Konu
:
DEVRİMCİ TİYATRO ve..... sokak tiyatrosuna bakış
Tekil Mesaj gösterimi
06-19-2008, 02:52 AM
#
1
(
permalink
)
BaL
Administrator
DEVRİMCİ TİYATRO ve..... sokak tiyatrosuna bakış
DEVRİMCİ TİYATRO
Burjuva sanatının en belirgin yanı
sanatı toplumsal gelişmelerden
siyasetten ayrı tutmak
sadece "estetik" bir aaaaya dönüştürmek istemesidir. Doğal olarak tiyatroya da burjuvazi bu gözle bakacaktır. Peki biz nasıl bakacağız? Burada tiyatro üzerine uzun teorik tartışmalara girecek
ya da tiyatro tekniklerini anlatacak değiliz. Tiyatroyu ele alırken
öncelikli sorunumuz
halkın kültürel gelişimi ve eğitimi açısından
devrimci mücadele açısından tiyatroyu nereye oturtacağımızdır. Buna devrimcilerin açık bir cevabı olmalıdır. Çünkü tiyatro
hemen tüm sanatlar gibi
halkın kültürel eğitimi ve devrimci mücadele açısından bir araçtır ve bugün biz ne yazık ki bu aracı yeterince kullanamıyoruz. Hatta "yetersiz" diye ifade etmek bile mevcut durumu anlatmaz.
NEDEN VE NASIL BİR TİYATRO?:
Tiyatroya yalnızca eğlendirici bir sanat olarak bakmak ve halktan
onun gerçeklerinden uzak biçimsel arayışlara yönelmek onu burjuvazinin çıkarlarıyla buluşturacaktır. Tabii ki tiyatroda eğlendirici bir yan olabilir. Ancak bu da toplumsal gelişime hizmet eden bir tarzda biçimlendirilmelidir.
Düşündürücü ve dönüştürücü bir işlevi olmalıdır. Tüm bunları başarmak öncelikle tiyatro oyuncularının bu noktadan hareket etmesiyle
bu bakış açısını kazanmasıyla mümkün olacaktır. Dünyadaki toplumsal-ulusal kurtuluş savaşlarını ve dünyadaki devrimci sanatların gelişimini incelerken bir çok kez tiyatronun halkın mücadelesinde nasıl bir araç olarak kullanıldığını görmüşüzdür. Gördüğümüz örnekler
tabii esas olarak sokak tiyatrosu
çadır tiyatrosu diye nitelenen türdür. Bütün dünyada devrimciler açısından olanaklı ve gerçekçi olan budur.
Tiyatro kendi doğası gereği öncelikle sadece görsel (afiş
resim vs.) ya da sadece işitsel (müzik vs.) değildir. Bunların her ikisini de kendi içinde barındırır. Bunları birbiriyle bütünleştirerek estetik bir hareketlilik kazandırır. Bu özelliği doğru ve etkili kullanıldığında halka gerçekleri anlatmada
etkilemede vazgeçilmez bir araç haline gelecektir. Gerçekten de tiyatro işlevli bir sanat türüdür. Mesela Tolstoy onu şöyle tanımlar: "Tiyatro ne kansız
ne cansız
ne yüreksiz
ne de sadece kendi için yapılan bir sanat değildir. Tiyatro; geleceğin haberciliğini yapabileceğimiz
düşüncelerimizi açıklayıp içimizi dökebileceğimiz
insanları yargılayıp sarsabileceğimiz bir tartışma alanıdır."
Tiyatro tarihsel olarak çok eskiye dayanır. İnsanoğlunun kendi yaşadıklarını anlatmada kullandığı araçlar arasına girmiştir. Bunun zamanla muhtevası genişlemiş
sadece yaşananların anlatılmasından çıkılıp
düşlenenler
kurgular
ya da başka herhangi bir kesit anlatılmaya başlanmıştır. Doğal olarak zamanla estetik bir içerik de kazanmış ve ilk sanatlardan birisi olmuştur. Esas olarak taklit yoluyla anlatmaya çalışma güdüsü tiyatroya yön vermiş ve gelişimi çağlar boyu sürerek günümüze kadar ulaşmıştır. Ülkemizde de aynı gelişimi izlemesine rağmen islami kurallar ve yaşayış biçimi tiyatronun gelişimini büyük ölçüde engellemiştir. Ancak yine de bir biçimde halkın yaşamında ve kültüründe kendine özgü bir yer edinmiştir. Bunlar daha çok "seyirlik oyunu"
ya da "orta oyunu"
"gölge oyunu" vs. biçimlerde ortaya çıkmış ve benimsenmiştir. Bu bakımdan bizim gibi müslüman ülkelerde halkın tiyatroyu algılama biçimi batılı ya da farklı kültürlere oranla daha geri olabilir. Ancak örneğin bugün televizyonlarda en çok izlenen pek çok dizinin tiyatro kökenli olduğunu gözönüne getirirsek
bu durumun değiştirilemez olmadığı da ortaya çıkar. Halkın sorunlarını dile getiren bir tiyatro
halkın ilgisini çekmektedir. TV'lerde bu sorunları sulandırılmış
çözümsüz bir biçimde dile getiren programların ilerisine geçecek olan
gerçek anlamda devrimci tiyatroda halk kendini
kendi sorunlarını
düşmanlarını ve kendi kurtuluşunu göreceği için kuşku yok ki
bu tiyatroyu benimseyecektir. Bugün devrimci sanatçıların ekmek kuyruklarında sergiledikleri sokak tiyatroları ve halkın sahiplenmesi buna çok küçük bir örnektir.
BİZİM TİYATROMUZ "YALIN VE DOĞRUDAN" OLMALIDIR:
Halktan yana tiyatroda içerik kadar
biçim ve sanatçı da belirleyici etmenlerdir. Biçim konusunda şunları söyleyebiliriz. Çağımızda emperyalizm tarafından ağır bir kültürel bombardıman altına tutulan emekçi haklarımız bu sistem içerisinde yaşamaya mahkum edilmiş
çelişkilerin perdelenmesi için kendi öz kültürleri unutturulmak istenmiştir. Sınıfsal çelişkilerinin üstünü örtmek ve bilinçlerini dumura uğratmak için toplumda yozlaşma
ahlaksızlık
dejenerasyon alabildiğine geliştirilmiştir. Yani emekçi halk dünü ve bugünüyle kendi öz kültürüne
ulusal ve evrensel değerlerine yabancılaştırılmaya çalışılmıştır. Bu noktada devrimci tiyatroda anlatım ve oyun tekniği sonuna kadar yalın ve doğrudan olmalıdır. Bu anlayışımız karşısında küçük burjuva sanatçıları hemen "estetik" kaygısına kapılıp
slogancılıktan
tekdüzelikten bahsederler. Ama aslında doğrudan ve açık-yalın anlatımlar
hiçbir zaman tiyatro sanatını basitleştirmez ya da daraltmaz. Aksine çok daha geniş emekçi kitlelerine hitap etme yeteneğini geliştirir. Tiyatro
ancak böyle elit bir kesimin sanatı olmaktan çıkar ve emekçi halkın sahiplenmesiyle mücadele içindeki asıl ve olması gereken yerini alır.
TİYATROCU ÖRGÜTLÜ OLMALIDIR:
Yine küçük burjuva sanat anlayışında en çok korkulan şeylerden birisi de örgütlü sanatçıdır. Onlara göre sanatçı hiç bir "kalıp" içerisine sokulmamalı ve "özgür" olabilmelidir. Ancak bu şekilde üretim yapabilir. Aksi halde mutlaka kendisini kısıtlayacak ve kaçınılmaz olarak "marjinal"leşecektir. Ancak böylesi yaklaşımlar mücadele ve sınıf gerçeğinden sonuna kadar uzaktır. Halkın sanatını geliştirecek perspektiften yoksundur. Ve zaten varolan somut durumu da uymamaktadır. Tiyatronun mücadelede bir araç olarak kullanılmasından
devrimci halk kültürümüzü geliştirmesinden bahsediyorsak
bunu en iyi yapacak olan örgütlü sanatçı
tam olarak da Partili sanatçıdır. Halkın içinde kök salan bir Partinin yol göstericiliğine sahip olmak
o kollektivitenin bir parçası olmak
onun mücadelesinin bir neferi olup yaşam tarzını benimsemek
sanatçıyı kısıtlamak bir yana sonuna kadar özgürleştirir. Kitlelerle bütünleştirir. Hayatı
halkı
insanlığı
en doğru tarzda görebilmesini ve bu zenginliği mücadeleye katmasını beraberinde getirir.
Sanatı doğru algılayıp onu halk için kullandığımızda
bu
hem mücadeleyi geliştirecek
hem sanatın kendi içinde giderek yetkinleşmesini sağlayacaktır. Yeterki biz onu devrim mücadelesinde kullanacağımız bir silah olarak kavrayalım. Eksiklikleriyle de olsa kısacak bir sokak tiyatrosunun bile bir gösteriye
bir direnişe
bir toplantıya
yürüyüşe kattığı zenginliği
insanların buna gösterdiği ilgiyi bu güne kadar yaşaman pratik deneyimlerden biliyoruz. Düşman bile bu 15-20 dakikalık oyunların halk üzerinde bıraktığı etkiyi
ilgiyi görmüş
oynanmasını engellemek için adeta seferber olduğu zamanlar olmuş
devrimci sanatçıları gözaltına almıştır. Düşmanda bu rahatsızlığı yaratan tiyatronun gücüdür. Bu gücü geliştirip
büyütebiliriz. Yetersiz de olsa Ayşe Gülen Halk Sahnesi
devrimci tiyatro ve devrimci sanatçı açısından bir örnek oluşturmaktadır.
HER ALANA
HER BİRİME BİR TİYATRO:
Neden her alanımızın bir tiyatro kolu
birimi olmasın? Neden derneklerimizde
sendikalarımızda bu çalışmayı yapmayalım? Böyle bir çalışmanın kendisi zamanla örgütleyici bir nitelik kazanacak
kültürel
sanatsal faaliyetlere eğilimli insanları mücadelenin bu boyutunda toparlayacak
ortaya koyacakları ürünlerle de alanımızdan
birimimizden başlamak üzere binlerce
onbinlerce insana yeni bir kültürü
halkın geleneklerini
devrimin bilincini taşıyacaklardır. Her alan da Ayşe Gülen'lerimiz
Ayçe İdil'lerimiz vardır ve yaratılacaktır.
Bir tiyatro çalışmasını çok fazla idealize etmeye gerek yoktur; estetik kaygılarla idealize etmeye başladığımızda tabii ki
bu çalışmanın bizim olanaklarımızla mümkün olmadığı
elimizde bu işi bilen insan olmadığı sonucuna varır ve bu araçtan yararlanamayız. Nitekim
birimlerde
alanlarda pratik olarak olan da budur. Başlanılan çeşitli çalışmalar da
bu eksik kavrayış sonucu genellikle yarım kalmaktadır. Sanatın bu türüne
yukarıda kısaca açmaya çalıştığımız ölçüler içinde yaklaşıp
cesaretle ikişer
üçer kişilik oyun grupları kurabiliriz. Bunlar hem giderek yetkinleşecek
hem alanımızdaki daha başka yetenekli insanları ortaya çıkartacak
hem de devrimci faaliyetin eksik bir yanını tamamlayacaklardır. Sahne olanakları diye bir sorunumuz olamaz bizim. Sokaklar sahnemizdir. İşyerlerinin
okulların yemekhaneleri sahnemizdir. Birleştirilmiş dört masa bize mükemmel bir sahne sunar. Mesele
bizim tiyatroyla söyleyecek birşeyimiz var mı? Eğer bu varsa
buna yönelik bir faaliyetimiz varsa
sahneden kostüme gerekli herşey yaratılabilir. Bu noktada elbette yapacağımız işi kabalaştırmak
ilkelleştirmek gibi bir yanlışa da düşmemeliyiz. Peki kabalıktan kaçınmanın yolu nedir denilirse
bunun yolu konservatuar eğitimi almak değildir; bunun yolu
yaptığımız işe emek vermek
BaL
Açık Profil bilgileri
BaL - Özel Mesaj gönder
BaL - Daha fazla Mesajını bul