikler hem Seddülbahir hemde Arıburnu'nda başarılı olamayınca
Çanakkale Boğazı'nı
geriden sarkarak ele geçirmek amacıyla harekete geçerler. Bu arada General Hamilton
Türk Ordusu'nun gerilerine sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için
Büyük ve Küçük Kemikli Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp
Anafartalar'da üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef
Conkbayırı ve Koçaçimentepe blokunu ele geçirerek buradan ilerleyip
çanakkale Boğazı'na inerek hakim olmaktır. Bu amaçla da
9.İngiliz Kolordusu'nu
6-7 Ağustos gecesi karanlıktan yararlanarak bölgeye çıkartır. Amaç
sabah gün ağarmadan von Sanders
Saros Grup Komutanına 7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar kesimine gitmesini ve karaya çıkan İngiliz birliklerine 8 Ağustos sabahı erkenden taarruz edilmesi emrini verir. Anafartalar Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmer'e de
Saros'dan iki tümenin gelişine kadar
İngilizlerin ilerleyişine engel olunmasını emreder.
Liman von Sanders
bundan sonra
Kurmay Albay Mustafa Kemal'i
8 Ağustos 1915 günü saat 21.45'de
Anafartalar Grup Komutanlığına atar. Anafartalar Grup Komutanı Kurmay Albay Mustafa Kemal
9 Ağustos sabahı
12. tümenle 9. İngiliz Kolordusuna. 7.Tümenle de Anzak Kolordusu ile işbirliği yapmasına engel olmak amacıyla
damakçılık Bayırı yönünde saldırıya geçer. Her iki tümenin saldırıları da başarılı olur. İngiliz Birlikleri
beklemedikleri bu karşı Türk taarruzu ile şaşkına dönmüş
ağır kayıplar verirler.
Birinci Anafartalar Muharebeleri olarak adlandırılan bu harekat sonunda
durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir: “...Gerçekte
düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle Kireçtepe-Azmak arasında yenmiş
Tuzla Gölüne kadar takip ederek orada tesbit etmiştim
Diğer taraftan yeni çıkan birliklerle güçlendirilen 9. İngiliz Kolordusu
Anafartalar yönünde iki kanat harekatı daha denediyse de başarılı olamamıştır. Ancak
Türkler açısından bu bölgede durum
savunulması güç bir konum olduğu için tehlikeli sayılırdı. Tehlikeli durumu düzeltmek için Liman von Sanders
Kuzey Grubundaki 8 Tümeni iki alayla takviye ederek
Anafartalar grup Komutanı Mustafa Kemal'in emrine verir. Tümen karargahına 9-10 Ağustos gecesi gelen Grup Komutanı Mustafa Kemal
takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı karanlıkta
sadece süngü kullanarak hücuma geçirir. İngilizlere çok ağır kayıplar verdirilerek harekat başarılı olur. Daha sonra
savunma yapılabilecek ek arazinin ele geçirilmesi üzerine
ulaşılan bu ileri çizgide de destek ve güçlendirmeler yapılarak savunmaya geçilir. Böylece
diğer bölgelerde olduğu gibi Anafartalar Bölgesinde de savaş
boşaltmaya kadar
siper ve mevzi savaşına dönüşmüş olur. Diğer bir deyişle
General Hamilton'un İkinci Planı da başarısız olmuş
hedefine ulaşmamıştır.
Çanakkale Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli bir diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar sırasında
Türkler mertçe
dürüstçe ve kahramanca çarpışmış
insancıl meziyetlerini ve güçlü kişiliklerini sergilemişlerdir. İster Seddülbahir'de
ister Suvla'da ya da
Anafartalar'da olsun durum aynıdır. rneğin Kızılhaç çadırları ve hastane gemileri
yaralı taşıyan botlar
ya da sedyeleri hedef alan atışlar yapılmamıştır.Tepeler Türklerin elinde olmasına ve olumlu doğa koşullarına karşın
düşmanın sürekli olarak çekindiği zehirli gaz kullanılmamış
su kaynakları zehirlenmemiş
bu yöntemler hiçbir zaman mert ve dürüstçe bir tutum sayılmamıştır.
MUSTAFA KEMAL Anlatıyor :
"10 Ağustos 1915. Conkbayırı'nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler
hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış
tan ağarmak üzere idi. 8. Tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım. Mutlaka düşmanı mağlup edeceğinize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin evvela ben ileri gideyim. Size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız dedim. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20- 30 metre yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı'nda çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 04.30'da kıyametler kopmuştu İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephelerde
karanlıkta gökleri yırtıyordu. Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı
sarsıldım elimi göğsüme götürdüm kan akmıyordu. Olayı Yb. Servet Bey'den başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu şarapnel
kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı. Aynı gün gece yani 10 Ağustos günü beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman von Sanders Paşaya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış ve heyecanlanmıştı. Kendileri de altın cep saatini bana hediye ettiler. Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve Çanakkale'nin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular
MaSaL
Açık Profil bilgileri
MaSaL - Özel Mesaj gönder
MaSaL - Daha fazla Mesajını bul