Konu
:
Türkiye-AB İlişkileri Tarihçesi
Tekil Mesaj gösterimi
12-28-2006, 03:43 PM
#
1
(
permalink
)
MYTH
Mareşal
Türkiye-AB İlişkileri Tarihçesi
ANKARA ANLAŞMASI VE KATMA PROTOKOL:
Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin neredeyse 40 yıllık bir geçmişi vardır. Türkiye
Avrupa Ekonomik Topluluğunun 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra Temmuz 1959'da Topluluğa tam üye olmak için başvurmuştur.
Cumhuriyetimizin kurulmasından bu yana
hatta daha öncesinden beri
batılılaşma ile modernleşmenin eş tutulması
özellikle ikinci Dünya Savaşından sonra Avrupa kıtasında veya onu merkez alarak kurulan siyasi ve güvenlik oluşumlarının tümüne katılmaya ülkemizi yöneltmiştir. Bu suretle Türkiye
Avrupa Konseyi
OECD ve NATO'ya girmiştir. Aynı neden
Türkiye'yi Avrupa'nın bu en iddialı entegrasyon hareketine karşı kayıtsız kalmamaya sevketmiştir. Dolayısıyla
Avrupa ile entegrasyonun başlangıçtan itibaren ülkemiz için ekonomikten ziyade politik amaçları olduğu söylenebilir.
Tam üyelik başvurumuza o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu tarafìndan verilen cevapta
Türkiye'nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı bildirilmiş ve tam üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanması önerilmişti. Sözkonusu anlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara'da imzalanmıştır.
Ankara Anlaşmasının önsözünde Türk halkının yaşam standardının yükseltilmesi amacıyla Avrupa Ekonomik Topluluğunun sağlayacağı desteğin ilerdeki bir tarihte Türkiye'nin Topluluğa katılmasına yardımcı olacağı belirtilmektedir. 28. maddede ise
"Anlaşmanın işleyişi
Topluluğu kuran Antlaşmadan doğan yükümlülüklerin tümünün Türkiye tarafından üstlenebileceğini gösterdiğinde
Akit Taraflar
Türkiye'nin Topluluğa katılması olanağını incelerler" denmektedir. Bundan da görüleceği üzere Ankara Anlaşmasì uyarınca kurulan Türkiye-AB ortaklık ilişkisinin nihai hedefi Türkiye'nin Topluluğa tam üyeliğidir.
Anlaşma
hazırlık dönemi
geçiş dönemi ve nihai dönem olarak üç devre öngörmüştür. Geçiş döneminin sonunda ise gümrük birliğinin tamamlanması planlanmıştır. Anlaşmada öngörülen Hazırlık döneminin sona ermesiyle birlikte
13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokolde geçiş döneminin hükümleri ve tarafların üstleneceği yükümlülükler belirlenmiştir.
Ancak gerek Ankara Anlaşması gerek Katma Protokol öngörüldüğü şekilde uygulanamamıştır. Bunun sorumluluğunu Türkiye ile Topluluk arasında paylaştırmak gerekir. Ülkemiz 1970'li yıllarda içinde bulunduğu ekonomik krizler ve bazı siyasi tercihlerle Katma Protokol'den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmıştır. O tarihlerde yaygın olan kanaat
AET ile ilişkinin bir çeşit sömürü düzeni kurmakta olduğu
pazarımızı Topluluk ürünlerine açmanın sanayileşmemizi ve kalkınmamızı baltalayacağı
dolayısıyla koruma duvarlarının muhafaza edilmesi gerektiği yolundaydı. Başka bir deyimle
AB ile ortaklık ilişkimizin ve gümrük birliğinin temsil ettiği kalkınma modeli dışarıya açık
bütünleşmeyi öngören bir model iken
1970'li yılların tamamı boyunca bu modelin tam tersini sembolize eden içe dönük
ithalat ikamesine dayalı politikalar uygulanmıştır. Türkiye kendi yükümlülüklerini yerine getirmemeye ve Toplulukla ilişkilere soğuk bakmaya başlayınca
Topluluk da kendi yükümlülüklerini aksatmaya ve ortaklık ilişkisinin geliştirilmesi istikametinde çaba harcamaktan kaçınmaya başlamıştır.
Başlangıçta sadece ekonomik olan sorunlar
12 Eylül döneminde ve Yunanistan'ın 1980'de Topluluğa tam üye olmasıyla siyasi boyutlar da kazanmaya başlamıştır. Topluluk-Türkiye ilişkileri dondurulmuş ve mali işbirliğine son verilmiştir. Katma Protokolün ise sadece ticari hükümleri işlemeye devam etmiş
diğer bütün hükümleri atıl kalmıştır.
GÜMRÜK BİRLİĞİ:
1983 yılında Türkiye'de sivil idarenin yeniden kurulması ve 1984 yılından itibaren ülkemizin ithal ikamesi politikalarını hızla terkederek dışa açılma sürecini başlatması ilişkilerimizi yeniden canlandırmıştır. Türkiye bir taraftan 14 Nisan 1987'de AB'ne tam üyelik müracaatında bulunmuş
diğer taraftan ertelenmiş bulunan gümrük vergileri uyum ve indirim takvimini 1988 yılından itibaren hızlandırılmış bir şekilde yeniden yürürlüğe koymuştur.
AB Komisyonu tam üyelik müracaatımıza 1989 yılında verdiği yanıtta
Türkiye'nin AB'ne üyelik konusundaki ehliyetini kabul etmekle birlikte
Topluluğun kendi içindeki derinleşme sürecini tamamlanmasına ve gelecek genişlemesine kadar beklenmesini ve bu arada Türkiye ile gümrük birliği sürecinin tamamlanmasını önermiştir. Bu öneri tarafımızdan da olumlu değerlendirilmiş ve gümrük birliğinin Katma Protokolde öngörüldüğü şekilde 1995 yìlìnda tamamlanmasì için gerekli hazırlıklara başlanmıştır. İki yıl süren müzakereler sonunda 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Gümrük Birliğinin tamamlanmasıyla ülkemiz AB ülkeleriyle entegrasyon istikametinde çok önemli bir merhale katetmiştir. En azından
Türk ekonomisi ve sanayii gümrük birliğini tamamlayarak altından kalkılamayacak bir yük üstlenmediğini ispatlamış
dolayısıyla tam üyeliğin gerektireceği yükümlülükleri de zaman içinde üstlenebileceğini göstermiştir. Bir yerde Gümrük Birliği ülkemiz için bir test olarak görülebilir. Türkiye
AB ile Gümrük Birliğine girebilmiş tek üçüncü ülkedir. Ticaret açığının önemli ölçüde büyümesine rağmen ekonomi
Gümrük Birliğinden kaynaklanan yükü rahatlıkla kaldırabileceğini göstermiştir. Ancak
Gümrük Birliğinin sorunsuz yürüdüğü de söylenemez. Bir kere
AB Gümrük Birliği ile birlikte ülkemize karşı üstlendiği bazı yükümlülükleri yerine getirmemiştir. AB
Gümrük Birliği kararının kabul edildiği Ortaklık Konseyi toplantısında üstlendiği ve ülkemize 4-5 yıllık bir dönem içinde 2
5 milyar EURO'ya varan mali yardım yapma yükümlülüğünü yerine getirememiş
aynı şekilde kurumsal alanda entegrasyonu kolaylaştırmak amacıyla öngörülen bazı tedbirleri alamamıştır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilememiş olmasının başlıca iki nedeni vardır. Birisi Yunanistan'ìn
diğeri Avrupa Parlamentosunun muhalefetidir. Türkiye tabiatıyla bu taahhütlerin yerine getirilmesi üzerinde ısrar etmeye devam etmektedir. Zira bunlar Gümrük Birliği anlaşması paketinin bir parçasını teşkil etmekte olup
yerine getirilmemeleri ilişkimizin dengesini bozma sonucunu doğurmaktadır.
AVRUPA BİRLİĞİ'NİN GENİŞLEME SÜRECİ VE TÜRKİYE
Avrupa Birliği 1993 Kopenhag Zirve Toplantısında aldığı kararlar uyarınca eski Varşova Paktı ülkeleri olan Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerini kapsayan bir genişleme süreci başlatmıştır. AB Komisyonunun genişlemeye ilişkin stratejisine esas teşkil etmek üzere hazırladığı öneriler 16 Temmuz 1997 tarihinde "Gündem 2000" başlıklı bir raporda açıklanmıştır. Raporda MDAÜ ve GKRY'nin iki dalga şeklinde 2000'li yìllarda AB'ne tam üye olmaları öngörülmüştür. İlk dalgada Kopenhag kriterleri dediğimiz kriterlere - demokrasi
insan hakları
ekonomik gelişme
Topluluk müktesebatını benimseme- en fazla uyum gösterebilme yeteneğine sahip olduğu değerlendirilen
Polonya
Macaristan
Çek Cumhuriyeti
Slovenya ve Estonya
sözkonusu kriterlere göre daha geri bir durumda bulunan ikinci dalgada ise Slovak Cumhuriyeti
Litvanya
Letonya
Bulgaristan ve Romanya yer almıştır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de daha önce alınan bir kararla sözkonusu genişlemenin içine dahil edilmiştir. Türkiye ise genişlemenin kapsamına alınmamıştır. Gündem 2000 raporunda ülkemiz ile ilgili olarak
Gümrük Birliğinin tatminkar bir biçimde işlediği ve AB ile ülkemiz arasında ilişkilerin geliştirilmesi için sağlam bir dayanak teşkil ettiği
ancak siyasi durumun
mali işbirliği ile siyasi diyalogun 6 Mart 1995 tarihinde kararlaştırıldığı şekilde sürdürülmesine imkan vermediği
Gümrük Birliğinin uygulamasının ülkemizin bir çok alanda AB müktesebatını başarıyla üstlenebileceğini gösterdiğini
buna karşılık ekonomimizin makro ekonomik istikrarsızlık kıskacını kıramadığı ifade edilmiştir. Siyasi konularda ise insan hakları ve Güney Doğu sorunu ile ilgili bilinen görüşler tekrar edilmiş ve bu soruna askeri değil
siyasi bir çözüm bulunması gerektiği ifade edilmiştir.
Gündem 2000 raporunun açıklanmasını izleyen dönemde Türkiye AB üyesi ülkeler ve AB Komisyonu düzeyinde yoğun ikili temaslar gerçekleştirmiştir. Bütün bu görüşmelerde Türkiye
Komisyonun kendisini AB'nin halihazır genişleme sürecinden dışlayan Gündem 2000'deki önerileri hakkında olumsuz görüşlerini ortaya koyarak
AB'nin bu yönde bir tutum almasının Türkiye-AB ilişkilerinin müktesebatıyla ciddi biçimde çelişeceğini vurgulamış ve Lüksemburg Zirve Toplantısından beklentilerini aşağıdaki biçimde ortaya koymuştur:
-Türkiye'nin AB'nin genişleme sürecine dahil olduğunun resmen ilanı.
-Türkiye'nin uygun bir katılma öncesi stratejisi ile desteklenmesi.
-Türkiye'nin Avrupa Daimi Konferansına diğer adaylarla eşit statüde katılması.
LÜKSEMBURG ZİRVESİ:
12-13 Aralìk 1997 tarihlerinde Lüksemburg'da yapılan Avrupa Birliği Zirvesinde kabul edilen Sonuç Bildirisinin en önemli bölümü genişleme konusuna ayrılmıştır. Bu bildiri
genelde Komisyonun Gündem 2000 raporunda yaptığı önerileri benimsemekle birlikte
ülkemiz için bunun ötesine giden bir içerik taşımıştır.
Lüksemburg Zirvesi sonrasında varılmış bulunan noktaya bakıldığında Türkiye açısından şu unsurlar göze çarpmaktadır:
- Türkiye'nin tam üyeliğe ehliyeti bir kez daha teyid edilmiştir.
- Avrupa Birliği
Türkiye'yi tam üyeliğe hazırlamak için bir strateji tesbitini kararlaştırmıştır. Bu stratejide
Ankara Anlaşmasında öngörülmüş bulunan imkanların geliştirilmesi
Gümrük Birliği'nin güçlendirilmesi
mali işbirliği ve mevzuat uyumu gibi unsurlara yer verilmesi ve gelişmelerin düzenli olarak Ankara Anlaşmasì'nìn 28. maddesi Kopenhag kriterleri ve AB'nin 29 Nisan 1997 tarihli deklarasyonu çerçevesinde gözden geçirilmesi öngörülmüştür.
-Bunlara karşılık
Türkiye ile AB arasìndaki ilişkilerin güçlendirilmesinin aynı zamanda ülkemizdeki siyasi ve ekonomik reformların sürmesine
Yunanistan ile iyi ve istikrarlı ilişkilere sahip olunmasına ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla BM gözetimindeki müzakerelerin desteklenmesine bağlı olduğu vurgulanmıştır.
Hükümetimiz Lüksemburg Zirvesinin ertesi günü 14 Aralık 1997 tarihinde yaptığı açıklamada
AB'nin Türkiye yönelik yanlı ve ayırımcı tutumunu kınamìş
bununla birlikte ülkemizin tam üyelik hedefini muhafaza ettiğini ve AB ile var olan ortaklık ilişkilerinin sürdürüleceğini
ancak bu ilişkilerin geliştirilmesinin AB'nin yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlı olacağını
AB'nin mevcut zihniyet ve yaklaşımı değişmedikçe ilişkilerimizin ahdi çerçevesi dışındaki konuları AB ile ele almayacağımızı belirtmiştir. Müteakiben yapılan açıklamalarda
AB ile siyasi diyaloğun
ilişkilerimizin gelişmesine engel oldukları iddia edilen
Kıbrıs sorunu
Türk-Yunan ilişkileri ve insan haklarì dahil olmak üzere Türkiye'nin iç meselelerini bundan böyle kapsamayacağı belirtilmiştir. Ayrıca
ilk oturumunu 12 Mart 1998 tarihinde Londra'da yapan Avrupa Konferansı'na ülkemizin katılmayacağı
bu arada gümrük birliğinin Ortaklık Anlaşmalarımızda öngörüldüğü şekilde sürdürüleceği
AB tarafìnìn Lüksemburg Zirvesinin sonuç bildirisinde yapmayı üstlendiği
gümrük birliğinin derinleştirilmesine ve Ankara Anlaşmasının sağladığı imkanların kullanılmasına yönelik tekliflerin beklendiği ifade edilmiştir. Bu suretle ilişkilerimizin içinde bulunduğu durumdan çıkış yolunun AB'nin göstereceği siyasi iradeye bağlı olduğu karşı tarafa ifade edilmiştir.
Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz Lüksemburg Zirvesinden sonraki dönemde yukarıda belirtilen Hükümet açıklaması çerçevesinde yürütülmüştür. Bu dönemde Komisyon Lüksemburg Zirvesinde kendisine verilen yönerge gereğince 4 Mart 1998 tarihinde Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesini konu alan bir strateji belgesini açıklamıştır. Sözkonusu raporun giriş bölümünde
bu stratejinin uygulanmasıyla Türkiye'nin AB'nin genişleme sürecinde yer alacağı bildirilmiştir. Aynı bölümde
tarafımızdan eleştiri konusu yapılan
mali işbirliği alanındaki AB taahhütlerine de değinilmiş ve stratejide yer alan unsurların gerçekleşmesinin AB'nin Türkiye'ye taahhüt ettiği mali yardımların yürürlüğe konulması ile mümkün olabileceğine dikkat çekilerek
bu konuda yetkili bulunan Konseyin sözkonusu yardımları gecikmeksizin kullanılabilir hale getirecek düzenlemeyi yapması istenmiştir.
CARDIFF VE VİYANA ZİRVELERİ:
15-16 Haziran 1998 tarihinde gerçekleşen AB Cardiff Zirvesi sonunda yayınlanan Başkanlık Sonuç Belgesinin genişleme ile ilgili bölümünde
Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin genişleme sürecindeki konumunu nisbi şekilde iyileştiren bir usluba yer verildiği görülmüştür. Belgede
bu kere Türkiye'nin "üyelik için ehil" olduğu ifadesinden vazgeçildiği
bunun yerine zìmni bir şekilde "üyelik adayı" tanımlanmasının getirildiği gözlenmektedir. Bu çerçevede
adaylarìn tam üyeliğe hazırlanma durumunu incelemek üzere kurulmuş bulunan ve AB Komisyonunun her aday için 1998 yılı sonunda bir rapor sunmasını öngören devrevi gözden geçirme mekanizmasına Türkiye de dahil edilmiş ve Türkiye için hazırlanacak raporun 1963 Ankara Ortaklık Anlaşmasının tam üyeliğimizi öngören 28. maddesi ve Lüksemburg Başkanlık Kararlarını temel almasì öngörülmüştür. Belgede ayrıca
Komisyon tarafından Türkiye'yi tam üyeliğe hazırlamak için sunulan "Avrupa Stratejisi" onaylanmış
bu stratejinin Türkiye'nin önerileriyle de zenginleştirilebileceği vurgulanarak
hayata geçirilmesi için Komisyondan
gerekli mali desteğin sağlanması amacıyla çözüm yolları bulunması istenmiştir.
Belgede yer alan bu olumlu unsurların genişleme sürecindeki konumumuzda nisbi nitelikte bir iyileştirme yaptığı
ancak bunun Lüksemburg'da Türkiye'ye karşı yapılan ayırımcı muameleyi izale edecek bir düzeyde olmadığı ve ülkemizin adaylığının kabul edilmesinin ilave siyasi koşullara bağlanmasını kabul edemeyeceğimiz 17 Haziran 1998 tarihinde yapılan Bakanlık açıklamasında dile getirilmiştir. Açıklamamızda ayrıca
14 Aralık 1997 tarihli Hükümet Açıklamasında ortaya konulan parametrelerin halen geçerli olduğu da vurgulanmıştır.
Öte yandan AB Komisyonu
Cardiff kararları doğrultusunda
diğer aday ülkelerle birlikte Türkiye için de hazırladığı ilerleme raporunu 4 Kasım 1998 tarihinde Türkiye'ye tevdi etmiştir. Rapor bazı önyargılı ifade ve tesbitler içermekle birlikte
Komisyon tarafından Türkiye'nin aday ülke olarak algılandığının bir göstergesi sayılabilir. Ancak bu konuda 11-12 Aralık 1998 tarihlerinde yapılan Viyana Zirvesi'nde de önemli bir gelişme kaydedilmemiştir.
KÖLN ZİRVESİ
Almanya'da Ekim 1998'de işbaşına gelen Sosyal Demokrat-Yeşiller Koalisyonu'nun
Türkiye-AB ilişkileri konusunda bir önceki hükümete kıyasla daha olumlu ve görüşlerimize müzahir bir yaklaşìm benimsediği görülmüştür. Bu husus
Köln Zirvesi öncesinde
İngiltere ve Avusturya Dönem Başkanlıkları sırasında uygulanandan farklı olarak
Alman Dönem Başkanlığı ile daha yakın temaslar kurulmasını sağlamıştır. Bu çerçevede
Başbakan Bülent Ecevit ile Almanya Başbakanı Schroeder arasìnda Köln Zirvesinde Türkiye'nin adaylığının tescili kosunuda bir mektup teatisinde bulunulmuş ve AB'den beklentilerimiz ayrıntıları ve gerekçeleriyle ortaya konulmuştur.
Bununla birlikte
3-4 Haziran 1999 tarihlerinde Köln'de yapìlan AB Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde Almanya tarafından hazırlanan ve Türkiye'nin beklentilerini karşılayabilecek nitelikteki taslak metin
İngiltere ve Fransa'nın desteğine rağmen
Yunanistan'ın ve diğer bazı üye ülkelerin olumsuz tutumları neticesinde kabul edilmemiştir.
Bu gelişme üzerine Dìşişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı tarafından 4 Haziran 1999 günü yapılan açıklamada
Alman Dönem Başkanlığının gayretlerinin memnuniyetle karşılandığı
ancak AB'nin Türkiye'ye yönelik ayrımcı politikasında herhangi bir değişiklik meydana gelmemesi sebebiyle
Türkiye'nin de AB ile ilişkilerinde
Hükümet tarafìndan 14 Aralık 1997 tarihinde yapılan açıklama ile belirlenen yaklaşımın değişmeyeceği bildirilmiştir.
17 AĞUSTOS DEPREMİ ERTESİNDEKİ GELİŞMELER
a. Deprem Yardımları
İzmit depreminin ardından AB ülkelerinden münferiden ve Komisyon aracılığıyla gelen yardımlar
ayrıca Yunanistan'ın davranışı
Türkiye-AB ilişkilerinin de yumuşamasına yol açmıştır. Fin Dışişleri Bakanı Halonen
Komiser Van der Broek ile 27 Ağustos 1999 tarihinde Ankara'ya gelerek
yardımlar bakımından somut bir gösteride bulunmuştur.
4-5 Eylül 1999 tarihlerinde Finlandiya'nın Saariselka kasabasında yapılan Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları Gayri Resmi toplantısında
deprem vesilesiyle tekrar gündeme gelen Türkiye ile mali işbirliği konusu ve ayrıca AB'nin genişlemesi bağlamında Türkiye'nin adaylığı ele alınmıştır. Ancak bu konuda Saariselka'dan herhangi bir karar çıkmamıştır. Aynı toplantıda deprem felaketi nedeniyle verilmiş bulunan 4 milyon Euro tutarındaki acil yardıma ilaveten
Türkiye'ye insani yardım ve yeniden yapılanma için 30 milyon Euro ve Avrupa Yatırım Bankasından 500-600 milyon Euro kredi sağlanması kararlaştırılmıştır.
b. AB Komisyonunca açıklanan ikinci İlerleme Raporu
AB Komisyonu'nun
Cardiff Zirvesi kararları uyarınca
aday ülkeler hakkında hazırladığı raporlardan ikincisi
13 Ekim 1999 tarihinde Komisyon Başkanı Romano Prodi tarafından açıklanmıştır. Türkiye
bu raporda
bu kez tam üyeliğe aday gösterilmiş ve Lüksemburg Zirvesinde diğer ülkeler için yapılmış olduğu gibi
ülkemize de somut bir Katılma Ortaklığı Stratejisi önerilmiştir.
c. AB Devlet ve Hükümet Başkanları Tampere Özel Zirvesi
Adalet ve içişleri konularının ele alındığı AB Devlet ve Hükümet Başkanlarının Özel Zirve Toplantısı 15-16 Ekim 1999 tarihlerinde Finlandiya'da Tampere kentinde yapılmıştır. Zirve'de ayrıca
genişleme ve bu kapsamda Türkiye'nin AB'ne adaylığı
konusu da gayrıresmi olarak ele alınmıştır.
d. Sayın Bakanımızın AB üyesi ülkelerin Dışişleri Bakanlarına verdiği yemek
İstanbul'da 18-19 Kasım 1999 tarihlerinde gerçekleştirilen AGİT Zirvesi'nin ardından Dışişleri Bakanı Sayın İsmail Cem
AB üyesi ülkelerin Dışişleri Bakanları'na İstanbul'da bir öğle yemeği vermiştir. Sözkonusu yemekte
10-11 Aralık 1999 - Helsinki AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde Türkiye'nin AB'ne adaylık statüsü konusu ile Türkiye'de son dönemde kaydedilen gelişmeler ele alınmıştır.
AB HELSİNKİ DEVLET VE HÜKÜMET BAŞKANLARI ZİRVESİ
Türkiye
10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki'de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde oybirliği ile Avrupa Birliği'ne aday ülke olarak kabul ve ilan edilmiş
diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir.
Helsinki Zirvesi kararlarına göre
Türkiye
diğer aday ülkeler gibi bir Katılım Öncesi Stratejisinden yararlanacaktır. Böylece
Türkiye topluluk prgramları ve ajansları ile
aday ülkeler ile Birlik arasında
katılım süreci çerçevesinde yapılan toplantılara katılma imkanına sahip olacaktır. Zirve Sonuç Bildirisi ayrıca
önceki AB Konseyi kararları çerçevesinde bir katılım ortaklığı hazırlanmasını öngörmektedir. Bu ortaklığın aynı zamanda
siyasi ve ekonomik kriterleri ile
üye ülke olmanın gerektirdiği yükümlülükler ışığında ve AB müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Ulusal Program ile birarada
katılım hazırlıkları üzerinde yoğunlaşacağı belirtilmiştir. Komisyon ayrıca
Türk mevzuatının Topluluk müktesebatıyla uyumlaştırılması amacıyla
müktesebatın analitik incelenmesi sürecini hazırlamakla görevlendirilmiş
öte yandan
katılım öncesine yönelik mali kaynakların eşgüdümü için tek bir çerçeve sunmaya çağrılmıştır.
HELSİNKİ ZİRVESİ SONRASI YAŞANAN GELİŞMELER
Türkiye’nin AB’ne adaylığının hukuki zeminini oluşturan Katılım Ortaklığı Belgesi ve Çerçeve Yönetmelik’in 2001 yılı başlarında AB Konseyince onaylanmasının ardından ülkemiz AB Müktesebatının Üstlenilmesine ilişkin Ulusal Programı 26 Mart 2001 tarihinde Komisyona tevdi etmiştir. AB ile ilişkilerimiz bu tarihten itibaren sözkonusu belgelerde kayıtlı önceliklerimiz kapsamında şekillenmeye başlamıştır. Ulusal Program
Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yeralan kısa ve orta vadeli önceliklere geniş bir şekilde cevap vermekte olup
Programın hayata geçirilmesi konusunda çalışmalar devam etmektedir.
Bu gelişmeleri takiben
26 Haziran 2001 tarihinde 40. Ortaklık Konseyi
Lüksemburg’da toplanmıştır. Helsinki Zirvesi sonrasında gerçekleştirilen bu ikinci Ortaklık Konseyi toplantısında
Türkiye’nin AB’ye katılım-öncesi stratejisi çerçevesinde kaydedilen gelişmeler değerlendirilmiş
Türkiye’nin Topluluk programlarına katılımı
TAIEX’e tam erişim
Gümrük Birliği çerçevesinde ticari konuların düzenli olarak ele alınmasına yönelik istişare mekanizmaları oluşturulması gibi bir dizi önemli karar alınmıştır. Bir sonraki Ortaklık Konseyi toplantısının 16 Nisan 2002’de yapılması öngörülmektedir.
2001 yılı içinde Ulusal Program’da öngörülen önceliklerin gerçekleştirilmesi için çalışmalar her alanda sürdürülmüştür. Siyasi kriterler alanında en önemli gelişmelerden birini TBMM’de Partilerarası Uzlaşma Komisyonu tarafından Anayasamızda yapılması gerekli değişikliklerle ilgili olarak hazırlanan 37 maddelik bir Anayasa Değişiklik Paketi oluşturmaktadır. Sözkonusu değişiklik önerilerinin 22 adedi Ulusal Programımızda yeralan önceliklerle örtüşmektedir. TBMM Genel Kurulunda 3 Ekim günü yapılan oylamada 34 maddeye ilişkin anayasa değişiklikleri kabul edilmiştir. Temel hak ve özgürlükler alanında yapılması öngörülen diğer anayasa değişiklikleri hakkında yeni bir paket üzerindeki çalışmalar devam etmektedir.
Ekonomik alanda
son yaşanan ekonomik krizle mücadele etmek amacıyla birçok reform gerçekleştirilmiştir. Bu reformlar Ulusal Programımızın bu alandaki öncelileriyle de birebir örtüşmektedir. Aynı zamanda
müktesebat uyumu için AB Genel Sekreterliği eşgüdümünde ilgili kuruluşlarımızın kapsamlı çalışmaları da yıl boyunca devam etmiştir.
Öte yandan AB de
Türkiye’nin Topluluk programlarına katılımı ve mali işbirliğinin daha etkin ve düzenli işlemesi için gerekli olan Tek Çerçevenin tamamlanmasına yönelik çalışmalarını 2001 yılı süresince sürdürmüştür. Sonuçta ilgili kararlar 17 Aralık 2001 tarihinde Konsey tarafından onaylanmıştır. Bu çerçevede
bundan böyle Türkiye-AB mali işbirliğinde PHARE prosedürleri uygulanacaktır. Öte yandan Topluluk programlarına ilişkin Çerçeve Anlaşma’nın onaylanmasını takiben Türkiye 2002 yılından itibaren Topluluk programlarına katılabilecektir.
LAEKEN ZİRVESİ
14-15 Aralık 2001 tarihlerinde Brüksel/Laeken’de gerçekleştirilen AB Laeken Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi Türkiye-AB ilişkileri açısından olumlu geçmiş ve üyelik yolunda önemli kazanımlar sağlamıştır. Sonuç Bildirgesinin 12. paragrafında yeralan
ülkemizle tam üyelik müzakerelerinin açılmasına yönelik ifadeler çerçevesinde Türkiye’ye üyelik yolunda verilen perspektif bunların başında gelmektedir. Öte yandan AGSP konusunda tarafımızdan atılan adımlar ile Kıbrıs konusundaki son gelişmeler Türkiye-AB ilişkilerine olumlu yönde yansımıştır. AB’nin geleceği konusunda oluşturulan Konvansiyon’a diğer adaylarla eşit statüde katılımımız ise diğer bir olumlu gelişmeyi oluşturmuştur.
AVRUPA’NIN GELECEĞİNE İLİŞKİN KONVANSİYON
Genişleme süreci kapsamında AB’nin gerçekleştirmesi gereken kurumsal reformları ele almak üzere Şubat 2000’de oluşturulan Hükümetlerarası Konferans (HAK) ve bunun bir sonucunu oluşturan Aralık 2000 tarihli Nice Zirvesi ile çalışmalar önemli bir mesafe katetmiştir. Bu konuda 19 Ekim 2001 tarihinde Belçika’nın Ghent şehrinde yapılan AB Gayrıresmi Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde
kurumsal reformlara ilişkin çalışmaları 2004 yılında sonuçlandıracak olan Hükümetlerarası Konferansla ilgili bir “Konvansiyon”un oluşumu ve çalışma usülleri ele alınmıştır. Konferansta
Konvansiyonun hazırlık sürecine üye ülkelerin ulusal parlamento ve hükümet temsilcileri
Avrupa Parlamentosu üyeleri
Komisyon temsilcileri ve sivil toplum örgütlerinin katılması
aday ülkelerin de Konvansiyona davet edilmesi Onbeşlerce kararlaştırılmıştır. Konvansiyon çalışmalarının Temel Haklar Şartı’nın statüsü
ulusal parlamentoların rolü
AB kurumları ve üye ülkeler arasındaki yetki paylaşımı
AB Antlaşmalarının sadeleştirilmesi konuları üzerinde yoğunlaşması öngörülmektedir.
Konvansiyon’un statüsü Laeken Zirvesinde yayınlanan bir Bildiri ile somutlaşmıştır. Buna göre Konvansiyon ilk toplantısını 1 Mart 2002’de yapacaktır. Aday ülkeler de üye ülkelerle aynı statüde Konvansiyon’a katılacak
bu çerçevede ülkemizden de biri hükümet temsilcisi
ikisi Parlamento üyesi olmak üzere üç temsilci sözkonusu oluşumda yer alacaklardır. Ancak aday ülkeler
üye devletler arasında oluşabilecek görüş birliğini engelleyemeyeceklerdir. Başkanlığına eski Fransa Cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing’in ve yardımcılıklarına eski İtalya Başbakanı G. Amato ve eski Belçika Başbakanı J.L. Dehaene’nin getirildiği başkanlık divanınca yönetilecek olan Konvansiyon
bir yıl sürecek çalışmalarının ardından Konsey’e
2004 yılında düzenlenecek HAK’ta yararlanılmak üzere
tavsiye niteliğinde kararlar sunacaktır. Konvansiyon’a paralel olarak
Avrupa’nın geleceği tartışmasına tüm Avrupa vatandaşlarının katılmasının teminen geniş bir yelpaze içinde sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden oluşacak bir forum teşkil edilmesi de kararlaştırılmıştır. Sözkonusu örgütlerin katkılarının tartışmaya girdi sağlaması benimsenmiştir. Avrupa’nın geleceği konusunda oluşturulan ve resmi bir statüye sahip olan Konvansiyon’a ülkemizin aktif olarak katılımı ve yapacağımız katkılar önem arzetmektedir.
Tarama Süreci
11 Nisan 2000 tarihinde
Lüksemburg’da yapılan Türkiye – Avrupa Birliği Ortaklık Konseyinde alınan karar uyarınca
AB müktesebatının analitik incelemesini gerçekleştirmek amacıyla 8 alt-komite kurulmuştur. Bu karara göre alt-komiteler Ortaklık Komitesine rapor sunmak zorundadır. Alt-komitelerin karar alma yetkileri yoktur. Alt-komite toplantılarının ikinci turu da tamamlanmıştır.
Ülkemizle ilgili bu yılki İlerleme Raporu Komisyon tarafından 13 Kasım 2001 tarihinde yayınlanmıştır. Raporun hazırlanma süreci içerisinde
Raporda
resmi anlamda bir tarama sürecine (screening) geçilmesi yönünde bir öneride bulunulmasına atfettiğimiz önem Komisyon yetkililerinin dikkatine değişik vesilelerle getirilmiştir. Zira
tarama sürecine geçilmesine ilişkin bir karar ancak Komisyonun önerisi üzerine
Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde alınabilmektedir.
Komisyonca daha önce hazırlanan çeşitli belgelerde
tarama sürecinin amacı
“müzakerelere başlamamış olan aday ülkeler açısından
AB müktesebatının daha iyi anlaşılması ve kademeli olarak benimsenmesini kolaylaştırarak
bu ülkelerin katılım hazırlıklarını hızlandırmak” şeklinde tanımlanmıştır.
Buna karşılık 2001 İlerleme Raporu
ülkemiz için tarama sürecinin başlatılması yerine
“mevcut yapı (alt-komiteler) içerisinde belirli sektörel konulara odaklanılması
bu alanlarda AB müktesebatının uyarlanması
uygulanması ve güçlendirilmesi konusunda daha ayrıntılı bir diyalog içine girilmesi ve taslak Türk mevzuatının AB uzmanları tarafından gözden geçirilmesi” şeklinde farklı bir yöntem ortaya koymuştur. Ülkemizle tarama sürecine geçilmeyişine gerekçe olarak
birçok AB Üyesinin
tarama sürecinin başlatılmasını üyelik müzakereleri ile eşdeğer gördüğü
Türkiye müzakerelere başlamak için siyasi kriterleri yerine getirmediği için
tarama sürecine de başlayamayacağı belirtilmektedir. Oysa
diğer adayların durumu incelendiğinde
tarama sürecine geçiş için yeknesak bir uygulamanın mevcut olmadığı bilinmektedir. Bir grup adayla (Slovakya
Litvanya
Letonya
Romanya
Bulgaristan) üyelik müzakerelerine başlanmadan önce tarama yapılmış
ikinci bir grup adayla (Macaristan
Polonya
Çek Cumhuriyeti
Estonya
Slovenya ve GKRY) ise
önce müzakerelere başlama kararı alınmış
bilahare tarama sürecine geçilmiştir. Hatta
Slovakya tarama sürecine geçildiğinde siyasi kriterleri karşılayamamıştır. Dolayısıyla
Komisyonun
tarama süreciyle müzakerelere başlanmasını irtibatlandıran yaklaşımının uygulamada dayanağı bulunmamaktadır.
Bu çerçevede
İlerleme Raporunda Türkiye için önerilen ve diğer adayların tabi tutulduğu uygulamalardan farklılık arzeden süreç
teknik anlamda müktesebata uyum konusunda daha derinleşmeye imkan tanıyacak olsa bile
siyasi açıdan ülkemizin beklentilerinin uzağında kalmıştır.
Öte yandan
İlerleme Raporuna bir ek halinde
alt-komite çalışmalarına ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmiştir. Alt-komitelerde Haziran 2000-Temmuz 2001 arasında gerçekleştirilen iki tur toplantılara dair bu değerlendirmeye göre
çalışmaların en çok Gümrük Birliği alanlarında gelişme gösterdiği
geri kalan alanlarda ise bir-iki konu dışında uzun ve derinlemesine faaliyetlere ihtiyaç bulunduğu belirtilmektedir.
2001 Yılı İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi
Avrupa Birliği Komisyonu tarafından aday ülkelerle ilgili olarak her yıl hazırlanan İlerleme Raporları bağlamında ülkemiz için hazırlanan dördüncü İlerleme Raporu 13 Kasım 2001 tarihinde açıklanmıştır. AB Komisyonu aynı zamanda
genişleme süreci çerçevesinde önümüzdeki dönemde izlenecek yönteme ilişkin önerilerini içeren Strateji Belgesini de yayınlamıştır.
İlerleme Raporları
sadece son bir yıl içinde aday ülkelerde gerçekleşen uygulamalar ile yapılması vaat edilen unsurların yerine getirilip getirilmediğini değerlendirmektedir. Bu açıdan bakıldığında ülkemiz için hazırlanan bu yılki Rapor öncekilere nazaran bu kere farklı bir kapsamda olmuştur. Rapordaki tespitlere bu kere
ülkemizin AB’ne katılım hazırlığının irdelendiği bir şekil ve içerikte yer verilmiş ve bu yaklaşım çerçevesinde diğer adaylar için yapıldığı gibi
Topluluğun tüm müktesebat alanlarını içeren bir değerlendirme yapılmıştır.
İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi
geneli itibariyle
yumuşak ve ülkemizdeki siyasi ve ekonomik reform çabaları teşvik eder bir üslupla kaleme alınmıştır. Ancak
Türkiye’nin halihazırda Kopenhag siyasi ve ekonomik kriterlerini karşılamaktan uzak bir noktada bulunduğu
üyelik süreci içerisinde hemen her alanda atılması gereken daha pekçok adım olduğu ve bunların
Ulusal Programın gözden geçirilmesi bağlamında
daha iyi bir öncelik sıralamasına tabi tutulmalarının ve sarih takvimlere bağlanmalarının gerektiği de
altı çizilerek vurgulanmıştır. Esasen Türkiye
gözden geçirilmiş yeni Ulusal Programını Mart 2002’de açıklamayı öngördüğünü
İlerleme Raporunun yayınlanmasından önce duyurmuştur.
İlerleme Raporunun siyasi bölümü ağırlıklı olarak insan hakları alanına teksif edilmiştir. Gerçekleştirilen tüm anayasa değişikliklerine rağmen
bunların uygulamasına ağırlık verilmiş ve bu uygulamayı görmeden bir değerlendirme yapılmasının uygun olmayacağı ifade edilmiştir. İnsan hakları alanında özellikle ifade özgürlüğü
F-Tipi cezaevleri
Avrupa İnsan Hakları mahkemesindeki davalar ve yolsuzlukla mücadeleye ağırlık verilmiştir. Bu bağlamda insan hakları ihlalleri ağırlıklı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında sıralanmıştır. Genel ifadelerle Türkiye’nin gerçekleştirilen değişikliklere rağmen Kopenhag siyasi kriterlerinin yerine getirmemiş tek aday ülke olduğunun altı çizilmektedir.
Ekonomik alanda
yaşanan iki mali krizin
Türkiye’nin Kopenhag ekonomik kriterlerini karşılama yönünde ilave ilerleme kaydedememesinde büyük rol oynadığı ve bu krizlerin ekonomideki iyileşmeyi durdurarak
önceki istikrar programının uygulanmasına engel olduğu vurgulanan Raporda
Gümrük Birliğinin kapsadığı alanlarda Türkiye’nin AB müktesebatına uyumunun ileri düzeyde olduğu ve geçtiğimiz yıldan bu yana
sözkonusu alanlarda daha da fazla uyum gerçekleştirildiği teslim edilmektedir. Bununla birlikte
Türkiye’nin Kopenhag ekonomik kriterlerinden birini oluşturan“işleyen piyasa ekonomisine sahip olmadığı” iddia edilmektedir.
Strateji Belgesinde
Kopenhag siyasi kriterlerine
ülkemizden başka tüm adaylarca uyum sağlandığı
Kopenhag ekonomik kriterleri bağlamında ise
Türkiye
Bulgaristan ve Romanya hariç
diğer aday ülkelerin “işleyen piyasa ekonomisine sahip oldukları ve AB’nin rekabeti ve piyasa güçleriyle başedebilecekleri” teyid edilmiştir. Bu değerlendirme ışığında
Komisyonun 2002 İlerleme Raporlarında
hangi aday ülkelerin üyeliğe kabul edilebileceği konusunda somut tekliflerde bulunulabileceği ve azami 10 Aday Ülkenin
2002 sonu itibariyle üyelik için gereken kriterleri karşılayabilecek durumda göründükleri belirtilmektedir. Türkiye için ise
üyelik konusunda somut herhangi bir perspektife yer verilmemiştir.
TÜRKİYE – AB İLİŞKİLERİNDE 2001 BİLANÇOSU
Türkiye – AB ilişkilerinin 2001 yılında içerik bakımından diğer yıllara nazaran çok daha başarılı geçtiği görülmektedir.1999 Helsinki Zirvesinden sonra 2000 yılı AB ve Türkiye için bir hazırlık dönemi olmuştur. Bununla beraber
2000 yılı içinde üç yıllık bir aradan sonra Ortaklık Konseyi toplanmış
analitik inceleme (ön tarama) amacıyla alt-komitelerin kurulmasına ilişkin karar alınmış
Katılım Ortaklığı Belgesi müzakere edilerek sonuçlandırılmış
Ulusal Programa ilişkin hazırlıklar nihai aşamaya gelmiştir.
Kuşkusuz 2000 yılındaki faaliyetler 2001 yılının somut gelişmelerle geçmesine katkıda bulunmuştur. Bu yıl içindeki faaliyetler ve gelişmeler aşağıda kronolojik olarak yeralmaktadır. Bu unsurları daha geniş bir biçimde açmak mümkün olmakla birlikte
özlü bir düzen içinde sıralayarak
bir bilanço çıkarmak amaçlanmıştır:
· Komisyon diğer adaylara olduğu gibi Türkiye için de Katılım Ortaklığı Belgesini yayınlamıştır (8 Mart).
· Hükümetimiz AB Müktesebatının Üstlenilmesine ilişkin Ulusal Programı kabul etmiştir (19 Mart)
· Türkiye AB’nin geleceğine ilişkin olarak Dışişleri Bakanları düzeyinde gerçekleşen toplantılara davet edilmiş ve katılmıştır.
· Ülkemiz diğer adaylarla birlikte Göteborg Zirvesine (16 Haziran) katılmıştır.
· Ortaklık Konseyi (26 Haziran) artık olağan bir şekilde toplanmaya başlamıştır.
· Müktesebat uyumu için faaliyet gösteren toplam 8 Alt-Komite iki tur toplantılarını tamamlamıştır (Haziran 2000 – Temmuz 2001).
· Avrupa Parlamentosu çerçevesinde aday ülkelerin davetli olduğu Parlamento Başkanları
Parlamento Genel Sekreterleri ve Dış İlişkiler Komisyon Başkanları gibi toplantılara Türkiye de davet edilmiş ve katılmıştır.
· Anayasa reformunun ilk ve önemli bölümü gerçekleştirilmiştir.
· Ekonominin çeşitli alanlarında reformlar yapılmıştır.
· Müktesebata uyum faaliyetleri için AB Genel Sekreterliği eşgüdümünde ilgili kuruluşlarımızın kapsamlı çalışmaları devam etmiştir.
· AB
yıllardan beri Türkiye’nin faydalanabilmesi için arzulanan Topluluk Programlarına katılmak için gerekli iç prosedürlerini tamamlamıştır. Buna ilişkin Çerçeve Anlaşma önümüzdeki günlerde imzalanacaktır.
· AB
mali işbirliğinin daha etkin ve düzenli işlemesi için gerekli olan iç düzenlemeleri gerçekleştirmiştir. Artık Türkiye-AB mali işbirliğinde de
PHARE prosedürleri uygulanacaktır.
· 2001 yılı MEDA yardımları bağlamında 167 milyon Euro tutarındaki AB hibesi projelere bağlanmıştır.
· Hizmetler ve kamu alımlarının karşılıklı açılımına ilişkin 3. tur müzakereler tamamlanmıştır.
· Komisyonun teknik faaliyetlerinin gerçekleştirildiği 12 teknik komiteye daha gözlemci olarak katılmamıza imkan veren kararlar alınmıştır.
· Gümrük Birliği kapsamındaki faaliyetler düzenli ve kapsamlı olarak sürdürülmüştür.
· Türkiye
diğer adaylarla birlikte
terör konularının ağırlıklı olarak ele alındığı Gent Zirvesine katılmıştır. Sayın Bakanımızı
Avrupa Konferansı – İKÖ Zirvesi yapılması yolundaki önerisi burada genel kabul görmüştür.
· Ülkemizle ilgili İlerleme Raporunun dördüncüsü ve Strateji Belgesi yayınlanmıştır (13 Kasım). Burada önerilen Topluluk müktesebatının ayrıntılı inceleme çalışması için ön hazırlıklar başlamıştır. Önümüzdeki dönemde bu konuda yoğun bir faaliyetin gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.
· Laeken Zirvesinde (15 Aralık) ilk kez Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılmasına yaklaşıldığı mesajı verilmiştir.
· Yine Laeken Zirvesinde Türkiye’nin diğer adaylarla eşit bir biçimde Avrupa’nın geleceğine ilişkin Konvansiyon çalışmalarına katılması için karar alınmıştır.
· Öte yandan
ülkemiz diğer adaylarla birlikte Laeken Zirvesine katılmıştır.
Netice itibariyle
2001 yılı oldukça verimli bir şekilde sonuçlanmıştır. Bunda
başta Anayasa değişiklikleri olmak üzere
hukuki ve ekonomik alanlarda gerçekleştirilen reformlar ile müktesebat uyumu konusunda sağlanan ilerlemeler önemli rol oynamıştır. Ancak
bu ortamın oluşmasında
AB’nin kendi açısından öncelik verdiği AGSP’da İngiltere ve ABD ile varılan mutabakat ve Kıbrıs’ta iki lider arasında görüşmelerin başlaması gibi konularda Türkiye’nin katkılarıyla sağlanan gelişmelerin yarattığı olumlu havanın da etkili olduğu açıktır. Öte yandan
11 Eylül olaylarının da Türkiye’nin önem ve değerinin anlaşılması bağlamında bu havanın oluşmasına yardımcı olduğunu kabul etmek gerekecektir.
MYTH
Açık Profil bilgileri
MYTH - Özel Mesaj gönder
MYTH - Daha fazla Mesajını bul