Günümüzde ketçap tamamen domatesten yapılmış bir sos olarak tanınır. Halbuki ketçap

asırlar boyu yemeğe tat veren ve iştah açan

değişik yiyeceklerden hazırlanmış bir sos olarak bilindi. İlk olarak milattan önce 300 yıllarında Romalılar tarafından hazırlanan ezme veya püre halindeki bu sos

yağ

sirke

biber ve kurutulmuş küçük balıklardan hazırlanıyor

balık ve tavuk yemeklerine lezzetlerini arttırmak için konuluyordu.
Her ne kadar Romalıların ezmeleri kayda geçen en eski sos olarak bilinse de ketçabın atası sayılamazlar. Çin'de 1690 yılında yine balık ve tavuk yemekleri için

tuzlu suda salamurası yapılmış balık ve baharatlardan oluşan bir sos kullanılıyordu. Bu sosun adı 'ketsiap' idi ve ünü zamanla Malezya'ya yayıldı. Orada adı 'kechap' olarak azıcık değişti.
1700'lü yılların başlarında İngiliz kaşif ve denizcileri bu çok sevdikleri sosu anavatanlarına getirdiler. Ne var ki bu karışık sosun içinde ne olduğunu çözemeyen İngiliz aşçılar onu kendi kafalarına göre mantar

ceviz

salatalık karışımı ile hazırladılar. Bu karışımı 'ketch-up' olarak telaffuz eden İngilizler onu o kadar çok sevdiler ki

1748 yılında devrin en önemli yemek kitabında bile yer aldı.
İyi güzel de

domates ketçabın içine ne zaman girdi? 1790 yılında girdi ve daha Önce olamazdı çünkü o tarihe kadar

Amerika kıtasından getirildiğinden beri domatesin zehirli olduğu sanılıyordu. Domates o zamanlara kadar saksılarda pencereleri süslüyordu. Gerçi domates

bazı cinsleri zehirli olan 'solanum ailesindendir ama o bitkilerin de sadece yapraklan zehirlidir.
1876 yılında

hem iyi bir aşçı hem de başarılı bir işadamı olan Hanry Heinz Amerika'da ilk ketçap fabrikasını kurdu. 'Heinz ketçapları'nın içinde bulunanlar ve şişesinin şekli günümüze kadar

yüz yıldan fazla bir sürede hemen hiç değişmeden geldi.
Bu süre içinde de insanlar ketçap şişeleriyle boğuşup durdular. Şişeyi sallayarak

dibine vurarak

çatalı şişenin ağzına tıklayarak

bıçağı daracık ağzından içeri sokmaya çalışarak

geliştirdikleri birçok ilginç metotlarla ketçabı şişesinden çıkarmaya çalıştılar.
Ketçabın içinde şeker

sirke

nişasta

tuz ve bazı aromatik kimyasal maddeler vardır ama aslında ketçap koyu bir domates suyudur. İçinde baharat ve acı maddelerin yok denecek kadar az olmasından dolayı yiyeceklerin üstüne bol bol dökülür. Bir şeyin üzerine dökülecek sıvı için ise en iyi kap şekli dar ağızlı bir şişedir.
Ketçabın kardeşi hardal için ise durum farklıdır. Hardalın tadı yakıcıdır

bir yiyeceğin üstüne bol miktarda sürülemez

dolayısıyla bıçağın ucu ile alınabileceği geniş ağızlı bir cam kap onun için daha uygundur. Bu nedenlerle yıllar boyu ketçap şişeleri ince uzun ve dar ağızlı

hardal şişeleri de kısa ve geniş ağızlı imal edilmişlerdir.
Heinz

ketçabını piyasaya sürmeden önce diğer bütün soslar geniş ağızlı kaplarda satılıyorlardı. Heinz'in ketçabı başlangıçta daha sulu ve akıcı idi. Bu nedenle de dar ağızlı ve sekiz köşeli şişeleri kullandı. Zamanla müşteri isteği doğrultusunda ketçabının kıvamını koyulttu ama aynı müşteri alıştığı ve elde tutması kolay olan şişenin dizaynının değişmesini istemedi.
Heinz mecburen ketçabını dar ağızlı şişelerle satmaya devam etti. Ketçap deyince Heinz markası ve onun sekizgen şişeleri akla geldiğinden

diğer üreticiler de ürünlerini bu tip şişelerde salmaya başladılar.
Koyu kıvamlı ketçabı dar ağızlı şişeden çıkarmaya çabalayanların verdikleri amansız mücadele

1983 yılında

yine Heinz firmasının ürettiği plastik şişelerle son buldu. Artık ketçap

şişenin ortası sıkılarak kolayca şişesinden çıkarılabiliyordu.
Ayaküstü

sandviç

hamburger ve benzeri yiyecekler satan yerlerde ketçap da. hardal da birbirine benzer kaplarda sunulurlar. Musluklarına basarak yiyeceklerin üstüne istenildiği kadar konulabilir. Burada amaç herkesin aynı kabı veya şişeyi kullanmamasıdır. Tabii bu kaplardaki ketçabın da

hardalın da fazla koyu olmadıkları dikkatinizi çekmiştir.