Konu
:
Matrix.
Tekil Mesaj gösterimi
07-26-2007, 01:58 AM
#
1
(
permalink
)
ÇiÇEK
Mareşal
Matrix.
MATRİX
İnsan eli ile üretilen
ortaya koyulan eserin her birinin psikolojik açıdan analiz değerleri yüksektir. İnsan ortaya koyduğu
ürettiği her eserde bilerek yada bilmeyerek kendini iç dünyasını
yaşadığı dünyayı
yaşamı – ölümü ve yeniden doğuşu anlatır. Bu anlatılar sözel anlatımdan başlayıp
tiyatroya son olarak da gelişen görsel ve işitsel efektlerle ile beyaz perdeye kadar değişik yollardan nesilden nesile aktarılır. Masallar hikayeler anlatıldığı yere ve zamana göre değişiklikler gösterseler de
temelde anlatılan hikayelerin özünde
hep aynı düşünsel simgelerin ve konuların işlendiğini görürüz. Bugün sinemada da bunu yaşıyoruz. GERÇEK Mİ DÜŞ
DÜŞ MÜ GERÇEK? Varoluşumuz kadar eski olan bu soru Matrix filmiyle yine gündeme geldi.
İlkçağ filozoflarından platon idealar sistemi diye bir düşünce atmıştır ortaya. Bu düşünceye göre 5 duyu ile algıladığımız nesneler gerçek değil
gerçeğin birer yansıması olan gölgelerdir. Gerçeğe ulaşmak için akıl yürütmemiz gerekir. Platon bu düşünceyi yaklaşık 2400 yıl önce ortaya atmış ve daha iyi anlaşılabilmesi için mağarada yüzü duvara dönük yaşayan bir esirin hikayesini anlatmıştır. Mağaradaki bu esir
dışarıdaki gerçek nesnelerin yansıyan gölgelerini görüyordur bu duvarda. Gölgeleri gerçek sanır. Oysa bu gölgeler asıl nesnelerin sadece birer yansımasıdır. Köle yüzü hep duvara dönük olduğu için gerçek dünya hakkında ancak bu gölgelere bakarak bir akıl yürütebilir. Tabii eğer gölgelerin gerçek olup olmadığından şüphelenebilirse.
Buradan yola çıkan Platon yaşadığımız dünyayı beş duyu ile algılayan bizlerin de aynı durumda olduğunu ileri sürer. Beş duyu ile algıladığımız nesnelerin işte bu gölgeler gibi sadece gerçeğin birer yansıması olduğunu ileri sürer.
Bu hikayenin 2400 yıl önce anlatıldığını söylemiştik. Ancak bugün bu hikaye beyaz perde de olsa hala değişik biçimlerde anlatılıyor. Her ne kadar gelişen teknolojinin nimetlerinden yararlanılarak bazı değişiklikler yapılsa da hikayenin özü yine aynı. Evet Matrix den bahsediyorum. 2400 yıl önceki platonun mağaradaki köle hikayesinin çağdaş versiyonu. Hikayenin özü yine aynı
mağarada köle olduğunun farkına varıp
özgürlüğe
gerçeği bulmaya
özüne ulaşmaya duyulan merak ve arzu.
Kültürümüzde de bu tür anlatılar oldukça yaygındır. Tasavvufa göre tüm dünyadaki nesneler
aslında tanrının birer yansımalarıdır. Asıl olan tanrıdır. Bizler dahil tüm varlıklar onun farklı şekillere bürünmüş aaaahürleriyizdir. Ve her varlık varoluşu gereği özüne doğru akmak
onunla bütünleşmek arzusundadır. Akarsuların birleşerek denize akmak istemeleri gibi. İşte tasavvufa göre de bu özünden kopuş ve ayrılık bizi tıpkı platonun mağarasındaki köle gibi
gölgeler dünyasının esiri yapar.
Yukarıdaki örneklerden sonra şu soruyu sormak gerekir. Bizler bir düş dünyasında mı yaşıyoruz? Gerçek dediğimiz elle tutup gözle gördüğümüz dünya
aslında gerçeğin bir yansıması olabilir mi? Eğer bu saydıklarımızın
hiçbir bilimselliği olmayan saçmalıklar olduğunu
masallar veya hikayeler olduğunu düşünüyorsanız
sıkı durun. Fizikte şuan popüler olan 11 boyutlu evren teorisine göre
bu mümkün.
Şu an yaşadığımız evren 4 boyutlu bir evren. En
boy
genişlik
ve zaman. Bir fotoğraftaki resim ise 2 boyutlu sadece eni ve boyu var resmin kalınlık ve zaman yok. Nasıl ki 4 boyutlu evrenin yansıması 2 boyutlu bir fotoğraf olabiliyor ise
11 boyutlu evrenin yansıması da
bizim yaşadığımız 4 boyutlu evrenimiz olabiliyor ünlü fizikçi Hawkging'e göre.
Pek iyi bu ve benzeri bazı hikayeler niçin binlerce yıldır anlatılıyor
oynanıyor
filme çekiliyor olabilir acaba. Tarih içerisinde hemen her kültürün efsanelerinde masallarında
varolan ve özünde aynı konunun işlendiği bu ve benzeri hikayelerin kaynağı ne? Bu kültürler birbirlerinden habersiz
nasıl oluyor da benzer efsaneler
hikayeler
:-):-):-):-)forlar yaratıyor ve benzer sorular sorabiliyorlar. Bu ortaklık yoksa bizim aynı bütünün-gerçeğin aaaahürleri olduğumuza mı işaret? Eğer gerçekten öyle ise
biz o bütünün gölgeleri olmuş olmazmıyız?
Son olarak bütün bunlar doğru ise ne içinyaşıyoruz? Dahada köyüsü bütün bunlar birer saçmalıksa ne için yaşıyoruz...
PSİKO-SOSYAL ANALİZİ
Gösterime girdiğinde herkeste büyük ilgi uyandırdı. Tv. Programlerı yapıldı
yazıldı. Hatta bir felsefe dergisinde ''Kırmızı hap mı? Mavi hap mı?'' diye kompozisyon yarışmaları bile düzenlendi. Filmin bukadar ilgi görmesini
kimileri hareketli sahnelere
kimileri ise taşıdığı dinsel temalara bağladı.
Bence filmin bukadar büyük ilgi görmesinin altında yatan ana neden
bilinçdışının telafi edici yönü. Bilinçdışı tehliaaai herzaman olduğu gibi bizden önce farketti. Ve bu filmin yazılması
çekilmesi kaçınılmaz oldu. Gösterime girdiğinde ise bilinçdışımızın ihmal edilmiş yönleri
bizi bu filme çekti. Pekiyi
neydi bu bilinçdışının ihmal edilen yönleri? Ve bizi neye karşı uyarıyorlardı.
Serinin birinci filiminde
özellikle vurgulanan tek şey vardı ''GERÇEK NEDİR?'' ve ''UYAN'' ... Pekiyi biz gerçekten uyuyormuyuz?... Gördüğümüz herşey aslında bir yanılsama
bir düş mü?... Eğer
dış dünyanın gerçekliğini beş duyumuzla (görme
işitme
tat
koku ve dokunma) test ediyorsak
beş duyumuz
sadece sinirsel iletiyle beynimize ulaşan elektirik sinyallerinden ibaret. Dolayısıyla gördüğümüz herşeyin bir yanılsama olması ihtimali mümkün. Ancak ben bu tartışmayı
felsefecilere bırakıp
olayı somut dünyadan hareketle
bilinçdışı içerikler açısından değerlendirmek istiyorum.
Evet bugün biz bir düş dünyasında değiliz
bir küvezde yaşamıyoruz ve başımızdan kollarımıza kadar kablolar yok. Ancak
yaşadığımız dünyada kendi korunma reflekslerini oluşturmuş hakim siyasal
ekonomik
kültürel bir yapı var. Ve bu yapı kendi devamlılığı için
oluşturduğu ideal insan tipinin üzerinde yükseliyor. Hem de giderek artan bir hızla. Yükseldikçe de (Matrı
eki makinalar gibi.)onu yaratan insanın kontrolünden çıkıyor.
Bu yapının insan doğasına nekadar uyduğunu ise günümüz insanının kalabalıklaştıkça yalnızlaşan
ekonomik olarak kalkındıkça
ruhsal olarak dibe vuran yaşamına bakarak anlayabiliriz.
Kontrolden çıkan bu sistemimin görünmez kabloları bize sürekli ''Mutlusun
terfi ettin
zengin bir adamla evlisin
yeni bir araba aldın
okulu bitirdin'' demesine rağmen taa içimizde...
derinliklerimizde...
tanımlayamadığımız...
bizi rahatsız eden ve sürekli dönüp duran birşeyler var. Neo; nun içinde dönüp duran ve onu sürekli rahatsız eden o şey gibi. O şeydi Neoyu Morpheusa götüren . Ve yine o şey sizi bu yazıyı buraya kadar okumaya iten...
Ancak Neo
varoluşsal yolculuğuna
Morpheusa gitmekle değil
Kırmızı hapı seçmekle başlar. Morpheus ona yolu gösterir
ancak seçimi Neo yapar ve tavşan deliğinin derinliklerine doğru gizemli bir yolculuğa çıkar. Hemde geri dönülmez bir yolculuğa.
Pekiyi şimdi de ben size soruyorum
Varoluşsal yolculuğunuzda; KIRMIZI hap mı? yoksa MAVİ hap mı?....
NE o... Tavşan deliği çokmu karanlık..........
ÇiÇEK
Açık Profil bilgileri
ÇiÇEK - Özel Mesaj gönder
ÇiÇEK´nin Web Sitesini ziyaret edin
ÇiÇEK - Daha fazla Mesajını bul